Pozitivizmin çocuğu Sherlock Holmes

Sherlock Holmes karakteri pozitivizmi o kadar abartmıştır ki “dünyanın güneş etrafında döndüğünü bilmek işime yaramıyorsa neden bu bilgiyi aklımda tutayım” dahi demektedir.

sherlock holmes

Bilimin sadece tek bir mantığı olduğunu ve bir entelektüel etkinliğin ancak bu mantığa uyduğu takdirde bilim olarak kabul edilebileceğini ileri sürer. Başka bir deyişle, sadece tek bir bilimsel yöntem vardır, bütün bilimler bu yöntemi kullanır, sadece konuları değişiktir. Pozitivizm, gerçekliğin insanlardan bağımsız olarak var olduğunu savunur. Nasıl yerçekimi yasası insan etkinliğine, davranışına bağlı değilse ve insanlar onu keşfetmeden önce de vardıysa, toplumsal yasalar da insan etkinliğinden bağımsız olarak var olurlar ve keşfedilmeyi beklerler. Bu nedenle Pozitivist yaklaşım, sosyal bilimlerde doğa bilimlerinde uygulanan yöntemin kullanılmasını, doğa bilimlerinde nasıl doğal olgulara ilişkin genel geçer yasalar ortaya konmaya çalışılıyorsa, sosyal bilimlerde de insan etkinliklerini tahmin etmeye yarayacak genel geçer toplumsal yasaların ortaya konmaya çalışılması gerektiğini savunur. Pozitivist yaklaşıma göre sosyal bilimin amacı genel yasaları ortaya koyabilmek için toplumsal olgular arasında insanlardan bağımsız olarak var olan nedensellik ilişkilerini açıklamaktır ve bu amaca ulaşmak için doğa bilimlerindeki deney ve gözlem gibi teknikler kullanılmalıdır.

Pozitivizm, dünya genelinde ve özellikle Fransa’daki asıl etkinliğini Comte’un ölümünden sonra kazanmıştır. XIX. yüzyılın son çeyreğinde pozitivizmin Fransa’da III. Cumhuriyet’in resmi ideolojisi haline gelmesinde ve aynı dönemde kıta Avrupası, İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri ve Latin Amerika’da hızla yayılmasında Comte’tan sonra pozitivistlerin başına geçen matematik profesörü ve Collège de France’ta bilim tarihi kürsüsünün başında bulunan Pierre Laffitte’in payı büyüktür(KABAKCI,2014:35). Bu süreçler sonunda oluşturulan Sherlock Holmes karakteri pozitivizmin çocuğudur. 19’uncu yüzyılın ikinci yarısında yaratıldığında dünyada akıl ve bilimin rehberliğinde her türlü sorunun üstesinden gelinebileceğine kanaati tam, pozitivist bir insanlık hali etkin bir yapıdadır. Sir Arthur Conan Doyle’un polisiyesinde en çok öne çıkan terimlerin gözlem, analiz, çıkarım, akıl yürütme, hipotez, varsayım olduğu fark edilmektedir. Öykülerde suçluyu belirleme, cinayeti aydınlatma, yani ‘gerçeği bulma’ yolunda izlenen ‘prosedür’, bilimsel yöntemin gündelik hayat içinde, kitle kültürü bünyesinde tatlı bir temsilini sunmaktadır. Bu süreç içersinde oluşturduğu Sherlock Holmes karakteri pozitivizmi o kadar abartmıştır ki “dünyanın güneş etrafında döndüğünü bilmek işime yaramıyorsa neden bu bilgiyi aklımda tutayım” dahi demektedir. Yaratılan bu pozitivist karakter ile birlikte onun keskin gözlem gücü ile her şeyin olgusal, duyusal ve ussal temelde açıklanabileceği bir dünya dışında elimizde bir şey olmadığını hatırlatmaya devam etmektedir.

