Seçim Meselesi

Ülke yönetimine talip olan ekip kim? Nerede? Sizin gençlik teşkilatınız, kadın kollarınız yok mu? Seçim bütçeniz yok mu? Peşinden süreklediğiniz ve yıllardır yenilgiye uğrattığınız halkın hiç mi bir değeri yok gözünüzde? Eğer muhalefet, kendi tulum çıkardığı bölgelerde bir çadır açıp iki sallama çay ikram ederek hala bir sonuç bekliyorsa, bu aptallığın daniskasıdır! Elini taşın altına koyamayan bir teşkilat bence ülkeyi yönetmemeli!..

seçim meselesi akp chp mhp hdp

Her seçim bir vazgeçiştir

Hayalin düğünü töresi bir hoş, han sarhoş hancı sarhoş, yolda yabancı sarhoş, el çek tabip yaramdan içimdeki sancı sarhoş…

Seçim akşamı, Aşık Mahsuni’nin türküsünü mırıldanıyordum. Hepimizin bir beklentisi vardı. Kimisinin gerçekleşti kimisinin gerçekleşmedi. Güzel bir söz var; “Her seçim bir vazgeçiştir.” Tam olarak böyle oldu. Herkes seçimini yaparken mükemmele oy vermediğini biliyordu. Fakat nelerden vazgeçebileceğini düşündü ve oyunu verdi.

Türkiye’nin, oy kullanan nüfusunun yarısının nelerden vazgeçebileceğini artık biliyoruz. Kritik bir oylamaydı. Savaş, terör, ekonomik durgunluk, rejim değişikliği önerileri… En nihayetinde sonuçlar açıklandı ve gördük ki halkımız gayet basit bir mantıkla refleks göstererek, oyunu kullanmış. Bu karmaşık ilişkilere girmemiş. Öyle ki bu, araştırma şirketlerinin bile tahmin etmediği bir sonuçtu. Gayet tabi, seçim yarışında iktidar partisinin, iktidar partisi olma gücü ve imkanlarını da kullanarak daha başarılı bir seçim kampanyası yürüttüğünü söyleyebiliriz.

Kaybeden muhalefet

Değerli okuyucular, bu seçimin kaybedeni olarak tabi ki muhalefeti görmeliyiz. Hem de bu ortamda büyük bir kayıp!.. Kadın cinayetleri, siyasilerin üslubu, işsizlik, medya baskısı gibi pek çok olumsuz kısıt varken, bu ortamda oy alamayan bir muhalefet… Gerçekten bu ülkede söyleyecek sözü olan herkes kırgın, halkına kırgın, temsilcisine kırgın…

Hep söylediğim gibi düşünen insan, muhalif insandır; bugün itiraz ettiğimiz konular, radikal ekonomik dışa bağımlılık, kadının toplumdaki yeri, sporun, sanatın siyasileşmesi, mahalle baskısı, politikacıların otokratik yaklaşımı vs… Şimdi bu konular evrensel konular, evrensel baskılar, evrensel itirazlar…

Halkımız, evrensel konularla ilgili bulabildiği en yakın temsilciye oy veriyor, verdi. Onun için aldığı, bu oyu bile kimse üstüne alınmasın. Bu evrensel konular tartışılır olduğu sürece % 50’nin kalan kısmı, kendi içinde yer değiştirerek tecelli edecektir. İktidar partisinin aldığı % 50 oy için ise, buna sağ blok dersek; işte bunu açıklayamıyorum. Bu seçimlere kadar şunu söylüyordum, halkın bir bölümü klasik sağ siyaseti gibi davranır ve karmaşık ilişkilere girmez. Bir kriter seçer, örneğin para, örneğin bayrak, örneğin din, örneğin namus ve bunun üzerine gider.

Bu durumda çözüm süreci belli bir oy kaybettirmeliydi ama olmadı. Bu durumda çözüm sürecinin tekrardan silahlı mücadeleye dönmesi bir problem teşkil etmeliydi, o da etmedi. Bu durumda bakara makara puan kaybettirmeliydi, etmedi.

Benzer şekilde, geçtiğimiz seçim dönemleri ile 1 Kasım seçim sürecine kadar iktidar partisinin gösterdiği çelişkilerin hiç ama hiçbir etkisini göremedik. Bu açıklayamama hali sonucunda aslında basit bir açıklaması olabileceğini buldum. Sizlerle bunu paylaşmak istiyorum.

Maslow’un hiyerarşisi

İnsan ihtiyaçlarının, özellikle yönetim bilimi açısından önemsenmeye başladığı yıllarda Abraham Maslow’un  ‘A Theory of Human Motivation’ adlı çalışmasında (1943) ortaya koyduğu şema, bugün hala geçerliliğini korumaktadır. Şema, insan ihtiyaçlarını basamaklandırır ve toplam 5 basamaklı bu şemada kişi bulunduğu basamaktaki dertlerini atlattıkça bir üst basamaktaki ihtiyaçla ilgilenmeye başlar.

  • Birinci ve en alt basamak, biyolojik ihtiyaçlardır; açlık, susuzluk, temiz hava gibi…
  • İkinci basamak güvenlik ihtiyacıdır; kişinin kendini ve mülkiyetinde bulundurduklarını güvende hissedeceği bir ortam yaratması veya o ortama kayması ile ilgilenir…
  • Üçüncü basamak; ait olma, sevgi ihtiyaçlarıdır; arkadaşlık, bir takımın üyesi olma gibi.
  • Dördüncü basamak saygınlık ihtiyaçlarıdır; başarı, saygı duyma, saygı duyulma gibi.
  • Beşinci ve son basamak olan  kendini gerçekleştirme-tamamlama bölümü ise ön yargıları yıkma, erdem, yaratıcılık gibi konuları açıklar.

