İnsan, aydınlanma yolunda Ateş Böcekleri gibi!

Aydınlanma yolunda her insan kendi yolunu bulmaya çalışıyor. Bu konunun uzmanı da yok… Yani bu konuda en büyük üstatlar bile tartışılıp yargılandığına göre, buna nasıl ve kim karar verecektir? Aydınlanmak için en iyi yol hangisidir nasıl bileceğiz?

İnsan, aydınlanma yolunda Ateş Böcekleri gibi!

Aydınlanma ve Ateş Böcekleri!

Gene insanın özgür iradesi seçimi yapacaktır ve insan kendini en iyi gösteren aynaya bakacaktır. Kendini en iyi gördüğü insanı seçecektir, kendini okuduğu kitabı, kendini iyi hisettiği yolu seçecektir. Ta ki fark edene dek…

Örnek verecek olursam; Kendimi diğerlerinden ayrı gördüğüm anda ayrılık yaratırım ve realitem bu olur. Bu arada da ego devrededir. “Ben ve o savaşı” kapıdadır. Bu demek değil ki seçim yapmayacağım, pasif kalacağım ve yaşamıma bana ayrılığı yansıtan insanları alacağım. O ayrılık her birimizin içindedir, birlik de öyle. Hangisini sçeceğimiz bize kalmış. Yaşam alanıma almadığım pek çok insana sevgi duyabilirim oysa. Savaşmam gerekmiyor!

Her birimizin egosu çelik gibi… Ayrılıkta savaş vardır. Egoların savaşları, ‘ben’lerin savaşları, dinlerin, ırkların, ülkelerin savaşları.

Neden din ya da diğer öğretiler adına insanlar, politikalar, ülkeler birbirlerine savaş açmak zorundalar?

Her birinin içindeki güzellikleri görebilmeli oysa… Birleştirici olabilmeli politikalar, ülkeler, insanlar. Dinler tam manasıyla yaşanabiliyor, anlaşılabiliyor olsaydı, insan her şeyi kendi dışında aramasaydı, asıl öğrenmek istediği kendisi olsaydı dünya ve dünyanın düzeni bambaşka olabilirdi.

Peki böyle bir dünyada neden yaşayamıyoruz?

Oysa kabul veremediğimiz her şeyde direnç yaratırız! Bugün bir öğreti, şiir, aşk olur. Yarın insan olur. İnsan önce kendi üzerinde çalışmalıdır, insanı anlamalıdır. İnsanı anlayan yaşamı, düzeni, ilahi adaleti, Tanrı’yı da anlar.

Artık yaşamdaki farklılıkları çözümler. Bir gülü, karanfili, sümbülü, papatyayı nasıl seviyorsa, başka insanları, ırkları, dinleri yaşamın farklılıkları ve düzenin bir parçası olarak görür. O ve ben ayrımı sadece perdede görünendir. Ve ayrılık sadece bir fikirdir. Özünde birlik vardır. Başkalarını suçlayıp, eleştirdiğimizde aslında kendi gerçeklerimizi saklarız. İçimizdeki Tanrı ve Tanrıçanın hiçbir zaman inkar edilmediği ve bizim bir başkasının içindeki Tanrı ve Tanrıçayı hiçbir zaman inkar etmediğimiz bir dünya düşleyelim ve yaratalım.

“Hayatınızdaki kişiler sizin sevginizin aynalarıdır…”

Çok güzel bir sözü gene paylaşmadan duramayacağım.

“Diğer kişiler sizin sevginizin aynalarıdır. Realitede başkaları yoktur, sadece diğer şekillerdeki “Benlik” vardır.”

Gerçek sevgi kabullenicidir. Peki, ne kadar kabullenebiliyoruz, bir bakalım içimize?

Birinin sevgiyle verdiği mesaj, diğer kişiler için açık ya da güzel olmayabilir. Bu sorun olmamalıdır, sadece o mesaj bizim için değildir. Ama bir başkasını aydınlatabilir. Aydınlanmanın yolunda sevgi ve bağışlama bizim içindir.

Bu yükseliş yolunun kendisi, gidilecek sonsuzluktaki son nokta kadar önemlidir ve bu yolda giderken;

Kendimize ne kadar iyi davranabiliyoruz, sevebiliyor muyuz? Ki, diğer insanlara iyi davranıp, sevebilelim.

Her eylemimizde sevgiyi yaşayabiliyor muyuz, davranabiliyor muyuz?

Birbirimize sevgiden, aşktan bahsedebiliyor muyuz korkusuzca?

Hayallerimiz var mı? Tutkumuzda, yaşam amacımızda mıyız?

Seviliyor muyuz?

Tanrısal bilinçte yaşamak

Bunları yaşamımıza geçirebiliyorsak, Tanrısal bilinçte yaşıyoruz demektir. Kendi fikrini dayatmak insanı her zaman iter. Başkaları ne diyor? Onları anlayabiliyor muyuz? Bizi engeller görünen birilerine karşı, en sevdiğimiz kişiye karşı gösterdiğimiz sabrı gösterebiliyor muyuz gerçekten? Hepimiz aynı fikirde nasıl olabiliriz ki? O zaman kendimizi nasıl bulabiliriz?

Bu çok sıkıcı olmaz mıydı asıl? Gerçekten kim olduğumuzu bulabilmemiz için, herkesle ve ruhuyla iletişime geçebilmemiz, ruhu aşkta, sevgide, doğada, meditasyonlarımızda, dualarımızda, güzelliklerde görebildiğimizde gelişme gösterip, tekamül edebiliriz. Her ders bir tekamüldür çünkü. “Güzelliği hissetmek gerçeği bilmektir. Gerçeği bilmek aşık olmaktır.”

Güzel bir söz, güzel bir şiir, güzel bir duygu, bilgi her zaman paylaşılmalı. Paylaşılmalı ki birlikte büyüyelim bu sevgi yolunda.

Kendi yaşam öyküsünü yazabilecek kaç tane insan var gerçek anlamda?

Kendi gücünü başkalarına yüklemeyen kaç insan var? Çok az! Neden biliyor musunuz? Hepimiz kabul edilmek istiyoruz. Bir yerlere, kendimize, birbirimizin kalplerine… Ya sevmezlerse bizi! Ya söylediğimiz bir şeyden dolayı yargılanırsak! İşte olan bu! Kendimizi tam anlamıyla ifade edemememizin nedenleri gene kendimiziz… Kendi kabulsüzlüklerimiz, hoşgörüsüzlüklerimiz.

Hepimiz kendini farklı gözlerle görmek isteyen aynı ruhuz aslında. Bütünü kabul edebilen, kendini bütünde görebilen gözlere ne mutlu!

Evet, ben diyorum ki; Işığız! Ateşböceği olma yolundayız…

“Yürekteki tek bir nokta dünyayı kurtarmak için genişleyip yayılabilir.”

Bu sözlerim tüme kabul ederseniz!

Oysa Kendinden Başka Eksiğin Yok