Bir ekonomik kriz hikayesi: Büyük açık

“Böylesi ekonomik kriz, ancak yüzyılda bir görülür” Alan Greenspan – 2008 krizi üzerine pek çok belgesel yapıldı, film çekildi. Ancak sene 2015 olduğunda Büyük Açık filmi kadar tüm olayları en ince detayına kadar anlatan ve bunu seyirciye yansıtan çok az film oldu.

ekonomik the big short

Adam McKay tarafından yazılan ve yönetilen Amerikan yapımı biyografik komedi drama filmidir. Aynı adla 2010 senesinde Micheal Lewis tarafından yayınlanan kitaptan bir uyarlamadır. Filmin konusu, 2007 ve 2010 seneleri aralarında Amerika ve dünyanın geri kalanını etkileyen ekonomik krizdir. Filmin başrollerinde Brad Pitt, Christian Bale, Ryan Gosling, Steve Carell ve Melissa Leo yer almaktadır. 73. Altın Küre Ödülleri’nde Müzikal ve Komedi dalında En İyi Film, Christian Bale ve Steve Carell’ın performansları ile de Müzikal ve Komedi dalında en iyi erkek oyuncu dalında aday gösterildi.

Filmde bankaların, medyanın ve hükümetin görmekten kaçtığı bir açığı, sektör haricinde çalışan dört kişi buluyor. Buldukları açık herhangi bir basit hesaplama hatasından ibaret değil. Bu adamlar kendilerine güvenerek, tüm piyasanın çökeceğine dair bahse giriyorlar ve bu bahsi 2008 krizinin çıkması ile kazanıyorlar. Bu film sizi dünyanın en karanlık noktalarına değil ama bankacılık sektörünün en karanlık noktasına götürecek.

Peki film boyunca anlatılan 2008 ekonomik krizi aslında ne?

Küreselleşen dünyada her şey birbirini etkiler hale gelmiştir. Bir ülkede yaşanan bir olay, başka bir ülkeyi de kısa zaman içinde etkilemeye başlamıştır. Bu etkileşimlerin içinde ülke ekonomilerinin işleyişi, ticaret ve farklı konular da dahildir. 2008 Senesinde ABD’de yaşanan ekonomik kriz, pek çok farklı ülkeyi etkilemiştir. En çok etkilediği ülke İzlanda olmuştur. İzlanda, yüksek standartları olan bir demokrasiydi. 2000 senesinde İzlanda hükümeti geniş bir liberalleşme kararı aldı.

Bu karar sonucunda, İzlanda’da çok uluslu şirketler, alümünyum şirketleri ve farklı alanlarda İzlanda’nın doğal jeotermal ve hidroterminal kaynaklarından yararlanmasını sağlayacak şekilde bir değişim gerçekleşti. Özellikle doğal kaynakların bu şekilde kullanılmasının bir sonucu olmuştur. İzlanda’da da finans sektöründe üç büyük banka olan Kaupthing, Landsbanki, Glitnir her biri devlet tarafından özelleştirme kararı alınarak, bankacılık sektöründe ciddi bir revizyona gidilmiştir.

İzlanda tarihinin en büyük ekonomik krizinde

Bu değişim sonrasında sadece İzlanda’nın ulusal finans alanında çalışan üç banka da özelleştirme sonrası, uluslararası olarak da çalışmaya başladıktan sonra bu bankalar uluslararası fonlardan borçlar almaya başlamıştı. Bu borçlar İzlanda hükümet gelirinin üstünde bir rakama (120 milyar dolar) kısa sürede ulaşmıştır. Alınan borç, İzlanda ekonomisinin dokuz katına ulaşmasına yol açmıştı. Bankaları ve yatırım bankacılarını denetleyen, Amerikan kredi derecelendirme kurumları İzlanda’daki bankaları üç a ile derecelendirme vererek, güvenilirliklerinin olduğunu belirterek bunları desteklemişlerdir. Ancak tüm bu sistem bir anda büyük bir soruna ve krize yol açtı. 2008’de İzlanda, tarihinin en büyük ekonomik krizi ile karşı karşıya kaldı. Ülke iflasın eşiğine geldi. İzlanda, ebay internet sitesi üzerinden satılığa çıkarılan ilk ülke olarak tarihe geçmiştir. Kriz o kadar büyüktü ki bir yıl içinde 5 bin kişi ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Bu, 1887’den bu yana İzlanda tarihinde gerçekleşmiş en büyük göç hareketi olarak kayıtlara geçti. Krizi, sektörün yüzde 85’ini teşkil eden Kaupthing, Landsbanki ve Glitnir bankalarının iflas etmesi tetiklemişti. Krizin ardından, İzlanda’nın ilk kadın başbakanı olarak 1 Şubat 2009’da göreve gelen Johanna Sigurdardottir, hayata geçirdiği etkili politikalarla ülke ekonomisini yeniden istikrara kavuşturmayı başarır. Tüm ülke ekonomisini düzene sokmuş ve satılık ülkeden, örnek ülke haline gelmiştir.

