Gündem stresi neler kaybettiriyor?

Gündem stresi çok şey kaybettiriyor bize. Mezarlık önünden geçerken müziğin sesini kapatan bir toplum olarak böylesine ağır bir gündemi gündelik hayata yansıtmadan taşıyamıyoruz.

Gündem stresi neler kaybettiriyor?

Neredeyse her yaptığımız ya da yapmadığımız şeyin temeli gündem stresi. Peki bunun bize fark ettirmeden kaybettirdikleri ne? Yarın şehitsiz, savaşsız, bombasız, daha insanca bir hayat istiyorsak eğer, daha çok ortak paydaya ihtiyacımız var. Daha çok bilgiye, daha çok yakınlaşmaya, iletişime ihtiyacımız var. Fakat taşıdığımız gündem stresinin bize yaptırdıkları ya da yaptırmadıkları bu geleceğe zarar verebilecek boyutta.

Dolar çıktı, anayasa değişiyor, bombalar patlıyor, masum insanlar ölüyor, bu bunu söyledi öbürü şunu yaptı.. Bin değişik mevzu var memleketimde tartıştığımız, konuştuğumuz.

Herkesin üzerinde haklı bir korku, bir stres. Toplu taşıma araçlarında en yoğun saatlerde bile hüzünlü bir tenhalık. Kolay mı böyle ağır, böyle ölüm ve hasar dolu bir gündemi tüm gün yanında taşımak. Üzerinde ağırlığını hissetmek.

Gündem stresi neler kaybettiriyor?

Peki bu ağırlığın hiç fark etmeden bizlere neler kaybettirdiğini, nelere mal olduğunu düşündük mü? Kârdan zarar ediyoruz toplum olarak. Uzun vadede en tehlikeli sonuçlara da bu götürecek belki de bizleri.

Son zamanlarda sosyal medyada sürekli aynı gazetenin, aynı derginin aynı haberi tekrar ettiğini görüyorum. Fark ettim ki daha sık aralıklarla paylaşmaları değil durum, durum şu ki artık insanlar daha az yazıyorlar. Daha az paylaşıyorlar kendi hayatlarından bir şeyleri. Çünkü insaniyet elbette her şeyden önce geliyor. Mezarlığın önünden geçerken arabada çalan müziği kapatan bir toplum için hayli zor böyle bir gündemle yaşamak. O müzik hep kapalı olmalı şu aralar…

Gündem stresi neler kaybettiriyor?

Bu düşünceden dolayı kim bilir kaç defa mutlu bir anını paylaşmadı birçok insan sosyal medyadan…

Kaç şarkı hiç bestelenmedi de milyonlarca insanın hissettiklerine tercüman olmayacak, hep bir ağızdan söylenmeyecek?

Akla gelen kaç güzel söz “ayıp olur şimdi” diye iç geçirilip yazılmadan çöpe atıldı?

Kaç gülücük işareti “şimdi yanlış anlaşılmasın” diye silindi mesajlarda?

Kaç komik kedi videosu çekilecekti.. “aman boş ver şimdi sırası mı” denilip çekilmedi?

Kaç genç girişimci “bırak ya zaten ortalık karışık” deyip girişimini erteledi? Belki de milyar dolarlık bir fikirdi de bir buruşuk kağıtta kaldı…

Yazılacak kaç kitap yazılmaya, okunacak kaç kitap okunmaya başlanmadı. O kitaptakiler kaç kişinin hayatını değiştirmedi hiç?

Tek bir sahnesi bile hayat boyu hatırlanacak, belki bir fikre temel oluşturacak kaç filme “boş ver kalabalık şimdi oralar” diye gidilmedi acaba?

Çekilen kaç harika fotoğraf, ” yeri zamanı değil sonra paylaşırım” diyerek çıkmadı önümüze. Kaç beğeni alacaktı kim bilir, kaç kişiye bir gün yetecek bir tebessüm ettirecekti de ettiremedi?

Kaç kişi korkudan ya da “bu ara eğlenmeye mi gidilir” deyip de belki de hayatının aşkıyla tanışacağı yere arkadaşlarıyla gitmedi… Kaç tane tanışma hikayesi hiç anlatılmayacak seneler sonra, hiç yaşanmadığı için…

Bana “bunlar mı bizim sorunumuz şu an?” diye sorabilirsiniz elbette. Evet. Bunlar bizim sorunumuz.

Çünkü güzel sözler söylendiğinde, komik videolar izlendiğinde, yeni kitaplar yazıldığında, yeni filmler izlendiğinde hayat aslında hayat.


Yarın şehitsiz, savaşsız, bombasız, daha insanca bir hayat istiyorsak eğer, daha çok ortak paydaya ihtiyacımız var. Daha çok bilgiye, daha çok yakınlaşmaya, iletişime ihtiyacımız var. Sanayileşme de, büyüme de, maddi manevi zenginleşme de bunlarla olur ancak.

O yüzden kitabınıza başlayın yine de siz, filminizi izleyin, bir fikriniz varsa oturun yazın bir kenara. Mutlu bir anınızı resmedin. Paylaşmasanız bile yapın sizi mutlu eden ve geliştirebilecek şeyleri hiç ertelemeden.

Tek bir ağızdan çıkan sözlerin, hep bir ağızdan söyleyeceğimiz şarkıların önüne geçmemesi adına… Çünkü asıl kaybettiklerimiz, hiç kazanmadıklarımız aslında.


Tarafsız haber saçmalığı