Kabil ve Habil’den Suriye’ye: Neden düşmanlık?

İnsanoğlunun var olduğu günden beri; Kabil’in Hz. Habil’i öldürdüğü günden beri devam eden başa bela beyinlere cefa, yüreklere sıkıntı olan bir olgu düşmanlık…

düşmanlık nedir babil ışid suriye orta doğu rusya savaş

Düşmanlık neden?

Keşke Kabil’in başlattığı ile kalsa ve orada bitseydi ama ondan sonra da devam etti. Hatta her gün katlanarak yolunu kat etti. Yeri geldi bu düşmanlığın adı düşünce düşmanlığı oldu; bundan dolayı nice düşünce ve fikir, insanı ya ölümle ya zulümle ya da başka türlü cefalarla baş başa bıraktı.

Yeri geldi bu düşmanlığın adı para oldu, paraya başka kılıflar bulunup, daha fazlası için, daha fazlasını daha ucuza sömürmek için nice adanmış kişiler başkalarına düşman edildi. Bundan dolayı sadece elinde olanı korumak için elinde olanı kendine kullanmak için çalışan insanların sonu oldu. Başına işkence oldu yahut kafalarına basan ayağın sahibi oldu.


Güç elde etmek ve güce sahip kalabilmek için kullanıldı düşmanlık. Aslında insanların içindeki saldırgan ve öfkeli tarafı diri tutmak için insanların avcı taraflarını köreltmemek için kullanıldı çoğu yerde… Düşman olmak için üretildi nice neden, bu nedenler uğruna eğitildi nice ruh, bu ruhları sapkınlığında acı çekti nice can…

Dünyayı değiştirmek mümkün mü? Orası tartışılır bir nokta. Hatta belki de bir ütopya ama dünyaya yön vermek ya da insanları yönlendirmek; beyinlerini belli bir güdümün doğrultusunda hareket ettirmek mümkün. Kimse komşusunun düşman olduğunu düşünerek ya da inanarak doğmuyor ancak doğduktan sonra duydukları ve yaşadıkları biraz da inandıkları onu komşusuna karşı en azılı düşman etmeye yetiyor.

Değişmez sandığımız her şey ancak eğitimle değiştirilebilir

Her şey, değişmez sandığınız ya da yapılamaz sandığınız her şey, eğitimle değiştirilebilir ve yapılabilir. Ancak verilen eğitim yüzde yüzlük olmasa bile yüzde doksanlık bir derecede sağlam ayaklar üzerine basmalı. Kavgayı kötülerken sokakta dövüşmekten keyif alan bir öğretmenin öğrencisine verebileceği bir değer kalıcı olmaz, güvenilir kabul edilmez. Öğretileri öğretecek olanların öncelikle öğretilere sıkı sıkıya inanmış ve adanmış olmaları sonra karşılarındakileri o öğretiye bağlayabilecek pratiğe sahip olmaları gerekir.

İnsan ancak kötülüğe, karanlığa veya cahilliğe karşı düşmanlık beslemeli.

Günümüzde herhangi bir şeye karşı düşman olmadan yaşamanın mümkün olduğunu sanmıyorum. İnsan ille düşman olacak bir şeyler bulur ya da öğrenir. Bunun yanında bazen düşman olmak insanı ayakta ve canlı tutar. İnsan en azından kötülüğe, karanlığa veya cahilliğe karşı düşmanlık beslemeli ve düşmanlık erdemleriyle hareket etmeli. Kim bilir, belki de yanlış bellediğimiz olgulara karşı beslediğimiz düşmanlık, bizim doğru olgulara karşı sempati beslememize ve onlara adanıp onlar doğrultusunda hareket edip, onlarla hemhal olmamızı sağlar.

