Zaman Ayırmak ya da Ayırmamak: İşte Bütün Mesele Bu!

“Yapmak istiyorum ama zamanım yok”, “bir türlü zaman kalmıyor”, “vakit bulsam yapacağım”. Bu klişeleri hepimiz sarf etmişizdir herhalde? Şehirde okul iş şu bu derken hepimiz ağzımıza sakız etmişiz bu sözleri. Ama doğada evinde yaşayıp görünürde “yapması gereken” listesi kısacık olanlardan da aynılarını duyunca yedim tokadı.

zaman ayırmak

Meğer yalanmış, bahaneymiş bunlar. Yapmak isteyen ne koşulda olursa olsun yapar, yapmayansa gerçekte yapmak istemiyor demekmiş. Yani yapacak kadar, yeterince istemiyormuşuz meğer bahsettiklerimizi.

Hepimiz yapılabilecek güzel şeylerin hayallerini kurarız. Kitap okumaktan tut, değişim yaratacak sosyal sorumluluk projelerini hayata geçirmeye, yolculuk yapmaya, veya sadece oturup dinlenmeye kadar. Bunları yapmamızın önünde gerçek bir engel olmadığını, yalnızca bunun için gerekli enerjiyi toplamadığımızı görmekse resmi değiştiriyor.

zaman“Bunlar fantezilerimiz mi yoksa gerçekten yapmak istediklerimiz mi?” arasındaki ayrım ortaya çıkıyor. Fanteziler sadece hayalini kurması keyifli gelen şeylerdir. Parantez içinde “başka biri olsaydım” içeren “isterdim” senaryolarıdır. Onları gerçekten yapmayacağımızı biliriz.  İsteklerimizi ise bir miktar enerji ortaya koyup gerekli ortamı yaratarak gerçekleştiririz. Yani gerçekten bunu yaparız. Yapmaya uğraşırız. Aşık olduğumuzda o birinin hayatımıza girebilmesi için, hiç olmayan yerden zaman ayırıp girebileceği vakitler yaratmak gibi. Yeterki gerçekten isteyelim, görürüz ki o zaman ayırılır.

İşte bu noktada gerçekten ne kadar istediğimiz sorusu önem kazanıyor. İstekler arasında bir hiyerarşi bulunuyor. Dolayısıyla aslında yapmak isteyip yapmadıklarımız öncelik listesinde çok daha aşağı sıralarda kalıyor demek ki. Onları yukarı almak iki türlü mümkün.

Basit Ama Önemli Soru: Neden Yapıyoruz?

Birincisi, vakit ayırdığımız etkinlikleri sorgulamak. Öyle çok şey var ki aslında anda bir istek sonucu değil, sırf alışkanlıktan yapmaya devam ettiğimiz. O bazı kişilerle görüşmeyi gerçekten istiyor muyuz, şu filmi veya diziyi gerçekten izlemek istiyor muyuz, sosyal medya sayfalarını defalarca ‘yeniden yükle’ butonuna basarak duvarını sıyırmak istiyor muyuz? Daha da öteye gidersek, bu işte çalışmayı, şu okulda okumayı gerçekten neden istiyoruz?

seçim

‘Gereklilik’ diye nitelendirip kestirip atmak yerine durup sorgularsak aslında bize gerçekten hizmet etmeyen bir çok şeyi daha fazla vakit kaybetmeden hayatımızdan çıkarabiliriz. Gereklilik diye tanımladıklarımız inançlarımız ve arzularımız doğrultusunda belirlenen kalıplardır. ‘’‘Hayat standartlarımı sürdürmek için’, ‘saygınlık ve statü için’, ‘ailemi mutlu etmek için’, ‘konfor alanımı korumak içinistiyorum” cevapları gizlidir çoğu zaman bu soruların arkasında.

