Öğrenci yurtları: Cemaatlerin legal örgütlenme yöntemi

Türkiye genelinde binlerce öğrenci yurdu, devletçe “tanınmış ve desteklenen itibarlı cemaatlerin” iş alanının piyasacı legal örgütlenme yöntemlerinin bir ürünü.

Öğrenci yurtları: Cemaatlerin legal örgütlenme yöntemi

Öğrenci yurtları, pansiyonları, çocuk barınma yurtları ve yuvaları gibi esas olarak devletin temel görevleri arasında bulunan çocuk ve gençlerin daha sağlıklı ortamlarda yaşama, barınma, koruma ve kollanma ile ilgili “sosyal devlet” olmanın gereği çok önemli kurum ve kuruluşlardır.

Devlet bu işleri bilindiği üzere ilgili bakanlıklara bağlı genel müdürlük düzeyinde çeşitli kurum ve kuruluşlar ile yürütmektedir.

Fakat ne yazık ki, öğrenci yurtları başta olmak üzere bu alanların aynı zamanda ticari bir alan olarak görülmesi yanında, ilgili düzenlemelerde kamu yararına “hayırlı” uğraşlar ve işler olarak tanımlanması ile birleşince piyasa ekonomisi ve onun gereği olan özelleştirme gibi yöntem ve uygulamalardan dolayı karşımıza binlerce yapılanma ve kuruluş çıkmaktadır.

İşte Adana Aladağ kız öğrenci yurdu faciasını biraz bu yönüyle de okumak gerekir. “Devlet yurtlarında böyle şeyler olmuyor mu?” Ahmakça ve art niyetli sorusunun cevabı ise; Elbette olmuyor. Cemaatleşmemiş devlet kurum ve kuruluşlarında ise zaten olmuyor ve olamaz. Çünkü orada işlev ve işleyişin tek bir amacı vardır; Koruyup kollamak.

En son yaşanan ama bu gidişatla asla son olmayacak Adana Aladağ faciası bilindiği üzere fakir ailelerin kız çocuklarını gönderdikleri birçok cemaat yapılanmasından birisine bağlı bir öğrenci yurdudur.

Çocuklar çıkan yangında içeride kilitli kalarak feci şekilde ölmüşlerdir.

Bazı gerici ve “postmodern gerici” tayfasına göre “melek olup uçmuşlardır”. Ya da kaderlerinin gereğini yaşamış ve cennete gitmişlerdir.

Söz konusu kız öğrenci yurdunun adı “Aladağ Tahsil Çağındaki Talebelere Yardım Derneği Orta Öğretim Kız Öğrenci Yurdu” olup, aynı derneğin aynı bölgede 30 tane daha yurdu olduğu söylenmektedir. Dernek olarak örgütlenmiş bu yapı, belli bir görüş, düşünde ve ideolojinin devlet normlarına/gereklerine uygun olarak gerçekleştirilen örgütlenme biçimlerinden birisidir. Bir anlamda “dernekler kanununa” göre ilgili yöntemin kullanılarak kuruluş ve kurumlaşmaya dönüşmesidir.

Cemaat yurtları

Adana Aladağ’daki yurtlar olsun, ülke genelinde diğer yurtlar olsun devletçe “tanınmış ve desteklenen itibarlı bir cemaatin” iş alanının piyasacı legal örgütlenme yöntemlerinin bir ürünüdür. Söz konusu cemaatin Türkiye genelinde 1700 derneğinin ve 1300 öğrenci yurt ve pansiyonun olduğu yönündeki verileri de düşündüğümüzde konunun sarsıcı boyutları daha iyi anlaşılabilir.

Benzer amaçlara, formasyona ve piyasa ilişkilerine sahip onlarca cemaatin on binlerce öğrenci yurtlarının olduğu gerçeğinden hareketle, devletin nasıl bir yapılanmaya izin verip desteklediğini iyi görmemiz gerek. Bu yurtların hepsi aynı zamanda “okul” işlevi gören ve çocukları kendi dünya görüşlerine göre biçimlenmeye çalışıldığı yerler olduğunu söylemeye gerek bile yoktur.

Cemaatlerin öğrenci yurtlarıyla örgütlenmesi yasal kılıfına nasıl uydurulmuş?

İşte bu dernekler ilgili kanun, yönetmelik ve yönergelere gereklerini yerine getirerek sözüm ona devlet ile olan ilişkilerini de yazılı kanunlara uygun biçimde düzenlemişler ve “Kurs ve Okul Talebelerine Yardım Dernekleri Federasyonu” adıyla bir üst örgüt/kurum haline gelmişlerdir. Yani ortada yasal olan, yanlış olan hiçbir şeyin olmadığı hukuki mevzuata uygun devasa bir cemaat örgütlenmesini kılıfına uydurmuşlardır.

Aziz Nesin Vakfına ilişkin söylenmedik laf bırakmayan, elinden geleni ardına koymayan devlet/hükumet etme anlayışını biliyoruz. Keza Türkan Saylan‘a dünyaya dar eden devlet / hükumet anlayışının ne kadar vahim boyutlarda cereyan ettiği yakın tarihimizdir.

Nasıl olur da aynı devlet/hükumet etme anlayışı onlarca cemaatin/tarikatın, yüzlerce yurdunu yasal, güvenli, amaçlı ve sağlıklı bularak onlara dernek ve federasyon olma olanağını tanımakta bir sakınca görmediği gibi aynı zamanda onları her açıdan desteklemektedir?

En nihayetinde yönetsel erk bu yapıları “iyilik” peşinde olan “hayırsever” yapılar olarak tanımlamakta ve bu şekliyle yapılanmaları sağlamaktadır. Bunun açıklaması hiçbir uygar ya da uygarlaşma iddiasında bulunan ülkede, ekonomik ve siyasi rejiminin kapitalizme dayalı piyasacı, liberal ekonomik model olması ile ilgili olamaz. Eğer devletin kendisi ya da ona hükumet edenler de söz konusu cemaatler gibi düşünmüyor ve ülkenin laik olması gereği gerçeği ile ilgili farklı düşünce, tutum ve davranış içinde değillerse.


Bu işler esasen devletin kendi işidir. Hem de birincil işlerinden birisidir. Toplumculuğu bir yana bırakın, laik ve uygar her hangi bir devlet sadece piyasa ekonomisi ve onun gereği özelleştirmelerin bir sonucu olacak şekilde çocuk ve gençlerinin barınma, kollanma, korunma ve yatma, yeme/içme ihtiyaçlarını kendisinin dışında kimselere havale etmez. Bu anlamda devletin güya denetleme görevi ise sadece “devlet olma” prosedürü ile ilgili olup hiçbir önem taşımaz. Taşımadığı da yaşanan gerçekler ışığında ortadadır.

FETÖ’den çekmedik mi?

Devlet çocuklarını ve genç insanlarını sadece koşullar böyle gerektiriyor diye ona buna “yem” etmez. Yem edildiği oralarda yaşamış çocuk ve gençlerin ideolojik yapılanmaları nedeniyle aşikârdır. FETÖ bunun en canlı ve kanlı örneği değil midir? Hal böyleyken bilmem kaçıncı kez yaşanan taciz, tecavüz ve yangın olayları bunu defalarca en kötü biçimde belgelememiş midir?

Uygar, laik ve onurlu bir devlet yönetimi için söz konusu bu yaşananlar kaldırılabilecek, açıklanabilecek, mazur gösterilebilecek ve gerekçelendirilebilecek şeyler değildir.


Adana Aladağ’da kız yurdunda yangın

Bilinçlen artık Türkiye!