‘Güçlü Türkiye’ masalı

Bir sorum var sayın cumhurbaşkanım… Türkiye’yi 15 senede ‘Güçlü Türkiye’ yapamamış olmak için sizi kim tuttu? CHP’nin genel müdürü mü? MHP’nin bahçıvanı mı? HDP’nin cici çocuğu mu?

Memlekette bir ‘Güçlü Türkiye’ masalıdır almış başını gidiyor. Asrın liderimiz, henüz başbakan iken, 2013 yılında CNN Türk’te katılmış olduğu bir programda ‘Güçlü Türkiye’ diye bir masal anlatıyordu.

Kendisi 2023 yılında başbakan olsaymış ‘Güçlü Türkiye’ olmak için eyalet sistemini önerecekmiş. Eyalet sisteminden korkmamalıymış Türkiye, bu sistemi cumhuriyete tehdit olarak algılayanlar tarih bilmiyorlarmış, cehaletlerinden böyle hislere kapılıyorlarmış,  dünyadaki federal devletlere bakarsak hepsinin ne kadar güçlü olduğunu görürmüşüz, Osmanlı’da da varmış zaten bu sistem, Osmanlı’da Lazistan varmıııışşş, Kürdistan varmıııışşş… Öyle tatlı anlatıyordu ki uyuyakalmışım…

Sonra uyandım, bir de baktım asrın liderimiz, cumhurbaşkanı olmuş. O da yetmemiş, yine anlatıyor. Türkiye, başkanlık sistemine geçseymiş, kendisi başkan olsaymış,  ‘Güçlü Türkiye’ olurmuşuz, parlamenter sistemde koalisyonlar varmııııışşşş, çift başlılık varmıııışşşş… Uyumuşum yine… Uyandığımda sorular üşüşmüştü üstüme…

'Güçlü Türkiye' masalı

Sayın cumhurbaşkanım, ‘güçlü ülke’ deyince sizin aklınıza yalnızca başkanlık sistemi ve o sistemin bir modeli olan federe yapı mı geliyor? Bir ülkeyi, ülke yapan nedir size göre? Federe yapılara bölünmüş kuru topraklar mı yoksa o topraklarda yaşayan, o topraklara can katan insanlar mı? Ağaçlar olmasaydı orman olur muydu, sayın cumhurbaşkanım? Ağaçlar yeşermeseydi orman yeşil olur muydu?  Yağmur yağdırabilir miydi? Ağaçlar yapraklarını dökse hiç yağmur yağmasa orman kurumaz mı?

Peki sizce, bu ülkenin ağaçları yeterince sulandı mi sayın cumhurbaşkanım?

Güçlü ülke olmak için, akademisyenin; sorgulaması, eleştirmesi, fikirlerini korkusuzca paylaşması, bilim adamını yetiştirmesi…

Bilim adamının; kafasındaki soruları aydınlatmak için araştırması, incelemesi, icat etmesi, bunun için yeterli maddi kaynaklara ve desteğe sahip olması…

Sanayicinin; bilim adamının icat ettiğini üretmesi, yatırım yapması, istihdam sağlaması…

İş adamının; sanayicinin ürettiğini hiçbir siyasi partinin görüşüne yakın olmadan, hiçbir cemaate mensup olmadan tamamen ticari zekasını kullanarak dünyaya pazarlaması, satması, ülkeye döviz getirmesi…

Öğretmenin; ülkemizde sayıları yeterince olan imam ve hatipler yerine, geleceğin bilim adamlarını, sanayicilerini, iş adamlarını, akademisyenlerini yetiştirmesi…

Çiftçinin; ekmesi, biçmesi, mahsulünü en iyi fiyata satıp, emeğinin karşılığını alması…

Esnafın; her akşam evine sıfır siftahla yüzü düşük değil de, bir torba şarküteriyle gidip çocuklarının yüzünü güldürmesi…

Memurun; hadi tamam, lüks içinde yaşamasa bile kredi kartına esir olmuş vaziyette değil de, hiç olmazsa maaşının yettiği kadar hayatını idame ettirebilmesi…

Sanatçının; sanatını özgürce icra edebileceği imkanlara ve ortamlara sahip olması, fikirleri, görüşleri yüzünden icraatinden yoksun kalmaması, dışlanmaması…

Gazetecinin, yazarın; bildiğinden şaşmaması, bildiğini, özgürlüğünün elinden alınacağı korkusu olmadan yazması, halkı aydınlatması…

Devletin; ülkenin bin bir güçlükle kurulmuş kar eden kurumlarını satmaması, zarar edenlerini de ipotekletmek için varlık fonu diye bir fan fin fona devretmemesi…

Savcının, hakimin; milletin bir kesimine yapılmış bir haksızlığı her kesime yapılmışcasına cesurca savunması…

Askerin, polisin; devletin kendi himayesinde olması, devletin içinde eğitilmiş insanlardan çıkması, devletin varlığını ve iradesini tehdit eden habis yapılarca beslenmemesi…

Ve hepsinden önemlisi güçlü bir ülkenin, teröristi adam yerine koyup, onunla siyaset yapmaması, güçlü bir istihbarata ve güvenliğe sahip olup, ülke sınırlarına hakim olması gerekmez mi sayın cumhurbaşkanım?

