İlan-ı Aşk Nasıl Yapılır?

İlan-ı aşk; ‘Siz reenkarnasyona ve Tanrı’ya inanmıyorsunuz biliyorum. Ama siz de biliyorsunuz, ben inanıyorum,’ diyorum, ‘Ve reenkarnasyonda geçmiş hayatınızda sizin için önemli olan insanlar, yeniden karşınıza çıkarlar.’

Hissediyorum, gözlerim içindeki suyun sızarak taşması için tek bir damlayı bekleyen bardak gibi doldu. Kırptığım anda yanaklarımdan sıcak sıcak aktığını hissediyorum.

aşk apnede ask tutku cosku sevgi sevilmek ihanet ilan-ı aşk

İlan-ı aşk mı?

Bir nefes.

‘Evet?’ diyor. Dinlemek istiyor, çünkü anlatmam için aylardır bekliyor.

Elimde büke büke kaskatı ettiğim bir kağıt parçası tutuyorum. Deniz kenarında, bir bankta buluşmak istememin sebepleri var. Farklarımızı en aza indirgeyecek tek şey doğa çünkü.

Derin bir nefes daha…

Gözlerine bakabilirim, anlatacak hikayelerimi yüzyıllardır içimde tutuyormuşum gibi geliyor.

‘İnsanoğlu kendi kurallarını yarattı. Kuşkusuz kötü bir niyeti yoktu; kendi hayatını güzelleştirmekten başka bir hedefi olabileceğini sanmam.’

Kısa süren bir susuş.

‘Ama kendi Tanrı’yı oynarken, yarattığı kurallara hapsolacağını hiç düşünmedi. Kendimize bir hapishane yarattık.’ Kağıtla oynuyorum.

Sabahın erken saatleri, sahilde bizden başka kimseler yok.

‘Ama bir kaçış var. Gerçekçi değil biliyorum ama uykularımın bölünmesini engelleyen tek tesellim bu.’

‘Neden bu kadar gerginsin?’ diye soruyor. Elini omzuma koyup rahatlatmaya çalışıyor.

Ağlamamak için kendimi zor tutuyorum. Başımı çevirip yüzüne bakabilmeyi çok istiyorum ama gözlerim dolu dolu. Kısa süreliğine başımı çevirip başarısız bir gülümsemeyle yüzümün seğirmesini bastırmaya çalışıyorum.

‘Siz reenkarnasyona ve Tanrı’ya inanmıyorsunuz biliyorum. Ama siz de biliyorsunuz, ben inanıyorum,’ diyorum, ‘Ve reenkarnasyonda geçmiş hayatınızda sizin için önemli olan insanlar, yeniden karşınıza çıkarlar.’  Hissediyorum, gözlerim içindeki suyun sızarak taşması için tek bir damlayı bekleyen bardak gibi doldu. Kırptığım anda yanaklarımdan sıcak sıcak aktığını hissediyorum.

Sabırla dinliyor beni. Ah, bu kadar istemese keşke beni dinlemeyi, keşke bu kadar müşfik, bu kadar cömert, bu kadar olgun olmasa…

‘Aslında,’ diyorum yutkunmalarım arasında – çünkü yutkunmazsam hıçkıracağımdan eminim- ‘Schrödinger’in kedisi gibi düşünüyorum bunu: belirsiz bir zamanda, belirsiz bir zamana kurulmuş bir zehirli tuzak ile bir kediyi bir kutuya kapattıysak tek çare kutuyu açmaktır; kedinin yaşayıp yaşamadığını bu şekilde bilebiliriz ancak.’ Omuzlarımı kaldırıp, ellerimi çaresizce açıyorum iki yana; gözlerim yanarak ağlıyorum ve yutkunuyorum birkaç kez. Sonra alçak sesle çığlık atar gibi içimi çekiyorum. O kadar umutsuzum ki, canımın yandığını hissediyorum ilk kez.

‘Ama biz sadece bu dünyadaki gerçekliği algılayabiliyoruz ya hani; bu bedenlerin içinde sadece bu hayatı yaşadığımıza inanıyoruz ya… Belki de başka bir evrende, başka bir zamanda – belki de zamansızlıkta – bambaşka bir şekilde sürüyor hayatımız ve sizinle…’ Ağlıyorum, utanıyorum, ellerimi yüzüme kapatıyorum. Güneş karşıdan yükseliyor iyice.

‘Ve biz şimdi tutsağız ya bu kendi yarattığımız kurallara… Ah, ne kadar yanıyor canım… Ne uygunsuz, ne yanlış bir durum bu…’ Yutkunuyorum ve gözlerimden yaşlar akmaya devam ediyor.

‘Diğer diyarların kapısını açabilseydik keşke… Biliyorum keşke diye bir şey de yok; aynı o anahtarın elimizde olmaması gibi.’

‘Bir öykü…’ Hıçkırıyorum bir daha art arda ve çaresizlikle boyun bükerek ‘Belki de bitmemiş bir öykü vardır orada… Hiç bilemeyeceğiz.’

Kendimi suçlu hissetmem gerekiyor biliyorum…

Apnede ilan-ı aşk yaşıyorum

İkimizin arasında bu aylarca sürüp gitmiş sessiz diyalogda ilk sözü söylerken… Hayvan doğamıza, poligam genlerimize, ihanete hazır yanımıza bile anlayışla yaklaşabiliyorum. Ve o yanımızı dizginlemeye yarasın diye yaratılmış ahlak, din, toplum kurallarının hiç birine karşı sorumluluk, suçluluk, mahcubiyet duymuyorum.

Elini çekmemiş omzumdan, hafifçe sıktığında anlıyorum. Hafifçe burnumu çekiyorum, gözlerimden yaşlar akmaya devam ediyor. Derin bir nefes alıyorum. Apnede ilan-ı aşk yaşıyorum…

‘Kendimi durdurmaya çalışmadım dersem yalan olur. Ama içim… Yani demek istediğim, içimle konuştuğumda, kalbimle… Aşktan başka bir şey demedi bana.’ Çaresiz ve mahçup bakıyorum ona, ellerimle aceleyle ve acemice siliyorum yanaklarımı, gözlerimi… Çıplak güneş ışığının altında ne kadar saklanabilirim?

‘Ama biliyorsunuz işte… Bu dünyadaki halimiz bu. Hiçbir şeyden vazgeçmenizi isteyemem sizden. Sonunda aşka devrimizde verilen değer de ortadayken…’ Acı ve sinirli bir gülüşle denize doğru sitem ediyorum.

‘Bir daha görüşebileceğimizden bile emin değilim… Geceleri kısa pişmanlıklarla bölünen derin bir vecdin içindeyim ben. Biliyorum ki… Biliyorum çünkü… Yanlış aşk olamaz, AŞK özünde doğru. Ama yanlış ilişki olur. Ve ben şimdi ellerimle yıkıyorum ya kurallarla aramıza çekilmiş bu duvarı, daha ilerisini yıkmama siz de izin vermeyeceksiniz. Gitmem en doğrusu…’

Elini omzumdan elime indiriyor. Ne kadar çok istiyorum bir çözüm bulmak şu hale… ‘Tamam’ diyor. Gözlerime bakıp da söylüyor.

Bir nefes…

Uyanıyorum. Hıçkırarak uyanıyorum. Gözlerimden yaşlar akıyor. O kadar gerçekti ki hiç bilemeyeceğim ne için ‘tamam’ dediğini…

Bir rüyadan uyanmış olmanın hayalkırıklığının bu kadar büyük olabileceğini bilemezdim.

Ama nefes almaya devam ediyorum. Aşkın yanlış olmadığını bilerek…