Onu olduğu gibi sevmek

Sadece bizim için daha iyisini istemiştim dedi ve ağlamaya başladı kadın. Adam, yaptığın sadece beni başkasına dönüştürmeye çalışmaktı dedi ve gitti. Bazen iki insanın birbirini sevmesi yetemeyebiliyordu. Çünkü orada bir eksik vardı: onu olduğu gibi sevmek.

Onu olduğu gibi sevmek

Daha iyi bir ev, daha iyi bir araba, daha iyi bir iş… Bir dolu ve sonu gelmeyecek “daha iyi” vardı kadının listesinde. Birçoğu da iyi niyetliydi aslında. Ancak iyi niyetin yanında sevdiği adamı olduğu gibi kabul etmek yoktu.

Adam değişemez miydi? Hele ki sevdiği kadın değişmesini istiyorken? Evet değişebilirdi ama değişseydi olmak istediği kişi olamazdı. Olmak istediği kişi ile dönüştürülmeye çalışıldığı kişi arasında büyük farklılıklar vardı. Adam işte tam da bu yüzden olduğu kişiden memnun şekilde hayata devam etmekte kararlıydı.

Kadın değişmeye zorluyordu adamı. Beni sevdiği için değişecek umudu vardı içinde. Sonuçsuz kalan her girişim sonrası ise yıpranıyordu. Adamsa susuyordu. Anlaşılamayacağını farkındaydı. Ne söylerse söylesin, boş vermiş, tembel ya da basiretsiz diye yaftalanacağını biliyordu.

Başlarına gelen her zorluğu, her sıkıntıyı adamın değişmemesi ile ilişkilendirmeye başladı kadın. Adam yine sustu. Sabretmek ya da karşısındakine aldırmamak değildi bu susuş. Yalnızca anlaşılamayacak bir şeyi anlatmaya uğraşmamaktı.

Dip dibe iki insanın arasındaki mesafe hızlıca açılıyordu. Kadın, adamdan gayret ya da tüm sandıklarını haksız çıkaracak bir delil bekliyordu. Adam ise hali hazırda kadına sunmuş olduğu benliğinden öte bir şey veremeyeceğini düşünüyordu.

Adamın ki gururlu olmak, inat etmek ya da ilkeler peşinden koşmak değildi. Yapmak istediğini yapmak, yapmak istemediğini yapmamak basitliğinde bir çizgide yürümekten ibaretti. Kadına göre ise bu bir vazgeçmişlikti.

Kimse haksız değildi, kimse yanlış da değildi. En tuhafı da kim kaybederse kaybetsin kazananı olacak bir mücadele de değildi.

Kadın haykırdı. Susma artık dedi. Adam suskunluğunu bozdu. Ben buyum ve hatırlarsan sen de bu adamı sevmiştin dedi.

Bu cevap kadına çok dokundu. Bu an, belki de ilk ve son kez adamı anlamaya en yakın olduğu zamandı. Sadece bizim için daha iyisini istemiştim dedi kadın. Ağlamaya başladı. Yaptığın sadece beni başkasına dönüştürmeye çalışmaktı dedi adam ve gitti… Gitmek zorundaydı. Çünkü eğer kalsaydı bu sefer o sevdiği kadını değişmeye zorlamış olacak ve mutsuz edecekti. Sevmek her zaman yetmiyordu. O da gitti.

Kendinizi affetmeyi denediniz mi hiç?

Kimseye etmem şikayet – Asırlık haykırışın buruk hikayesi

14.03.1985 tarihinde Kadıköy'de dünyaya geldim. Kadıköy'de doğdum, Kadıköy'de büyüdüm. Yazma sevdası içime düşünce önce 2 roman yazdım, sonra da sinemaya dair yazılar yazmaya başladım. 2011'in başından beri bloğum cagrigirlangic.blogspot.com da 500'ü aşkın filme dair yazdım. Hala da devam ediyorum. Sonra metin yazarlığı yapmaya başladım ve yazarlık mesleğim haline geldi. Yazımına devam ettiğim Türk Sinema Tarihi Ansiklopedisi, emek ve zaman isteyen bir proje. Sabırla yazımına devam ediyorum. Bir sinema yazarı olarak yazmaya başladığım, sonrasında ise deneme, gündem, kritik, yaşam ve kişisel gelişim yazıları yazmaya başladığım İndigo Dergisi ise hem beni geliştiren, hem de bir parçası olmaktan haz aldığım yer.