Herhangi bir şeyi istemekte özgürüz, fakat yeterki yaşamımızı bu istekler doğrultusunda kendimiz belirlediğimizi hatırlayalım ve kendi kendimize mağdur taklidi yapmayalım. Çünkü aynı koşullara sahip olup bambaşka hayatlar sürdürenler de varsa bu bahsettiğimiz mutlak ‘gereklilikler’ esasen muğlak değil midir? Eylemlerimizin ve seçimlerimizin sorumluluğu kendimizden başkasına mı aittir ki? Ve asıl, seçme şansı bizdeyken nasıl bulunduğumuz durumdan şikayet edebiliriz?

istekler

Hayatımızdaki dengelerin yerini gayet tabii başka dengeler de alabilir. Öyleyse bilelim ki her neyi standart kabul ediyorsak bu kendi seçimlerimize bağlı. Yani istemediğimizi sandığımız bir şeyi yapıyorsak bile, onu aslında istediğimiz için yaptığımızın farkına varalım ki, belki bu sayede onu sevebiliriz, veya değiştirebiliriz. Bunca emek sarfettiğimiz şeylerin ‘boşuna’ olduğunu kabul edip kesmekse cesaret ister evet, fakat gurur yapmanın ya da kumarbazlığın ne lüzumu var, ‘zararın neresinden dönsek kardır’. Hem üzülmeyelim ki bizi bugüne getiren her şey sırf bizi bu noktaya hazırladığı ve sürecin parçası olduğu için ‘boşuna’ olamaz zaten.

Heyecan ve Gerekli Enerji

İkinci faktör bu iş için duyduğumuz heyecan. Her işe başlamak belli bir miktar enerji istiyor. Zihinde yeni bir sayfa açmak, alışkanlıkları yeniden düzenlemek, birşeyleri değiştirmek, oluşturmak için gerekli enerji. Bu yüzden derler “başlamak bitirmenin yarısıdır” diye. Eğer yeterince heyecan duyuyorsak enerjimiz var demektir. Ama eğer yoksa bu olmayacak anlamına da gelmiyor. Hele peşinde olduğumuz aslında bizzat o heyecanı, yaşam coşkusunu duymaksa.

heyecan

Bu bir çiçek istediğimiz ve bunun için bir tohumumuz olduğu anlamına geliyor. Eğer çiçeğin büyümesini istiyorsak onu ekmek ve birazcık can suyu vermek gerek. Emek sarf etmeye başladığında, bir şeylerin oluşmaya başladığını görmek, sırf bunun kendisi bizi o heyecanla ve yaşam coşkusuyla dolduran şey. Ve daha fazlasını yapabilmek, dolayısıyla daha gür çiçeklere sahip olmak böylece mümkün. Öyleyse ufacık da olsa bir şekilde başlamak, minimum enerjiyle ilk itmeyi gerçekleştirmek ve harekete can vermek doğal olarak isteğimizi öncelik sırasında yükseltecek heyecanı üretir.

Tabi eğer bunu yapmak gerçekten istediğimiz bir şeyse. Ve aslında öyle olmadığını fark etmek de bir hayli olası. Çünkü birçok zaman başkalarının heyecanla yaptığı bir şey o işi güzel gösterir ve özendirir. Güzel olan o heyecanın kendisiyken, bize o heyecanı yaşatacak aslında başka bir şey olabilir. Yani her tohumun büyüyeceği toprak farklıdır, ve onu ekeceğimiz toprak kendimiziz. Bu yüzden tohumu dışarıdan almaktansa kendi içimizde bulmak tabi ki onun büyüme şansını etkiler.

Birçok zamansa istediğimiz aslında o bir şeyi yapmak değil de, o bir şeyi yapan biri olmak olabilir. Yani resim yapmaktan ziyade resim yapan biri olmak peşinde olabiliriz. Ki bu ikisi oldukça farklı şeyler çünkü ikincisinin kökü egonun illüzyonlarına dayanır. Keyif aldığımız şey sürecin kendisi değil de yalnız ismi/sonucu ise hayal kırıklığına uğramak neredeyse kaçınılmaz. Bu bir tırtılın tek amacının kelebek olmasına benzer. Oysa yaşamının çoğu bir tırtıl olarak veya kozada geçecektir. Eğer doya doya mutlu bir yaşam sürmek istiyorsa amacı yalnız yaşamak olsa iyi eder. Bunun sonucunda kendiliğinden kelebek olacaktır zaten, ama coşkusu bundan bağımsız, her daimdir. Aslında uzun lafın kısası, yapmış olmak için değil, ancak yapmanın kendisi için istiyorsak o istek hakikidir. Ve o zaman öncelik edip vakit ayırmaya değer.

