Yabancı ağlayışlar pazarlanmış vicdanlar

“Mülteci kamplarında, zorlu koşullarda yaşayanlara yardım edin. Somali’deki kardeşlerinize el uzatın! Suriyeli kardeşlerimize destek verin: iş verin, aş verin, ev verin, okula gidebilsin diye destek ücret verin…”

Verin de verin… Peki ya buna ne yapalım?

şehit ailesinin yalıtımsız evi

Son 7 ay içinde verdiğimiz şehit sayısı 258

Resimdeki ev, bir şehidin ana ocağı… En son verdiğimiz şehit diye yazarken bile arkadan yeni bir şehit haberi geçiyor. Devletin verdiği çorabı annesine veren bir şehidin evi… Şimdi bu anneye ne verirseniz diner acısı? Ya da şöyle soralım ne verilebilirse oğlu yerine gelir? Bunun adı acıyı yarıştırmak değil! Ya da bu, “Komşusu açken, tok yatan bizden değildir” diyen peygamberimizi unutmak değil. Bu bir sorgu. Senelerdir kendi vatandaşımızın niçin hep önemsiz görüldüğünün sorgusu!.. Biz hep başkalarına üzülürüz, başkalarının demokrasisini eleştiririz, başkalarının acılarına ağlarız, peki ya biz? Peki ya bu milletin öz evlatları?

Demokrasi demişken, yakın zamanda bir değil 2 tane seçim yaşadık; demokrasi gereği!.. Kimimiz çok sevindi; galibiyet dedi, kimimiz korktu gelecekten… Güçlendik denildi, huzur, mutluluk gelecek denildi. Peki ya bilir misin o son 7 ay içinde verdiğimiz şehit sayısını? 258 tane vatan evladından bahsediliyor ve maalesef biz bu satırları yazarken ya da siz okurken bu sayı daha da artmış olabilecek.

şehit

Artık vicdanımızı bile pazarlar hale geldik

258 vatan evladı demek; 258 ana demek, 258 baba, 258 eş, sevgili, bir o kadar çocuk, arkadaş, dost toplamda kaç bin eder? Peki ya şehit düşenler ne zamana kadar bu kadar duygusuzca rakamlarla anlatılır? Hadi şimdi bir kez daha bakalım o fotoğrafa, kaç gün uykusuz beklemiştir evladının başında. Canından yitirip canına can vermiştir çoğu gün. Ya sonra? Tutar çıkar hainin biri kahpece vurur. Biz ise; 20’sinde toprak olmanın ne demek olduğunu bilmeden kanıksarız olanları. Hatta yetmez, “Askerdir, ucunda ölüm var” diyerek vicdanımızı rahatlatırız. Huzura erişmiş ruhumuzla; insanlık dersi veririz.

Mesela Soma’da ölen madenciye değil de, Somali’dekine sarılıp ağlarız. İstanbul’un göbeğinde donarak ölen bebeği duymayız da “Suriye’de bebekler ölüyor” deriz. İşsiz, aç insanımızı unutur, mültecilere yardım kampanyaları yaparız. Hadi dürüst olalım yabancıya yapılan hep daha çok konuşulur. Yine kabul edelim “sağ elin verdiğini sol el görmez” felsefesini terk deli çok uzun zaman oldu. Çünkü artık vicdanımızı bile pazarlar hale geldik. Ve bu pazarda kendinden olmayanın acısı hep daha çok getiriyor. Lakin hala vicdanı yerinde olanlar için; biz sıcak evimizde yatarken dağda, bayırda, ovada bizim için uyku uyuyamayanları, yine biz sıcak yatağımızda yatarken tek bir lokmaya muhtaç olanları unutmayalım.

Bırakalım kimse bilmesin uzattığımız eli, televizyonlar göstermesin ağlayışlarımızı ama kapansın bir yara. Oğlunun yolunu gözleyen anaya elimizi “Yavrun vatanı için canını verdi” demeden uzatalım. Kısaca, bir olalım, birlik olalım! Olalım ki dağılsın bu karabulutlar, dağılsın bu kan kokusu!..

İlgili yazılar


Şehitlerimiz ve Büyüyen Öfke

Yarbay Mehmet Alkan Ve Şehit Aleviler

Şehit Yakını Olmayı İster miydiniz?