Neden bu dünyaya ait değilsiniz?

Bunu okuyan kaç kişi kim bilir bu hissi defalarca yaşamıştır. Bu dünyaya uygun değilsiniz öyle değil mi? Keşfetmek dünyanın en güzel şeylerinden biridir. Uyumlanmaya hiç ihtiyacınız olmadığını keşfedene kadar da “ben bu dünyaya ait değilim” dersiniz.

Neden bu dünyaya ait değilsiniz?

“Bir başıma ne anlamı var ki?”

Sanki tüm yaşadıklarınız size zorla giydirilen ve  üzerinize oturmayan kötü kokan giysiler gibi… Ne vizyonunuzu ne misyonunuzu bulamıyorsunuz. Ola ki bulduğunuzu ucundan yamacından düşünseniz bile o yola doğru yürümekte çok  zorlanıyorsunuz.

Çünkü “bir başıma ne anlamı var ki” diyorsunuz. Bu düşünceden emin olduğunuz için içinize kapanmayı seçiyor, bu dünyaya ait olduğunu düşündüğünüz yakınlarınızı üzmemek için, burada vakit dolana kadar mahkumiyetinize devam etmeyi seçiyorsunuz. Amaçsızlığın içindeki gizli amaca hizmet eder gibi, yürümeye devam ediyorsunuz.

Ben bu dünyaya ait değilim

Neden bu dünyaya ait değilsiniz?

İçimdeki şair şu an diyor ki:
Ben dünya imişim,
Değilim sandım.
Su tanesi olarak yere düşüp,
Koca başımı yardım.

Bir varlık kendisi dünyayken, dünyaya “ait” olamazmış. Bu hislere sahip olan herkesin kendisi başlı başına bir dünyadır. Çünkü tüm duyguları, algıları normal sayılan seviyelerin üzerinde çalışır.

Siz, çimenlere yalınayak basarken, ayağınıza dokunan yeşilliğe teşekkür edersiniz. Onun hemen altındaki her katman toprağın varlığını asla görmezden gelemezsiniz.

Çünkü siz o an; hem yeşillik, hem toprak olursunuz. Dünyadaki her şeyin enerjisini hisseder, çoğu insana komik gelen canlı cansız her şeyle iletişim kurar yani, sesli ya da sessiz konuşursunuz. Çok açık ki; siz dünyaya ait değil başlı başına bir dünyasınız.

İçimdeki şair diyor ki

Yarım elmayım sandım,
Diğer yanıma baktım.
Vurunca rüzgar gövdeme,
Tam olduğumu anladım.

Önceleri bu dünyaya geldiğiniz andan itibaren öğrendiğiniz tüm teorik bilgilerle avunmaya, uyumlanmaya çalışırsınız. Uyumlanmaya hiç ihtiyacınız olmadığını keşfedene kadar da “ben bu dünyaya ait değilim” dersiniz. Evet değilsiniz, çünkü siz başlı başına bir dünyasınız!

Teorik olarak genel öğretilerle ait olmanın iyi bir şey olduğunu öğrendiniz ve hep ait olmanın peşine düştünüz.  “Ben bu şehre aitim”  kelimesini diliniz söyledi ama kalbiniz hiç söylemedi. “Ben bu eve aitim” dediniz ama evinizin sınırlarını hiç bir zaman çizemediniz.

Henüz keşfi bile yapılmamış gezegenlerin her durağını bile ev olarak çok mu çok sevdiniz. Hayallerinize sınırlar çizilmek istendiğinde buna anlam veremediniz ama sınırlara da asla izin vermediniz.

Şair ben yine der ki:
Somut saydım canımı,
Canan saydım dünyamı.
Düşünce gölgem önüme,
Aydım benden giden kendime.

Ve bilirim ki sizler suskunluğu seversiniz, ta ki kendiniz gibi başka bir dünya ile karşılaşana kadar. Asla sizinle bire bir uyumlu olmasa da benzerlikleri olan insanlar yolunuza çıktığınızda yaşadığınız gezeğen daha anlaşılır hale gelir.

Bu dünyanın kimlikleri ve bu dünyanın sınırları sizler için çok büyük bir esarettir. Üzerinize yapıştırılan her rol sizi biraz daha sıkar sıkar sıkar…

Bir konferans verirken kravatınızı top gibi bağlayıp seyirciler ile voleybol oynamak ister. Öğrencilerinize ders vermek için bulunduğunuz ve ciddi görünmek zorunda olduğunuz sınıftaki çocuklarınızla su savaşı yapmak ister. Memur olarak çalıştığınız büronun her tarafına çiçekler koyup hortumla sulamak ister.

Çöpleri toplamak için çıktığınız sokaklarda çalı süpürgesiyle dans etmek istersiniz.