Bitirmenin İkinci Yarısı

O halde geriye yalnızca bu heyecanı/enerjiyi doğru şekilde kanalize etmek kalır. Yani yapılması gereken her ne varsa tespit edip, aşamalara ayırıp, sırasıyla ilgilenmek. Bu son kısım olmadığında, hevesle koşup uçmak isterken ne yapacağımızı bilemeyip daha yürüyemeden kendi ayağımıza takılıp düşüyoruz. Adım adım ilerlemek yürümeyi mümkün kılıyor. Mantıken oldukça basit gelse de, şahsen bu adımlara ayırma işini keşfedene kadar kendime az çelme takmadım.

adım adım

Evvelinde düşülen tuzak, yapacağın şeyi etraflıca düşünüp, sonra tekrar tekrar daha düşünüp, ağır bir yapman gerekenler zincirinin altında aynı anda yapacakmışsın gibi ezilip, eninde sonunda daha düşünürken yorulmak ve yapamayacağına karar vermek olabiliyor. Yapmak yerine yapmayı düşünmek, bir yemeğin tamamını tek lokmada çiğneyecekmişiz gibi bir zorluk yanılsaması yaratıyor. Ve daha bir lokma bile yemeyi denemeden vazgeçmeye benziyor. Oysa bir başlasak gerisi aynı kolaylıkla gelecek.

Yapılan bir araştırmaya göre insanlar otururlarken söz gelimi bir restorana gitmeye davet edildiklerinde reddetme olasılıkları daha yüksek oluyor. Yani daha çok üşeniyorlar. Fakat önce bir şekilde ayağa kaldırılıp bu şekilde teklif edildiğinde bir çoğu istekli oluyor. Yani bir şekilde harekete geçmek, daha büyük bir hareketi göze almayı kolaylaştırıyor. Eskiler bunu farkettiklerinden mi demişler acaba ‘hareket berekettir’ diye…


Kendimize attığımız bir başka çelme de yapmak istediğimiz şey hakkında harekete geçmeyip konuşup durmak. Bir başka araştırmaya göre bu o işi gerçekten yapma ihtimalimizi azaltıyor. Yapmak istediğimiz şeye dair heyecanımızı onu anlatırken kullanıp tüketiyor, bir yandan da bu gerçekleşmiş gibi imgelerle zihnimizi doyuruyoruz. Yeniliği ve bilinmezliği yittikçe o hayali besleyen heyecan haznesi yavaş yavaş boşalıyor. (Tabi o kadar konuştuktan sonra sırf yiğitliğe ‘leke’ sürdürmemek için yapmanın motivasyonu bir yana.) Bu durumda yapmak yerine ondan bahsetmekten beslenmiş oluyoruz. Yaşadığımız geçici tatminse zihinselden öteye geçemiyor. Varlığımızı beslemiyor. Çünkü gerçekleştirmek yerine, yani üretmek yerine aslında yine tüketiyoruz. İşte bu yüzden yine eskiler demişler, ‘ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz’ diye.  Ah atasözlerindeki bilgeliği nasıl bir ukalalıkla kenara ittirivermişiz böyle!

railroad-tracks-generic-photo-ap

Son olarak, tabi her işin yarısı başlamak da olsa, diğer yarısı da bitirmektir. İstediğimiz 10 tane şey arasında bir seçim yapmadığımızda vakti, dikkati, enerjiyi hepsine bölüştürüyoruz. O zaman da tamamlayacak, zorluklarını aşacak enerji toparlanmayabiliyor. Veya bu çok uzun sürüyor da hevesler zaman aşımına uğruyor. Bu yüzden başladığın işi bitirmek de müthiş bir motivasyon ve enerji yaratıyor. Bitirememekse tam aksine yeni eylemlere girişmek için bilinçaltında olumsuz birikim oluşturuyor. Öyleyse isteklerimiz arasında seçim yapmak, bunun için de kendimizin farkında olmak, verimi sağlayan en temel elemanlar arasında gibi gözüküyor.

Hop hareket berekettir, haydi harekete!