Küfür sever misiniz?

Küfür olgusuyla aranız nasıl bilemiyorum. Bir hocam derste arkadaşımı küfrederken duyunca demişti ki “küfür, söyleyecek sözü olmayanların kullandığı dildir”. “Nasıl söyleyecek bir sözü nasıl yok, bakın hocam, söyledi” diyemedik o zamanlar tabi. Nasıl diyelim bir kere bir otorite “yine” ortaya genç beyinleri etkileyecek muhteşem bir şey söyledi.

Küfür sever misiniz?

Konuya girişimden benim görüşümü ve hislerimi anlamışsınızdır sanıyorum. Küfürle ilgili bahsetmek istediğim birkaç konu var az önce söylediğim konuya da atıfta bulunarak. Ne de olsa o olay beni üzerine düşünmeye sevk etti.

Küfür neden edilir?

Hani demişti ya öğretmenimiz küfürle ilgili, söyleyecek sözün olmamasıdır diye. Haklı değil mi? Haklı. Peki, ben neden herkese bir şeyler söylemek isteyeyim ya da her komedi neden düşündürsün? Ben niçin maç izleyen babamdan felsefik derinlikte cümleler beklemeliyim? Bunu beklemek saçma değil de ayağını masaya çarpan arkadaşımın masayla ilgili hislerini dile getirmesi mi saçma?

Küfür neden edilmemeli?

Tabi ki kimseden bu yazıyı okuduktan sonra camı açıp “…” diye başlamasını istemiyorum. Çünkü insanların ne kadar gereksiz yerlerde küfrettiklerini de duyarak “yapmayın arkadaşlar neden yukarıdaki öğretmen tipini haklı çıkarıyoruz” demek istiyorum. Birbirinizi görünce yapmanız gereken yalnızca kısa ve yüzyıllardır süregelmiş sempatik bir sözcük: “merhaba” Bunu neden zorlaştırıyorsunuz?

“Bayanların” küfretmesi?

Tam bu noktada bambaşka bir yazı konusuna da değinmiş olayım, canım küfür sevdalıları; o “bayan” değildir ‘kadın’dır. Peki, kadınlar neden küfür etmesin, diyerek size soruyu geri pas atıyorum. Bana bunu mantıklı şekilde açıklayan çıkmadı. Bu lafı birisi çok güzel ortaya atmış ve top hala dönüyor “o ne ya, tabi ki etmez! Bir kere yakışmıyor.” E, sen niye ediyorsun? Senin her şeyin mükemmel mi yakışmış, ben bunları söylüyor muyum?

Benim içimden zaman zaman bağıra çağıra küfretmek geliyor. Yanlış anlamayın yapıyorum, yapıp acınası bir şekilde aynı şekilde bağıra çağıra ağlıyorum da. Evet hocam, ben tüm kalıpları hedefime koyup, bütün saçmalıkları, birbirimize olan kinimizi, anlayışsızlığımızı ve daha nefret ettiğim her şeyi alıp önüme vurup öldüremeyeceğim ya da derdimi anlatamayacağım tüm bu olgulara küfrediyorum. Ne yapayım söyleyecek bir sözüm yok ki onlara.

Mucizeler tevafuklar içerisinde gizlidir

1997 yılında temmuz ayının yirmi ikisinde İstanbul’da doğdum. Hatta babam tarafından İstanbulluyum bile ama neyse ki Şile’den. Annem tarafından Rizeliyim. İki çocuklu ailemin ikinci çocuğuyum. Eğitim hayatım Türkiye’de okuyan bir genç olmama rağmen şansım sayesinde olacak hep iyi yerlerde geçti. Mahallemdeki ilkokulum Cenap Şahabettin’den sonra yine mahallemdeki Hüseyin Avni Sözen Anadolu Lisesi’ni bitirdim. Şimdi Boğaziçi Üniversitesi’nde psikoloji bölümündeyim. Hayatımda bir şekilde sanatı bulundurmayı sevdiğim için olacak flüt çalıp tiyatro yapmayı ve birkaç kelimeyi bir araya getirerek bir şeyler yazmayı denemeyi seviyorum. Bunların hepsini yeteneklerimden değil de sevgimden yaptığım için olacak uzun yıllardır devam ettiriyorum. Bu nedenle de olmayan yeteneklerime ve olan kocaman sevgime teşekkür ediyorum.