Ekümenopolis: Yok olan şehir İstanbul

Ekümenopolis geçtiği zaman dilimi ile yaşadığımız şehir olan İstanbul’un deyim yerinde ise iki anlamına da hitap ederek ‘son zamanlarını’ ele almaktadır. Hem İstanbul’u bir organizma olarak ele alırsak hayatının son günlerini göstermektedir hem de filmin çekim dilimi olan zamansal ölçek son günleri göstermektedir.

Ekümenepolis: Yok olan şehir İstanbul

Ekümenopolis: Nerede o eski İstanbul!

Film 2011 yılında kendini göstermiştir. İstanbul adı verilen inanılmaz hızla büyüyen bir şehrin durmaksızın gelişimini anlatmaktadır. Bu gelişimin doğurduğu olumsuz sonuçları göstermektedir.

Örneğin işçi sınıfının bu gelişimin temel taşı olduğundan bahsetmektedir. İnşaat işçilerini ele alalım inanılmaz derecede düşük ücretlerde çalışmaktadırlar ve bozuk bir şehir planlaması ile yolun geçtiği köprünün bağlandığı yerleri kendilerine mesken tutmuş ve orada gecekondu hayatına başlamışlardır.

Fakat ne var ki dış ve iç sermaye onların yaşam alanlarını dozerler ile karşılıklı anlaşma olmadan zaman zaman kolluk kuvvetleri ile acı çektirerek ranta açmıştır. Bu sınıfı ise şehrin olabildiğince dışına itmiştir. Bu uygulanan politika ile artık yokluk yaşayan sınıf ve varlık yaşayan sınıf sosyal olarak yaşam alanları birbirinden ayrıştırılmıştır.

İstanbul’da sınıfların açıkça belli olduğu yaşam alanları yaratılmaktadır. Ve kentsel dönüşüm ile işçi sınıfı mekansal olarak da uzaklaştırılmıştır. İşin kötü yanı bununla bitmemektedir. Bu iki sınıf artık yaşarken birbirleri ile temas edemez hale gelmiştir. Bunun sonucunda ise zengin sınıf fakirleri insan olmayan bir grup olarak tanımaktadır. Bu kötüdür.

Bir diğer yandan ise fakir olan sınıf zenginleri insan olmayan farklı bir grup olarak tanımaktadır. Bu daha kötüdür. Film 2005 yılında alınan Dünya Bankası kararından bahseder. Türkiye için alınan karar şudur ki; büyük şehirlerimizden biri dünya çapında metropole dönüştürülmek zorundadır. Alışveriş merkezleri ile hazır tüketim pazarı hedeflenmektedir. Emlak piyasası ise devlet eli ile özele aktarılmak zorundadır. Toplu konutların inşası ile sınıfsal farklar yaratılacaktır.

Ekümenepolis: Yok olan şehir İstanbul
Ekümenopolis Belgesel filmi

Ekümenopolis: İstanbul rant cenneti!

Gelinen noktada İstanbul, 2 hazır köprüsü, bir inşaata hazır köprüsü, bir yer altı geçidi olan büyük projeler ve ihalelerin yapıldığı rant cennetine dönüşmüştür. Bunlar rant kaynağıdır çünkü 25 yıllık şehir planlarında adları geçmemiştir fakat ihaleleri tüm hızı ile yapılmaktadır.

Örneğin devlet Ayazma’da insanları yerinden zorla edip o alanı önce TOKİ’ye aktarmakta TOKİ ise özelleştirmeye hakkı olduğu için devlete yakın olan bir müteahhit Ali Ağaoğlu’na aktarmaktadır. Bakıldığında proje sahipleri ya da devlet erkanından kişiler bu kentsel dönüşümün gerekli olduğunu savunmaktadır. Hem deprem riski, hem kalabalık, hem de hayat kalitesini yükseltmek adına yapıldığı savunulmaktadır. Ama şuan ulaşılan sonuç şudur ki TOKİ’ler depreme dayanıklı değildir hatta ana hatlarında çatlaklar meydana gelmektedir. Tüm İstanbul betonlaşmaktadır ve kuzey ormanları paramparça edilmektedir.

Ekümenopolis: İş işten geçmek üzere, belki de artık çok geç

İstanbul ekolojik bir felakete sürüklenmektedir. Yapılan yeni yollar ve köprüler ile ulaşıma çözüm bulunamamıştır aksine yaratılan yeni imkanlar ile yeni alışveriş merkezleri ve konutlar peşinde yeni araçları getirmektedir ve trafik gittikçe artmaktadır. Artan yaşam kalitesinden de bahsetmek mümkün değildir. Yapılan yeni toplu konutların alanları hakkı yenilmiş emekçiye aittir. Oradan bir ev almaları imkansızlaştığı için şehrin tüm imkanlarının yok derecek kadar az olduğu bölgelere itilmişlerdir. İstanbul bu hızla büyümeye devam ederse hep bahsedilen 2023 yılında nüfusu 30 milyona ulaşacaktır. Araç sayısı ise 8 milyona çıkacaktır. Toplu taşıma araçlarının kullanımı ise yüzde 20’yi yine geçmeyecektir. İstanbul vakti geldiğinde büyüyerek patlayan bir şehre dönüşecektir. Ucu olmayan bir şehir olmanın cezasını er yada geç ödeyecektir.

Ekümenopolis filminin adres gösterdiği konu oldukça apaçıktır. İstanbul bir çıkmaza sürüklenmektedir. Bu yönetim şekli ile rant neredeyse zaruri olmuştur. Sınıfsal fark bile isteye yaratılmaktadır. Mekansal olarak insanlar birbirlerinden uzaklaştırılmaktadır. İstanbul ekolojik olarak yok olmaya doğru sürüklenmektedir.

İnanılmaz bir araç yoğunluğu ile kirlenen havanın yanında nüfusun dünyanın çoğu ülkesinden yüksek oluşu ile co2 salınımı, Avrupa Birliği ülkelerinin toplamına yetişmektedir. Düzgün bir şehir planlaması yapılmazsa İstanbul çarpık kentleşmenin faturasını ödemekle yükümlüdür. Hatta şimdiden bir yıl içerisinde ortalama bir milyon trafik kazası ile ilerlemeyen trafiği ile sadece çok ufak bir kesime hitap eden olanaklarında yetersiz oluşu ile ödemektedir.

Neo liberalizm, sosyal devletin yerini aldığından beri rant ve daha çok gelir için yaratılan tüketim toplumu başına gelenlerin farkında değildir ta ki yaşadıkları evleri altlarından alınana kadar, gırtlağına kadar konut kredisine batana kadar ya da en kötüsü bir ayda biten apartmanları depremlere dayanıksız hale gelene kadar. İstanbul bir canavar gibi doğayı olduğu gibi bizi de git gide yutmaktadır.

Ekümenopolis – Ucu Olmayan Şehir

Mesaj Veremeyen Türk Sineması

Bir Kemal Kılıçdaroğlu Belgeseli

What Makes Us Human: Bizi İnsan Yapan Nedir?