Bağımlı İmamlar Cumhuriyeti: Türkiye

Din uleması dün neydi, bugün ne? Din adamlarına da son yıllarda öyle zamlar yapıldı ki “Aman konuşmayayım, zaten maaşım da iyi, ülkede ne olursa olsun!” düşüncesi, din adamlarının adeta siyasi otoritenin güdümünde hareket etmesine neden oldu!

din adamlarının bağımlı islam cumhuriyeti türkiye ulema laiklik

Bağımlı İmamlar Cumhuriyeti: Türkiye

Türkiye’ye yeni isim getirsek ne olur?

Farz-ı misal Bağımlı İmamlar Cumhuriyeti!

Yok, ben getirmiyorum bu ismi!

Asıl olan nedir? Üç kelime, açık ve net…

Türkiye Cumhuriyeti Devleti!

Eee bu başlık nereden çıktı o zaman?..

Bu başlık bu ülkeyi yönetenlerden çıktı!

Bu ülkede yani Türkiye’nin (90 yıllık küsurluk reklam arasında (!)) rejimi Cumhuriyet ve ilkelerinden en önemlisi laikliktir… Şu an laiklik devam etmiyor mu? Tabi ki ediyor. Amma ve lakin birileri bu laikliğin altını oymaya çalışıyor.

Laikliğin içini çeşitli şekillerde boşaltmaya çalışan bir grup, bir siyasi otorite var! Ne yapmaya çalışıyor bu grup? Modern toplum düzenini, çağdaş toplum yapısını içten içe yok etmeye çalışıyor, yok hükmüne getirmeyi arzuluyor.

Bunu nasıl yapmaya çalışıyor?

İfade ettiğim gibi, laik yapıyı ortadan kaldırarak!..

Laiklik ne demek?

Laiklik; medeniyet demek, çağdaşlık demek, modernleşme demek, gelişim, ilerleme, özgür düşünce, rasyonalizm demek…

Modern toplumların el üstünde tuttuğu bir kavramdır, laiklik…

Dünyanın birçok toplumunun hukuk çerçevesini çizen laikliğin, Türkiye’de neden ve nasıl içi boşaltılmaya çalışılıyor?

Daha önceki yazılarımızda da çoğu kez dile getirdiğimiz gibi din ile!..

Din, unutulmamalıdır ki gelişmemiş toplumlarda, topluma yön vermek için en önemli argümandır!

Dinini iyi bilmeyen, araştırmayan, okumayan toplumlara öyle dini düşünsel olamayan kavramlar, konular enjekte edilir ki “aslı olmayanı” toplumun kabullenmesi için savaş verilir!

Din adamları bazen öyle şeyler söyler, öyle vaazlar da bulunur ki; söyledikleri asla akılcı bir söylem olmayabilir.

Bu arada din adamları her zaman doğruyu da söylemeyebilir.

Evet, yanlış okumadınız; tam da böyle söyledim. Bazen din adamları doğruyu söylemeyebilir.

Kızma birader, okumaya devam et!..

Tarih tekerrürden ibaret değil midir? İbarettir…

Osmanlı’da unutmayalım öyle Şeyhülislamlar vardı ki bu Şeyhülislamlar akla hayale gelmeyecek vaazlarda bulunurlardı.

Bunlardan biri Ebussuud, bir diğeri Müftü El Hamza…

Osmanlı’da devlet adamlarının fetva aldığı bu adamlar, dönemin en önemli din adamlarıydı; ancak öyle fetvalarda bulundular ki ‘bir insan bu fetvalarda bulunamaz’ diyebileceğiniz fetvalar!..

Bu fetvaları yazmayacağım…

İşte bu adamların fetvaları, bugün laik toplumlarda asla kabul görmez, göremez!

Döneminde bu adamlar devlet adamlarının hoşuna gidecek açıklamaları ile binlerce insanın katlini vacip gören insanlar olmuştur.

Bu sadece Osmanlı’da mı oldu? Hayır! Avrupa’da da feodalitenin gücünün kırılmaması için din adamlarının halkı aforoz etmesi veya cennetten yer satması gibi daha birçok olay…

Son yıllarda din adamlarının süksesi nasıl oldu?

