Mutsuzluk gelene kadarki mutluluk

Sonunda mutsuz olacağını bile bile bir kişiyle birlikte olmayı göze alan insan, mutsuzluk gelene kadar ki mutluluğun peşinde midir?’ Mutsuzluk gelene kadarki mutluluk…

Sonunda mutsuz olacağını bile bile bir kişiyle birlikte olmayı göze alan insan, mutsuzluk gelene kadar ki mutluluğun peşinde midir?Orta boy valizine büyük hayal kırıklıklarını yükledi ve arkasına bakmadan küçük adımlarla gitti genç kız. Geride bıraktığı, bir savaş enkazını anımsatan adam peşinden koştu. “Tamam. Senin dediğin gibi olsun. Gitme” dedi…

Tüm hayal kırıklıklarına karşın genç kızın bu sözleri duymaktan gayrı bir dileği yoktu. Sevindi, adama sıkıca sarıldı ve döndü.

Adamın ise derdi çoktu. Seviyordu ve seviliyordu ve fakat cepleri bir sürü “ama” ile doluydu. Seviyordu ama sevdiğini kendi bataklığında boğmak istemiyordu. Seviliyordu ama biliyordu ki mutsuzluktan fazlasını vaat edemeyecekti.

Peki o zaman niye gitme demişti? Bu ne olursa olsun yitirmeme bencilliği miydi yoksa mutsuzluk gelene kadar ki mutluluğu yaşamak isteği miydi?

Aslına bakılırsa mutsuzluk gelene kadar ki mutluluğu yaşamak isteği de kendine has bir bencillik içeriyordu. Ancak bu tek taraflı bir bencillik değildi ve 2 tarafta muhtemel mutsuz son öncesi yaşanacaklara razıydı.

Yaşanacaklar yaşandı. Beklenen son gelip çattı. Kısa ayrılık konuşması ve hızlıca hazırlanan valiz ile adeta bir filmin son sahnesine gelindi. Her ne kadar yaraları daha da derinleşmiş olsa da genç kız giderken adamın yine kendisine gitme demesini bekledi. Beklemenin de ötesinde diledi. Ancak adam gitme demedi…

Adama göre mutsuzluk kesin ve geri dönüşü olmayacak şekilde gelmişti. Bu yüzden bir kere daha gitme demenin birbirlerine eziyet etmekten başka bir anlamı olmayacaktı. Yine de kendisine “Sanki şimdi mutlu muyum?” diye sormadan edemedi. İçini tarifsiz ve güçlü bir pişmanlık kapladı.

Pişmanlık girdabında boğulmaktansa sevdiği kadının peşinden gidip onu geri getirmeye karar verdi. Gideli henüz birkaç dakika olmuştu. Ayakkabılarını giyip aceleyle kapıyı açtı. Karşısında sevdiği kadını buldu. Her ne kadar sevdiği adam kendisine gitme dememiş olsa da 30 – 40 metreden uzağa gidememişti.

Tek kelime bile etmeden birbirlerine sarıldılar. Bu sarılış, hem pişmanlıklarının itirafıydı hem de yine mutsuzluk yaşayacak olsalar dahi birlikte kalmaya verilen sessiz bir sözdü…

Onu olduğu gibi sevmek