Sherlock Holmes’un pozitivizm anlayışı olayları gözlem yoluyla çözmesi şeklinde ilerlemektedir. Sherlock’un gözlem yoluyla çözdüğü olaylarda bizden farkı görüş açısının genişliğidir. Örneğin, Sherlock Holmes dizisinin bir bölümünden küçük bir parçaya bakmak gerekirse; bütün kapılar kapalı herhangi bir zorlama izi yok, pencerelerden biri aralık ancak daire binanın onuncu katında, bu olayda ceset yatağın üzerinde ve başının sağ tarafından tabanca ile vurulmuş ve silah adamın sağ elinde duruyor. Polisler olayı bir intihar vakası olarak değerlendiriyor. Holmes, olaya cinayet diyor ve bulgularını açıklamaya başlıyor; ilk olarak telefonun sol tarafındaki not defterine dikkat çekmekte, sonra üçlü prizlerin sol tarafındakilerin kullanıldığını belirtmekte ve son olarak yatağının sol tarafındaki komidine vurgu yapmaktadır. Tüm bu gözleminden sonra adamın solak olduğu kanaatine varmakta ve neden sağ eliyle ateş ettiğini sorgulamaktadır. Burada Holmes önce genele bakmakta sonra eleyerek parçalara ulaşmaktadır. Yani tümdengelim tekniğini kullanmaktadır. Sherlock Holmes ‘İmkansız olanı elediğinde, her ne kadar olasılık dışı gibi görünse de, elinde kalan gerçektir’ demektedir. Holmes, bu süreçte tümdengelim yöntemini çok iyi kullanmaktadır. Buna bağlı olarak soruduğu soruların cevaplarının birbiriyle tutarlı bir bütün oluşturmasına dikkat etmekte, yani yöntemindeki fark, ipuçlarını bir-araya getirip bir çözüm bulmak yerine, elindeki ipuçlarından anlamlı bir bütüne ulaşmaya çalışmaktır. Bunun yanı sıra kendi kendine yaptığı laboratuar araştırmaları sonucunda elde ettiği bilgileri de tekil olaylara uygular ve sigara izmaritlerinden, el yazılarından, ayak izlerinden, her türlü bilgi kırıntısından sonuca ulaşmaya çalışmaktadır.

O, tüm süreçlerde insanları bir denklemin elemanları olarak ele almaktadır. Buna bağlı olarak Sherlock, beyinlerimizi birer küçük tavan arasına benzetiyor. Laboratuar çalışmalarından veya gözlemlerinden hareketle elde ettiği bir sonuç çerçevesinde odaklandığı bir nokta olursa tavan arası benzetmesini yaptığı beyninde oluşturduğu ve “zihin sarayı” adını verdiği bir metodu kullanarak onun neresi veya ne olduğunu bulmaya çalışmaktadır. Holmes’un zihin sarayı adını verdiği teknik anlatması kolay ancak uygulaması zor bir süreçtir. Zihin sarayı tekniği bir nevi hayal ederek bilgi saklama yöntemini oluşturmaktadır. Bu teknik hayalimizde oluşturduğumuz üç boyutlu bir yapı olarak karşımıza çıkmaktadır. Zihnimizde oluşturduğumuz bu üç boyutlu görsel sarayda bilgilerimiz her zaman kullanıma hazır bir şekilde bulunmaktadır. Yeni bir bilgi öğrenince unuttuğumuz önce ki bilgiler yani “geriye ket” vurma süreci dediğimiz öğrenmeyi zorlaştırıcı etken Sherlock Holmes’un “zihin sarayı” adını verdiği teknikte gerçekleşmemektedir. Kullanmak istediğimiz bilgiler oluşturduğumuz zihin saraylarında her zaman canlılığını korumakta ve istediğimiz zaman ona ulaşabilmekteyiz.


Kaynak:

Sosyal Bilimlerde Temel Yaklaşımlar

İlgili yazılar

Hayat Kendi Kalıplarının Ustası