Her şeyinizden utanın! Dünyayı küçüklere bırakın!

Kendinizden utanın büyükler! Merhametsizliğinizden, nefretinizden, hırslarınızdan, bencilliğinizden, egonuzdan, her şeyinizden utanın ve dünyayı küçüklere bırakın artık…

Her şeyinizden utanın! Dünyayı küçüklere bırakın!

Çok sevdiğim şairlerden olan, yaşayan bir mucize Ataol Behramoğlu Cumhuriyet gazetesindeki köşe yazısına başlık olarak “Layık mıyız çocuklarımıza?” demiş. Aklım ermezken düşünürdüm acaba çevremdeki büyükler hiç küçük olmuşlar mıydı ya da bundan sonra küçülürler mi diye. Cevabı o zamanlar bulamadım ama zaten şimdilerde de bulduğum söylenemez. Sahi ya siz hiç küçük oldunuz mu?

Ben oldum. O yüzden biliyorum nasıl bir şey olduğunu. Küçükler çıkarsız sever karşısındakini, ayırt etmezler, edemezler ki çıkar nedir. Saftır küçükler, mutluysa güler, üzgünse ağlarlar. Maskeleri yoktur. Dert ortağı bile olurlar biliyor musunuz? Belki anlamazlar ne dediğinizi çok ama size moral olmak için de her şeyi yaparlar. Empati bile kurabilirler bazen. Hani şu büyüklerin asla yapmadıkları ve yapmayı da eziyet gördükleri empati.

Savaş, kan, gözyaşı gibi kavramlar çok yabancıdır onlara...

Savaş, kan, gözyaşı gibi kavramlar çok yabancıdır onlara…

Büyüklerin “işidir” bunlar hep. Sağ olsunlar hep düşünürler ne yapalım da daha berbat bir yer bırakalım masum küçüklere diye. Hep de bulurlar. Güçleri yetse dünyayı kurtaracaklar da işte maalesef büyümeden de olmuyor diye engeller çıkarırlar sonra karşılarına. Çünkü dünya kurtulsun barıştan, sevgiden sarhoş olalım diye bir dertleri yoktur ki, çok “büyükler” ya hani. Ciddi işler yapıyorlar ya, disiplinliler ya… Hâlbuki onlar da küçük değiller miydi? Başta da sormuştum ya, küçük olmadılar mı? Bal gibi de oldular! Ee, ne o zaman bu kin, nefret, ego diye sormazlar mı insana. Küçüklükleriyle yüz yüze getirme şansımız olsa acaba utançtan kızarırlar mıydı?

Bir de küçüklüklerini hiç yaşayamayanlar var mesela

Bir de “gelin” diyorlar ya onlara, öyle bir of çekiyorum ki… İnsanlık onuruna bile sığmayacak bir şeyin bu küçüklerin büyüklerin esiri olduğu dünyada siyasi malzeme yapıldığını görmek o çektiğim of’u uzatıyor da uzatıyor. İlk başta “pizzagate” denen rezalet (şimdilik iddia, umarım öyle kalır) sonra bizde olanlar. Yahu mahalle maçlarında bile kuraldır küçüklerle sert oynanmaz. Tabi bu kuralı da küçüklerin koyduğunu unutmamak gerek orası ayrı.

Bence kendinizden utanın “büyükler”. Merhametsizliğinizden, nefretinizden, hırslarınızdan, bencilliğinizden, egonuzdan, her şeyinizden utanın ve dünyayı küçüklere bırakın artık.

Sahi ya siz hiç küçük oldunuz mu?

Pizza Gate nedir? Obama’dan Clinton’a uzanan pedofili skandalı!

1997 yılının Mart ayında İstanbul’da doğdum. İki çocuklu bir ailenin büyük çocuğuyum. Çocukluğumu İstanbul’da nadir yeşil kalan yerlerden olan Çengelköy’de geçirdim. Hüseyin Avni Sözen Anadolu Lisesi'nden mezun olduktan sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde okumaya hak kazandım. Avrupa Hukuk Öğrencileri Derneği'nde aktif şekilde görev almaktayım. Kendimi gezgin olarak nitelemek yanlış olmayacaktır sanırım. Şimdilik 9 ülke 15 şehirle bir başlangıç yaptığım söylenebilir. Zira hayata dair hedeflerim arasında her kıtaya gitmek var, Antarktika dahil. Gelecekte hayatıma bir avukat ve yazar olarak devam etmek istiyorum.