Tek banka iflası İzlanda ile sınırlı kalmamış. İzlanda’da yapılan ekonomik reformlar, yatırım bankalarının gelişimi, kredilendirme kurumları ve tüm finans sisteminin benzeri dünyanın farklı yerlerinde kendilerini devam ettiriyorlardı. Aynı sistem Newyork’ta da vardı. Ve Newyork tarihin en büyük ekonomik krizi ile karşı karşıya kalmıştır. 15 Eylül 2008’de 158 yıllık bir yatırım bankası olan Lehmann Brothers’ı iflasını açıklaması ile ekonomik krizin en önemli noktalarından biridir. Amerika’nın finans sektörünün önde gelen yatırım bankalarından birinin iflasını açıklaması her zaman yaşanan sıradan bir olay değildi. Kriz başlangıcı olarak 2007 olarak kabul edilmiştir ve 2007 senesinden 2008 senesine kadar olan süreçte Amerika’da toplam 13 banka iflasını açıklamıştır.

2008 Krizinin temelinde mortage krizi yer almasına rağmen, aslında finans sisteminde uzun süreden beri gelen sorunların yol açtığı görülmektedir. 1980’lerden beri ABD’de gelişen finans sektörü 2008 krizine sebep olmuştur. Her kriz daha fazla hasara neden olurken endüstri ise daha fazla para kazanmayı başarmıştır. Büyük Buhran sonrasında, ABD’de kırk yıl boyunca ekonomi sorunsuz ilelemiştir.1980’lerde yatırım bankaları insanlara açıldı ve insanlar artık zenginleşmeye başladı. 1981’de Reagon döneminde ekonomik refahın sağlanması için yeni bir yapılanmaya gidilmiştir ve otuz yıl süren bir finansal libarelleşme döneminin yaşanmasını sağlamıştır. Reagon, ekonomistler,yatırım bankacıları, finans uzmanları ve Wallstreet tarafından destekleniyordu. Ancak Reagon riskli yatırımları da desteklemesi sonucunda, ciddi bir krize yol açmıştı.

Bu dönemde, Reagon FED başkanlığına Alan Greenspan’i atamıştır. Reagon’dan sonraki dönemlerde de FED başkanlığına devam eden Greenspan 2008 krizi için, “Böylesi ekonomik kriz, ancak yüzyılda bir görülür” demiştir. Bu krizlerin temelinin hepsinde, risk üzerine kurulu bir finans piyasası durumu yer almaktadır. Buna göre, finansal gelişme için dünyanın daha büyük risk alması gerekmektedir. Burada, para/finans uzmanları çalıştıkları şirketlere yılda 2 milyon ya da daha fazla para kazandırmak için daha fazla risk almakta, bu risk eğer olumsuz olması durumunda ise arada para açığını bu uzmanlar parayı ödemeyeceği için, bu riski alıyorlardı. Burada çalışan insanlar için kazandıkları para asla yeterli gelmiyordu. Krizin temelinde insanın hırsı ve risk alma içgüdüsü yer alıyordu.

Finans uzmanları, yatırım bankacılar ve tüm bu piyasada çalışan insanların tümü esasında halkın kaybı pahasına büyük kazançlar elde etmeye devam etmekten yana davranmışlardır. Bu sistem sonucunda 2008’de oluşan borç krizi, yüksek risk faizli ipotek kredisi, teminatlı borç senedi ( CDO), dondurulmuş kredi temerrüt( CDS) gibi temel kavramları içeren küresel çapta bir felaketti. Bu felaketin oluşmasında iki temel insan grubu yer alıyordu. İlk grupta, ev sahibi olmak amacı ile ev satın alırken borçlanan vatandaşlar ve ikinci grupta ise borcu veren yatırımcılar yer alıyordu.

Ev sahipleri, mortagage adı verilen ipotek senetlerini imzalayarak, yatırımcılardan para temin etmişlerdir. Burada mortage evleri temsil etmektedir. Kişinin borcu ödeyememesi durumunda eve banka tarafından el konmaktadır. Burada büyük kuruluşların içinde emeklilik fonları, sigorta şirketleri, devlet fonu, yatırım ortaklığı gibi pek çok farklı grup birlikte ortak bir grup oluşturmaktadır. Bu grubun adına finansal sistem olarak adlandırabiliriz. Bu sistemin en önemli kısmını Wall Street olarak bildiğimiz, banka ve komisyonculardan oluşan bir ekip oluşturmaktadır.