Biraz düşünün, ABD’nin 2000’li yılları ortalarından itibaren ortaya attığı bir fikir akımı vardı. Neydi bu? “Ilımlı İslam” politikası…

Bu akımı aslında Ortadoğu’da hakim kılarak “ılımlı” diyerek din temelli toplum oluşturup sorgulamayan bir toplum yapısı oluşturma arzusu içerisine girdi.

Bunu da kısmen yaptılar.

Bakın bugün Türkiye’ye!.. Türkiye’de en çok sesi çıkan ve topluma yön veren kesim kimlerdir ya da kimlerdi?

Üniversiteler, aydınlar, din adamları…

1960 darbesinde, 1980 darbesinde hep ön plandaydılar, demokrasi dışı davranış sergileyenlerin karşısında hep üniversiteler vardı!

Ne yapıldı? Bugün üniversiteler sindirildi, hem güçle hem ekonomik olarak… Hem siyasi atamalar hem de maaşlara yapılan iyileştirmeler, üniversiteleri susturdu…

Gerçek aydınlar cezaevlerine gönderilirken, sahte aydın topluluğu oluşturularak toplum dizayn edilmeye çalışılıyor.

Din adamlarına da son yıllarda öyle zamlar yapıldı ki “Aman konuşmayayım, zaten maaşım da iyi, ülkede ne olursa olsun!” düşüncesi, din adamlarının adeta siyasi otoritenin güdümünde hareket etmesine neden oldu!

“Ne demek istiyorsun sen?” diyenler olabilir…

Şunu söylemeye çalışıyorum; bugüne kadar her konuda fetva veren bir din uleması, “Ensar Vakfı” olayında neden sustu?!

Dinde sahtekarlığın yeri yoktur değil mi?!

Bunu bir vatandaş yaparsa ayıplanır; ya din adamı yaparsa ne olur? Dine olan inanç törpülenir!

Diyanet İmamı Hasan Tüfek, 7 Haziran seçimlerinde Almanya’da oyunu kullandıktan sonra tekrar oy kullanırken yakalanmıştı!..

“Bir kere olmuştur” değil mi?!..

Bugün ülkede verdikleri fetvalarla topluma yön verenler, aldıkları ücretlerin verdiği rahatlıklarla seslerini çıkarmamakta, çıkaramamaktadırlar!..

Bugün Türkiye’de en çok ataması yapılan branşlar içerisinde bakın “Din Kültürü‘nü” görürsünüz! Hatta din derslerini çeşitli derslere bölerek daha da bu branşa imtiyazlar sağlanmıştır!..

Bu tür durumlar Türkiye’de imamları, din adamlarını siyasi otoriteye mahkum etmiş; “bağımlı imam” kavramını ortaya çıkarmıştır! Zaten amaç da “Bağımlı İmam Cumhuriyeti” oluşturmak değil mi?!..

Müslüman Türkiye’nin din sarmalı

Bakanlık psikolog yerine din görevlisi aldı

Aile Bakanı Ramazanoğlu: Ensar Vakfı’nı takdir ediyoruz!

PAYLAŞ
Önceki yazıKöy Enstitüleri: Işıktan korkanlar ışığı söndürdüler
Sonraki yazıSöyleyin nerede o güzelim parmaklarınız?
Kişioğlu, zıt düşüncelere sahip kişilerle tartışmayı seven ve her olaya bilimsel olarak yaklaşıp, olaylara septik yaklaşmaktan kaçınmayan biridir. Olayları derinlemesine incelemeyi ve yanlışın ortaya çıkarılıp doğruya nasıl ulaşılacağı konusunda fikir üretilip bunun üzerinden felsefe yapılmasını arzulayan biridir. Etik, ahlaki ve hukuki sınırları aşmadan herkesin, her ortamda eleştirilmesi taraftarıdır. Dogmatik düşüncelerden uzak; sormayı, sorgulamayı kendisine görev edinmiş ve bunun çabası içerisindedir… Her türlü bilgi alışverişine açık; farklı görüşlerin çarpıştıkça büyüyebileceğine ve kolektif düşünsel ürünlerin ikamesinin de olabileceğine inanmakta; halk için, halk yararına olan her şeyin de yanındadır…