Sizce bütün bunların güçlü ülke olmaya hiçbir katkısı yok mudur?

Yoksa, tüm bunlar olmasa da olur,  biz hele bir başkanlık sistemine geçelim de gerisi Allah Kerim midir? Ondan sonra da federe devlet olduk mu bu iş tamam mıdır sayın cumhurbaşkanım?

Bir sorum daha var sayın cumhurbaşkanım… Bütün bunları yapıp, Türkiye’yi 15 senede ‘Güçlü Türkiye’ yapamamış olmak için sizi kim tuttu? CHP’nin genel müdürü mü? MHP’nin bahçıvanı mı? HDP’nin cici çocuğu mu?

Yoksa bir eksiğiniz mi vardı?

Akademisyeniniz mi? Öğretmeniniz mi? Üniversiteniz mi?

Merkez bankanız mı? Hazineniz mi?  Doğal kaynaklarınız mı? Ekecek toprağınız mı? Girişimciniz mi? Sanayiciniz mi? İstihdam edecek nüfusunuz mu?

Savcınız mı? Hakiminiz mi? MİT’iniz mi? Ordunuz mu? Polisiniz mi? Silahınız mı? Tankınız mı? Tüfeğiniz mi?


Yoksa yetkiniz mi yoktu? Meclisteki çoğunluk vekil sayınız mı? Kabineniz mi? Uçağınız mı? Mercedes’iniz mi? Sarayınız mı? Korumanız mı? Evde zor tuttuğunuz %52 halk desteğiniz mi?

Neyiniz eksikti 15 senedir Türkiye’yi ‘Güçlü Türkiye’ yapmak için? Tek eksiğiniz başkanlık sistemi ile federe yapı mıydı?

Söyleyin, sayın cumhurbaşkanım! Siz ne istediniz de biz vermedik?


Ak Parti’den referanduma hayır istifaları

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan şaşırtan anket açıklaması

PAYLAŞ
Önceki yazıAk Parti’den referanduma hayır istifaları
Sonraki yazıAdil Gür: Referandum kaderini 5 milyon seçmen belirleyecek

8 Kasım 1974 Ankara doğumluyum. 1998 yılı Bilkent Üniversitesi İktisat Bölümü mezunuyum.

2000 senesinden itibaren dış dünyamdan gelen büyük değişimler beni iç dünyamla derin bir bağlantı kurma yolunda yönlendirdi. 2000 senesinden itibaren içsel yolculuğumda almış olduğum yol, dış dünyamdaki yaşantımda büyük değişikliklere neden oldu. Bu süre içerisinde hayatımdan kendimle ilgili bana çok şey gösteren bir yığın insan geçerken, iş hayatımda da çeşitli iş değişiklikleri oldu. Şu an geldiğim noktada, dış dünyamda yaşadığım her şeyin ruhsal yaşam amacımı gerçekleştirmemde aracı olduğuna ve bu aracın amaca hizmet ettiği sürece her zaman değişebileceğine inanıyorum. Taşıdığımız isimlerin frekanslarının da yaşam amaçlarımızı gerçekleştirmede büyük bir etkeni olduğuna olan inancımdan dolayı, 2016 yılında ismime, profesyonel bir isim analistinden almış olduğum danışmanlık neticesinde ‘Melisa’ ismini ekledim.

Aile işimizden dolayı çocukluğumdan itibaren hep ticaret ve iş hayatının içinde bulundum. İnsanları tanımanın en kestirme yolunun ticaretten geçtiğine inanırım. Ticaret hayatım boyunca Türkiye’de her kesimden insanla iş ilişkim gereği muhatap olduğum için Türk halkını çok derinden analiz ve tetkik etme fırsatım oldu. Bu analizler beni siyasete olan ilgim neticesinde siyaset ve yaşam üzerine yazılar yazmaya teşvik etti. Yazılarımı şimdilik amatörce Facebook sayfamda ve Yaşam Senaryosu adlı bloğumda yayınlıyorum. İndigo Dergisinde yazmak benim için belki de profesyonelce yazmaya adım atmak için ilk adım olacaktır.

Geçen yıl almış olduğum karar neticesinde, 3 ay önce ABD’nin Washington D.C. şehrinde yaşamaya başladım. Buradaki hedefim, bir yandan ticaret hayatıma devam ederken, bir yandan da Georgetown Üniversitesinde politika, din, terörizm, dış ilişkiler gibi konuları kapsayan ‘Master of Arts in Liberal Studies’ mastır programına katılıp, bu konular üzerine araştırma yapmaya ve yazmaya devam etmektir.