Buradakiler, basit bir sistem ile ellerindeki parayı her seferinde daha fazla arttırarak çalışırlar. Bankalar ellerindeki belirli bir ücreti, küçük şekilde arttırma ve ekleme yolu ile daha büyük bir oranda para sahibi olurlar. Bankaların para kazanma şekli bu şekilde çalışır. Aynı şekilde Wall Street bu sistemle pek çok kredi satın alır ve daha sonra bu krediler kendi kendilerinin değerini artırmaya başlarlar. Ellerinde var olan para katlanarak, onlara geri döner. Bu durumu takip eden yatırımcılardan aynı durumdan yararlanma amacı ile harekete geçerler. Yeni bir fikir ile mortagage sistemine bir ekleme yaparlar ve bu eklenme ile krize giden süreç hızlanır.

Buradaki temel fikir, ev satın almak isteyen bir aile belirli bir para birikimi yapmıştır. Bu para ile mortagage aracısı ile temas kurarlar. Aracı olan kişi, aile ile krediyi verecek kurumu birleştirecektir. Bu birleşme sayesinde aracı kişi ciddi bir para kazanır. Aile bir eve sahip olur ve eğer iyi bir anlaşma imzalanmışsa satın alınan evi artarak aile için bir kazanca dönüşecektir. Bu kazancı gören yatırım bankacıları, kredi veren kurumlardan mortagage satın almaya başlar ve satın aldıkları tüm mortagageları biriktirmeye başlarlar. Bunun sonucunda mortagage satın alan ailelerden düzenli şekilde ödeme alacaklardır.

Sistem düzenli şekilde devam ederken, finans uzmanları bu sistem için bir yenilik daha yapmaya karar verirler ve kredi alanları üç farklı gruba ayırırlar. Buna göre, risk grubu, orta grup ve güvenli grup yer almaktadır. Üçü birarada bir bütün oluşturmaktadır. Bu gruplar alınan mortagage borcunun geri dönüşümüne ilişkin bilgi vermektedir. Bu üç grubun tamamına teminatlı borç senedi (CDO) adı verilmiştir. Bu gruplar merdiven basamakları gibidir ve her bir basamağın sağlamlığı mortagage gelirlerinin devam etmesine bağlıdır. Burada sistemdeki güvenli grubun sağlam olmasını isteyen bankalar, bu gruba temerrüt takası (CDS) adı verdikleri bir sigortalama sistemini kurarlar. Ve kredi derecelendirme kuruluşları da bunlara kredi derecelendirme notları verir.

AAA en güvenilir olan kredi notudur ve bu notu alanlara yapılan yatırımlarda artmaktadır. BBB orta seviyedekileri temsil ederken riskli olan yatırımlara bir not verilmemektedir. Bu kredi notlarına göre bankalar, insanlara istedikleri şekilde istediği gruptan alım işlemi yapabilirler. Burada en karlı kişiler, yatırım bankacılarıdır. Burada yatırım bankacıları, bir yeni fikir ile sürekli fiyatı artan evleri de satın almaya başlayarak, piyasa üzerinde daha fazla zenginleşir. Kredi veren evlere sahip olan yatırım bankacıları, daha fazla riski göze almaya başlarlar. Bu her şeyin sonu olacaktır. Artık kopora şartı, gelir beyanı ve ya herhangi bir belge gerekmeksizin bankalar kredi vermeye başlarlar. Burada değişen eski sistemde bankalar güvenilir olan prime mortagage sistemi ile verdikleri paranın geri dönüşümünde daha az risk alırken artık güvenilir olmayan ve de belki de paranın dönüşümü sağlanamayacak yüksek riskli krediler olan subprime mortagage sistemine geçiş yapmışlardır.

Tüm sistemdeki kırılma noktasını oluşturan bu değişim olmuştur. Aradaki komisyonu alan kişiler her daim kazanmaya devam etmesine rağmen, sistemde çökme yaşanmıştır. Burada herkes kazandığı gözlemlenmesine rağmen yani en kötü durumda subprime mortagage borcunu ödeyemeyenleri yeni bir mortaga borcu alarak ya da evlerini geri vererek durumlarını telafi etmelerine rağmen, sistemin sonunda herkes kaybetmiştir. Bunun temelinde, subprime mortagage bedellerini insanlar ödeyemedikçe bankaların ellerindeki ev sayısının artması ile piyasadaki evlerin fiyatlarında, arz talep kanuna göre düşme yaşanmıştır.