Geldiğimiz bu günlerin dünyasının standart şartları altında bir şeylere düşman olmadan yaşamak mümkün değilse, o zaman ortaya doğru ve yanlış düşmanlık gibi iki tabir atabilir. Bu tabirlerden bizim için güzel görünen doğru düşmanlığın prensiplerini benimseyebiliriz. Nedir doğru düşmanlığın prensipleri derseniz; öncelikle öğrenilmesi gereken ilk disiplin “neden ve niçin” düşmanlık olmalıdır.


İslam düşmanlığı: İslamofobi

11 Eylül sözde saldırılarından sonra dünya genelinde beslenmeye başlanan, anti-İslam ya da İslamofobi konusunu ele alalım. Sanıyorum son dönemde başlayan IŞİD saldırıları ve sıkıntıları bu düşmanlığa sahip olan insanların bıçaklarını hepten keskinleştirmiş, hatta İslam’a inandığını düşünen ama onu eleştirmek ve aşağılamaktan geri kalmayan güruhun da fikirlerini kuvvetlendiren bir hale getirmiştir.

İslam düşmanlığı, aslında birilerinin özellikle beyinlere kazımak istediği, tabiri caizse cepleri rahat rahat boşaltmak için milleti ipte yürüyen cambaza yöneltmeye çalışan bir tutum ama bunun yanında belirtmek istediğimiz gibi “nedensiz ve niçinsiz” bir düşmanlık…

Bir an bile neden İslam düşmanlığı, niçin demeden sadece izledikleri ve kendisine izlettirilen ile oluşturulan bir düşmanlık. Hâlbuki azıcık araştıran soran bir kişi, ele geçirdiği az biraz bilgi ile İslam’ın savaşa, zulme ve cinayete hangi gözle baktığını, Cihat‘ın ne olduğunu ve nasıl yapılması gerektiğini görebilir ve anlayabilir. Sonra gerçek ve Allah’ın istediği bir Müslüman ile bu çerçeveye girmeyen sözde, çakma Müslüman arasındaki farkı bilebilir, görebilir. Bunları adamakıllı değerlendirebilen biri, sonrasında düşmanlığın aslında İslam’a değil İslam adını kullanan bunu kendine kılıf seçen veya seçtirilen terörizme karşı olması gerektiğini kavrayacaktır.

Doğru düşmanlığın ikinci sorusu ve ilkesi ise “düşmanlığın sonuçları ne olacaktır ve istenilen sonuçlar nedir” olmalıdır. Örnek vermek gerekirse insan olarak ele aldığımız bir Rus’un, Suriye’ye girerken çıkardığı düşmanlığın sonuçları ve istenilenleri tartışması, düşünmesi gerekirdi. Burada belirtmekte fayda var, Suriye, Rusya için bir devlet politikası olabilir ama sonuçta orada yaşayan ve yaşamakta sonuna kadar hakkı olan bir halk var. Şimdi bir Rus devlet politikası olarak ya da herhangi bir nedenle bile Suriye’ye de savaşa dâhil olduğunda şunu sormalıydı: Bu savaşın sonuçları ne olabilir ve bizim istediğimiz sonuç ne?

Eğer senin derdin, oradaki savaşı bitirmek ise neden sivillerin ölümüne neden olacak işlere imza atmaktasın? İstediğin Esed’e karşı olanları susturup, yok edip orayı yine elinin altındaki dostun Esed’e mi bırakmak? O zaman yapılabilecek en kötü ahlaksız düşmanlığı yapıp sivilleri öldürecek boyuttasın demektir. Mevcut hükumet, ülkesi ile Suriye arasında böyle bir düşmanlık çıkartıp, artırırken, halkın kendisine sorması gereken soru bu olmalıydı.


Velhasıl kelam kaçınılmaz bir oldu düşmanlık. Ama doğru düşmanlık için sormamız gereken iki soru var: Neden düşmanlık ve sonuçları ne olacaktır? Gerisi ahlaksız düşmanlık, hatta zalimlik ve yamyamlıktan başka bir şey değildir.

Dünya Sağır, Çağ Karanlık mı?