Ah canım ülkem ah!

Ah canım ülkem ah… 2016 yılı hiç yaramadı sana, halbuki yeni yıla ne umutlarla başlamıştık. Her yeni yıldan beklediğimiz gibi bu yıldan da birçok beklentimiz vardı… Herkes sevdikleri, ülkesi ve milleti için ne güzel dileklerle girmişti yeni yıla.

Ah canım ülkem ah!

Ah canım ülkem…

Sorsan; değişmem hiçbir şeye bir karış toprağını…

Sorsan; havası, bayrağı yoktur senden kutsalı…

Sorsan; uğruna verilen her şehit kanı helal…

Hakkıdır hakka tapan milletimin istiklal…

Kimisi için unutulmayacak bir yıl oldu, kimisi için hatırlamak bile istemeyeceği bir yıl. Geçmiş zaman kullanmak yanlış aslında, çünkü önümüzde daha 1 ay var ve bu bir aya her şeyi sığdırabilir kader…

Zaman hızlı; hiç bir şey eski durduğu yerde durmuyor. Baksanıza okuldan dönen çocuğunuza; okumayı daha dün öğrenmemiş miydi? Eşinizle yemek yerken boş kalan sandalyelere bakın evlenip giden çocuklarınızın bıraktığı. Ya da aynaya bakın en kolayı… Çizgiler oluşmamız mı, saçlarınız beyazlamamış mı? Gördünüz mü, siz bile eski siz değilsiniz! Ülkem de eski ülkem değil, maalesef…

Çok yorulduk artık… Hani derler ya bir of çekerim karşıki dağlar ağlar diye, işte milletçe iç dünyamızı bundan daha güzel bir söz anlatamaz herhalde.

Yoruluyoruz neden mi?

Her gün şehit haberi almak yoruyor bizi. Televizyonu her açtığımızda ekranda şehit olan oğlu için ağlayan gariban anne-baba görmek yıpratıyor bizi. Evet, gariban görmek yoruyor bizi… Ama düşünsenize, zaten vatan için verilen her can, akıtılan her kan kutsal değil mi? İşte bu ender kişilerin nasibi…

Yorulduk; çünkü 15 Temmuz gecesi yaşadıklarımız hepimizi şaşkına çevirdi, anlam veremedik olanlara…  Darbe girişimiyle ülke sallandı, güven sarsıldı. Küçük çocuklara anne-babaları anlatamadı halka neden ateş edildiğini, hiçbiri çocuklarının sorularına cevap veremedi… Sonunda memleket zehirli sarmaşıklardan arındı, arındı arınmasına ama yine olan masum halka oldu… Sonunda mı; demokrasi kazandı, Atatürk’ün kurduğu laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti kazandı…

Yorulduk ve yoruluyoruz; IŞİD’ten, PKK’dan, diplomatik krizlerden, tecavüzcülerden, tecavüzün önünü açanlardan, katillerden, adaletsizlikten, bir bütün olamamaktan, savaştan, dizi – evlendirme programlarından, sağcı-solcu kavgasından, işsizlikten, koca dayağından, … ve geriye kalan bütün iğrenç ve kötü olaylardan yorulduk… Belki de hayat yoruyor bizi, kim bilir…

Yoruluyoruz ve belki de daha çok yorulacağız ama Atatürk’ün dediği gibi; “Yorgunluk her insan, her mahluk için tabii bir halettir, fakat insanda yorgunluğu yenebilecek manevi bir kuvvet vardır ki işte bu kuvvet yorulanları dinlendirmeden yürütür. Sizler, yani yeni Türkiye’nin genç evlatları, yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz.”

Darbe girişiminin ardından yaşanan toplumsal travma

Şehitlerimiz ve Büyüyen Öfke