Ev fiyatlarının düşmesi ile, prime mortage ile aldıkları kredileri geri ödeyenler için de sorun oluşmuş, satın aldıkları evlerin fiyatı ilk alınan değerin altına düşmüştür. Buradaki düşüş tüm ABD’ye yayılır çünkü yatırım bankalarının ellerinde değeri düşmüş milyonlarca ev kalmıştır ve bunları satabilecekleri insanlar ortada yoktur. Kredileri alanlar ya da satanlar, aileler, komisyoncular ve sistem içinde yer alan tüm aktörler bir anda sistemin çöktüğünü görüyor ve çözüm için farklı yollar deneseler bile başarılı olamıyorlar. Bunun sonucunda pek çok kurum, banka iflasını açıklarken borç krizi bu şekilde meydana geliyor. Kısacası, 2008 ekonomik krizinin nedenleri ve gelişimi bu şekilde meydana gelmiştir.

2008 ve 1929 Krizleri

2008 Krizi, dünyada meydana gelen pek çok krizden daha kötü olduğu gözlemlenmiştir. Kriz, 1929’da meydana gelen Büyük Buhran’ı anımsatmaktadır. Her iki krizin de farklı ve benzer özelliklerini inceleyelim.

1 a) Ortak Noktaları :

  • Hem 1929’da hem de 2008’de bir kredi patlaması, aşırı harcama ve talep artışı söz konusudur.
  • Her iki krizin de temelinde bankacılıktaki yapısal kusurların olmasıdır.
  • Finans kökenli başlayan her iki kriz de reel sektörde ciddi etkiler yaratmıştır.
  • b) Farklı Noktaları:
  • 2008’de 1929’a nazaran para arzını arttırma konusunda çok daha hızlı karar alınmasıdır.
  • 1929 krizindeki korumacılık politikalarıdır. Gerek işsizliği önlemek gerekse yerel ekonomiyi savunmak için 1929’da devletler böyle bir yol izlemiştir. Ancak 2008 krizinde böyle tarifelere devlet gerek duymamıştır.

2008 Krizinin Yansıdığı Ülkeler ve Türkiye Etkileri

Krizden en çok etkilenen ülke şüphesiz İzlanda olmuştur ancak daha sonra kendini toparlayan ülke İzlanda, Yunanistan krizinde Yunanistan’a örnek olarak tüm dünyaya bir örnek olmayı başarmıştır. İzlanda’dan sonran en çok etkilenen ülkelerden biri Türkiye olmuştur. Türkiye’de ekonomide ciddi bir daralma yaşanmıştır. 2008 Krizi’nin Türkiye’ye etkisini inceleyelim:

  • Türkiye 2008’den 2009’a doğru geçilirken ekonomide en çok daralan ülke olmuştur. % 5 Oranında küçülme olmuştur.
  • %12 İşsizlik oranı artış olmuştur.
  • %23 Dış ticarette daralma olmuştur.
  • Türkiye’den sonra İngiltere’de de tıpkı Amerika’daki gibi emlak piyasasında ekonomi temelli bir kriz yaşanmıştır. Amerika’daki krizin etkisi en çok Euro para birimi kullanılan ülkelerde ağırlıklı olarak hissedilse de karşılıklı ticaret yapılan ya da farklı iş kollarında birliktelik olan ülkeleri de etkilemiştir. Aşağıda krizden etkilenen ülkelerin listesi bulunmaktadır.
  • Arjantin
  • Brezilya
  • Kanada
  • Meksika
  • Avusturya
  • Belçika
  • Danimarka
  • Estonya
  • Fransa
  • Almanya
  • Macaristan
  • İrlanda
  • İtalya
  • Hollanda
  • Norveç
  • Portekiz
  • Rusya
  • İsveç
  • İsviçre
  • İngiltere
  • Avustralya
  • Çin
  • Tayvan
  • Japonya
  • Yeni Zelanda

Krizin Sonuçları:

  • İşsizlik artmıştır.
  • Konut fiyatlarında düşüş gözlenmiştir.
  • Büyüme oranlarında ( ülkelerin milli gelirlerinde) düşüş meydana gelmiştir.
  • Şeffaf denetleme kurumlarına ihtiyaç ortaya çıktı. ( Kredi derecelendirme kurumları ve sigorta kurumlarının düzenlenmesi ve kanunlarla şeffaf hale getirilerek, bir sisteme oturtulması gereklidir.)

Sonuç olarak, 2008 ekonomik krizinin atlatılmış olmasına rağmen 2013 senesine gelindiğinde IMF toplantısında konuşan FED (Amerikan Merkez Bankası) başkanı Ben S. Bernanke, 2008 krizinin etkilerinin hala devam etmekte olduğunu dile getirerek, esasında yaşanan krizin uzun süreli etkileri olduğunu vurgulamıştır. 2008 krizinin etkileri şüphesiz tamamen ortadan uzun bir süre boyunca kalkmayacaktır.

İlgili yazılar


13 Yılda Ekonomide Ne Oldu?

Yeni ekonomide şirketlerin başarısı için 3 anahtar

Küresel Ekonomi’de Tedirginlik