Bir örnek; aç bir insan ormanda nefis bir et parçası görür. Bu et parçasının yakınında ise tok ama eti paylaşmak istemeyen bir kurt beklemektedir. Aç adam ne zaman ete yaklaşmaya çalışsa, kurt ona doğru hamle yapar ve adam geri çekilir. Adam vazgeçmez, plan yapar, dener ama asla doğrudan cesaretini toplayıp yemeği almaya çalışamaz. Güvenli alanda kurttan uzak oturur. Dolayısıyla “öleceksek, tok ölelim” diye bir anlayış insanda kodlu değildir.

Buradan bakınca 1 Kasım seçim sonuçları daha bir mantıklı geliyor. Bakınız, iktidar partisi güvenlik ve savaş ortamını seçim politikasının içine kattı. Hatta terör faaliyetlerini bizzat yaptırtmak ile ilgili gazete haberleri bile okuduk. Dolayısıyla halk en çok bununla ilgilendi. Canının derdine düşen bir kişi % 10 zam ile, el yapımı uçakla vs. ilgilenmez. Dolayısıyla iktidar partisinin 7 Haziran – 1 Kasım arası bu söylemleri yok denecek kadar azaldı.

Halk daha önceki seçimlerde öncelikle sosyal yardımlarla desteklendi, dolayısıyla birinci basamağa hitap edildi. Bu dönemde ise terör ile müzakere edilmesi halka aşılandı ve halk çok az tepki gösterdi. Değil mi ki sosyal hak kavramı sosyal yardıma dönüştü. Halk buna alışır, itirazı kesilir, neden balık tutmayı öğreten yok demez. Ve nihayet ikinci basamağa geldik. Bir daha ki seçimde de “ayrıcalıklı grup” v.b. slogaları duyarsanız şaşırmayın.

Muhalefet partileri ne yaptı?

Sevgili okuyucular, seçim kampanyaları döneminde hem muhalefetin hem iktidarın kalesi kabul edebileceğimiz iki ayrı yerde ikamet ettim. Ve hiç bir muhalefet partisi ne bir kapıyı çaldı, ne broşür bıraktı. Ben iktidara vatanı sattı, böldü diyen bir muhalefetin çalmadık kapı bırakmasını kabul edemiyorum. Bizim güven duygumuz ve sadakatimiz ile kimse oynamamalı. Eğer ortada siyaset var ise, herkes ektiğini biçer. Ama ortada, “muhalefete göre” vatanı pazarlamak, bölmek demokrasinin içini boşaltmak varsa, o zaman kimse yerinde oturamaz. Ne ekeceğine tek bir kişi karar veremez!..

Bir liderle olacak iş değil bu. Düşünün bir muhtar, tek başına seçim kampanyası yapıyor, bir de bizim muhalefet partisi liderleri… Ülke yönetimine talip olan ekip kim? Nerede? Sizin gençlik teşkilatlarınız yok mu? Kadın kollarınız yok mu? Seçim bütçeniz yok mu? Peşinden süreklediğiniz ve yıllardır yenilgiye uğrattığınız halkın hiç mi bir değeri yok gözünüzde? Eğer muhalefet, teşkilatı kendi tulum çıkardığı bölgelerde bir çadır açıp iki sallama çay ikram ederek hala bir sonuç bekliyorsa, bu aptallığın daniskasıdır! Elini taşın altına koyamayan bir teşkilat bence ülkeyi yönetmemeli.

Romanya’da gece kulübü yangınının ardından başbakan istifa etti. Bizde ise böyle felaketler seçim kampanyası olarak kullanılıyor. Muhalefet, hala iki salonda katılımcılara poşet çay ikram ederek sonuç bekliyor. MHP seçim tarihimizin en kritik anlarından birinde hiçbir tarafından anlamlı olmayan – affedilemeyecek “hayır” politikasıyla, çoğunlukla yaptığı, gibi iktidarın ekmeğine yağ sürdü. Bunun üzerine oy toplaması mümkün değildi. Oy veren, temsil edilmeyeceğini bile bile neden oy versin? Ve bugün “o varsa ben yokum” dediği partinin gerisinde kaldı. Şimdi, 50 yıllık bir parti yaptığı bir hamlenin sonucunu kestiremiyorsa bence artık iktidara talip olmasın!

CHP ise teşkilatı en geniş ve imkanları en fazla olan parti olarak o kadar tek kişi ki… Süheyl hoca gibi isimler partiden ayrılırken, daha tek sesli daha doğrusu çok sesin tek seste toplandığı bir yapının sinyalleri verilmeye başlanmıştı.

Halkımızın kör gözün parmağına durumlarında verdiği kararları açıklamakta zorlandığım oluyor ama muhalefet partilerinin de aşağı kalır yanı yok. İktidar partisi, imkanlarını aklı başında reklamlara, tanıtım kaynaklarına harcıyor bunu görüyoruz. Bütçesi de neredeyse hazine. Algı yönetimi uzmanlarıyla çalışıyor. Ya siz? Böyle bir niyetiniz var mı? Açık olun, bizi daha fazla hayal kırıklığına uğratmayın!