Ben bu dünyaya ait değilim

Eğer siz “bu dünyaya ait değilim” kısmını geçmiş ve bir dünya olduğunuzu keşfetmişseniz, yaparsınız da…

Keşfetmek dünyanın en güzel şeylerinden biridir. Bir şeylere ister ait olun, ister dahil olun sanırım en önemlisi; neye sahip olduğunuz. Ve insanoğlu önce kendine sahip olmalı. Siz  kendinize sahip misiniz? Yoksa üzerinize giydirilen ve kötü kokan rollerin mahkumiyetini yaşayarak hâlâ kendinize sahip olmadan mı yaşıyorsunuz? Hâlâ kendinizin bir dünya olduğunu görmeden “buraya ait” değilim diyerek mi yaşıyorsunuz?

Haydi, şimdi kravatları çıkartıp onunla top oynama vakti. Dünya dediğimiz gezegen nasıl ki tüm güzelliklerini önümüze seriyor ve bize yol gösteriyorsa, kendi başına birer dünya olan herkesin de tüm güzelliklerini gösterme vakti geldi.

Gül idim dikenim sandım,
Çöllerde yaşarım sandım.
Çöl gördü de isyana geldi,
Sen gülsün deyip de suyunu serdi.
Her renkten açtı yapraklarım,
Su doldu tüm dallarım.
Çöl bendenmiş ben çölden,
Hem göğe,
Hem de köke hayran kaldım.

Hayranlık seyirleriniz olsun, sevgiyle kalın tüm dünyalar.

Vapurları terk eden martılar

Önceki yazıSuriye’nin Türkiye sınırında patlama: 15 ölü ve 25 yaralı
Sonraki yazıİsmail Hakkı: Bir kekonun sıradan hikayesi
1973 İstanbul doğumluyum. Çalışma ve ilgi alanlarımı sınırlamam pek mümkün değildir. Kimi zaman kalemim bana sırdaş olmuş, kimi zaman toplumun faydasına olan cümleleri dökmüş, kimi zaman da toplumun yaralarına dokunarak dile gelmiştir. Kalemi kullanırken en keyif aldığım taraf ise "sessizin sesi" olabilmektir. Yeri geldiğinde bir taşın sesi, yeri geldiğinde bir kedinin serzenişi, yeri geldiğinde konuşamayan engelli bir çocuğun dili, yeri geldiğinde ise bir saç örgüsünü dile getirebilmek en keyif aldığım şeylerden biridir. Hayatın her alanında gönüllü olarak faaliyet göstermekteyim. Bağımlılık ile mücadele, kadın ve çocuk istismarına karşı destek, eğitime katkı amaçlı kütüphanaler kurulması, yardımlaşma derneklerinde faaliyetler, tüketicinin her tür hakkı (sağlık, hukuk...) üzerine destek çalışmaları, kültür sanat projelerine koçluk, danışmanlık, tutuklu çocukların topluma kazandırılması amaçlı eğitim organizasyonları, kan bağısı, organ bağışı, ilik bağışı üzerine organizasyonlarda koordinatörlük, özel eğitim öğretmeni olmam sebebiyle engelli çocuklarımızın ailelerine danışmanlık, okullarda çocuklarımızın yardımlaşma güdüsünü pekiştirme amaçlı seminerler ve sayamayacağım daha pek çok alanda, neredeyse hiç durmadan yıllardır gönüllü olarak faaliyet göstermekteyim. Bu alanlarda hakkıyla faaliyet gösteren kurumların yanında bulunmanın yanısıra, mağdurların şahsen yanında istikrarla olabilmenin de güzelligini yaşayabilenlerdenim. Yönetiminde ya da genel kurulunda faaliyet gösterdiğim derneklerde doğru ekip çalışması ile "olmaz" denilenin aslında ne kadar kolaylıkla olabileceğini yaşayanlardanım. "Şunun uzmanıyım, bunun uzmanıyım" demek elbet güzel, ben direkt sahaya dalarak takım çalışmasına hızla uyum sağlayarak, iş ve zihin gücünü sergileyerek faydalı olmaktan keyif duyanlardanım. 1998 doğumlu dünya tatlısı, mutlu mu mutlu, sevimli mi sevimli, şamatacının teki olan zihinsel engelli Cansın adında bir oğulun annesiyim. Onun bana öğrettiklerinin arasında "sessizliği dinleyebilmek" en değerlilerinden biridir diyebilirim. İnsanoğlunun değer biçilemeyecek kadar değerli olan, ne kadar çok şeye sahip olduğunu unutmadan yaşamak ve bunu unutanlara da hatırlatabilmenin gururunu yıllardır şahsen yaşayanlardanım. Ailem olan İndigo'ya duyduğum sevgi, saygı ve sadakat 1 Ağustos 2011'de başladığım andan itibaren hiç bitmeden devam etmektedir. İndigo aileme ve siz okuyucularıma sonsuz sevgi, saygı ve teşekkürlerimi gönderiyorum. Ben 1 Ağustos 2011'den beri: Yazdım, yazıyorum ve yazacağım! Çocukluğumdan beri insanlık için çalışmalar: Yaptım, yapıyorum ve yapacağım! Daima huzurla kalmanız dileğimle...