Kadınız bilmeden seviyoruz (2)

Kadınız biz, bilmeden sever, isteyerek güvenir, hunharca öldürülürüz. Oysa biz sadece, bu topraklarda kadının adı olsun istedik. Kadının adı olsun ki; makyajını kendi için yapsın, morluklarını kapatmak için değil! Elinde ip, her seferinde biraz daha parçalanan yüreğini değil elbisesini diksin! İşte bu yüzden inadımız!

Kadınız bilmeden seviyoruz (2)
Kadınız, biz; sene kaç olursa olsun illa ki vardır bir yasağımız. Yürüyüşümüz suçtur mesela!

Biraz dik yürüdük mü “Amma da burnu havada” denir. Biraz eğdik mi başımızı “Ezik” olur adımız. Biraz alımlı yürürsek; “Aranıyor haspam.” olur. Sadece yürümek mi suç sanırsın? Gülersin suçtur. “İşve yapıyor” denir, yüzünü asarsın “mendebur” olursun, konuşursun “hadsiz” olursun, susarsın “kezban” olursun.

Kadınız biz, giyinmemiz de giyinmememiz de suçtur bizim! Etek boyumuzdan namusumuz ölçülür.

Yaka açıklığımız ne kadar namuslu yada ne kadar yollu olduğumuzun ölçütüdür. Peki kim ölçer tüm bunları? Kararı kim verir? Elbette ki namuslu (!) erkeklerimiz verir. Onlar ki her şeyin en iyisini bilir ve yine her şeyin en iyisini düşünür. Namusludurlar çünkü. Yakından tanımak isterseniz o namuslu erkekleri, etrafınıza bakınmanız yeterlidir. İlla ki rastlarsınız onca normal erkeğin içinde en namuslu (!) olanına!

Onlar genelde “Dünyanın çivisi çıktı, kardeşim. Bu nasıl iştir, nasıl kıyafettir?” diye başlayan cümlelerle ağızlarından akan salyayı silerler! Gözleri ayıpladıkları her yerdedir! Namus, iffet, ar, namusum diye gezinirken gözleri hep aynı yerdedir. Açıklama tektir “Erkek adamın elinin kiridir”. Keşke bu kadar olsa sadece. Bu büyüklerin küçük tablosudur. Birde küçüklerin büyük tablosu vardır. Onları bildiniz mi peki?

Bildiniz mi küçük kadınları? Onlar ne kadınız diyebilecek yaştaydılar ne sevebilecek…

Onlar ellerinde oyuncak bebekleriyle oyun oynarken, birileri çıktı; töre dedi, namus dedi. Bebek düştü. Çocuk kadın, erkek adam oldu. Çocuk öldü. Küçük kadın mahpus oldu.

Dinlediniz mi hiç, küçük kadınların hikayesini?

Kadınlığın ne demek olduğunu bilmediği için dayak yiyen küçük kadınları, sabaha kadar ağlayanları, babası yaşındaki adama peşkeş çekileni, namus diye nikah adı altında öldürüleni bildiniz mi?

Yuva adı altındaki hapishanesinde sokakta oynayan yaşıtlarına imrenerek bakan, o gözleri gördünüz mü? Yoksa siz de 3. sayfada bunları okuduktan sonra magazin haberlerine geçenlerden misiniz? Yoksa varoşların hikayeleri diyerek içinizi rahatlatanlardan mı?

Mesela insanlar tecavüzü meşrulaştıran yasayı tartışırken sen kulaklarını tıkayan, gözüne mil çekenlerden misin?

Eğer öyleyse bile rahatlamasın içiniz. Dedik ya biz kadınız, bilmeden severiz…

Lakin bu topraklar, sevgiyi çok görür insana. Seversin delice, sonra o çok sevdiğin beyaz yakalı sevgili hunharca öldürür seni. X plazanın Y bölümünün koordinatörü de olsan işler değişmez. Sadece kapamak için kullandığın kapatıcının markası değişir hepsi bu.

Kadının kaderi böyledir (!) Kaderciler vardır, bu ülkede. Her şeyi kadere bağlayan. Yere batasıca kaderdir her şeyin sorumlusu. Ne kadar da kolay ne kadar da basit değil mi? Oysa gerçek olan sadece sürekli pompalanan “ataerkil toplumuz” palavrasıdır hepsi bu. Birileri kurduğu düzen devam etsin diye: “Bizim toplumumuz ataerkil!” der, diğeri senelerin sinmişliğiyle; “Ben çektim o da çeksin. Toplumumuz ataerkildir”der. Kadın kadını ezer, erkek kadını ezer ve toplum gün geçtikçe; çürür.

Çürüme o kadar artar ki gün gelir her şeyi ispata zorlanırsın!

Gün gelir çocuğun ne demek olduğunu anlatırsın. Gün gelir “Bana bağırma hakkın yok” u anlatmaya çalışırsın. Gün gelir “Beni dövmeye hakkın yok”u anlatırsın. Hepsi zorlar ama en ağırı gün gelir: “BANA TECAVÜZ ETME HAKKIN YOK!” u anlatırsın. O gün geldi. Artık çıldırmışcasına haykırıyoruz:

Bana dokunmaya hakkın yok!

Bana tecavüz etmeye hakkın yok!

Bana sormadan benimle ilgili karar almaya hakkın yok!


Hakkınız yok!

Çekin ellerinizi üzerimizden!

Bu ülkede kadının adı olacak!


Kadınız bilmeden seviyoruz!

Kadına Şiddet Hukuken Nasıl Önlenir?