Hollanda krizi: Kurtlar Vadisi Rotterdam

Türkler 2017’de Hollanda kapılarında! Kurtlar Vadisi Rotterdam…

“Başkanım alıyorum ben burayı.”

Adamların ülkesinde serbest ama bizim kafamız güzel. Var mı anlayan?

Pazar günü evimde oturmuşum. Dünya umurumda değil, açmışım önüme bir Play Station. Dostlarla birlikte oyun bitirmeye uğraşıyoruz. Tam da havası. Hafif karanlık, biraz yağmurlu, ortalık sessiz. Hocam nereden bilelim bizim kurtlar puslu havayı seviyormuş. Sosyal medyayı açtım bir Pazar klasiği olarak gene çalkalanıyor. Televizyondan başkan atar yapıyor, bizimkiler de çekmişler siyah takımları üstlerine jillllet gibi, Hollanda sınırından 20 arabayla girmeye çalışıyorlar. Kurtlar Vadisi: Rotterdam.

İki ileri bir geri

Olayı bilmeyenler için kısaca özetleyelim. Dışişleri Bakanı ve Aile ve Sosyal Güvenlik Bakanı kol kola, referandumda “Evet” propagandası için Rotterdam’a gitmek istiyorlar. Hollanda diyor ki “Gelme. Haftaya gel.” İlle de geleceğim diyince bizimkiler adamlar uçuş iznini iptal ediyor. Bizimkiler diyor ki “Tamam.” Sonra toplanıyorlar çoluk, çocuk, torba, tombalak hep beraber biniyorlar makam arabalarına, sınırdan arabayla geçmeye çalışıyorlar. İkinci Viyana kuşatması: Türkiye Hollanda kapılarında!

Merhaba Demokreis!

20 tane aynı arabadan almışlar ki bizim bakanın hangi arabada olduğu belli olmasınmış. Lan disko kapısı mı burası? 20 siyah mersoyla girmeye çalışınca alacaklar mı korkup? Arabadan Polat inse gene iyi. Diyeceğim ki Memati’yle el ele tutuşur halayla bir şekilde girerler içeri. O da yok. Gördüğüm sahne şu: Bir hanım var. Yanında Rotterdam’ı görsün diye torunu da almış. Tane tane, bağırarak Hollanda polisine demokrasi konuşması yapıyor. Diyor ki “Bizim gibi demokratik insanları almıyorsunuz ülkeye.” Cümle aynen bu. Demokratik insanlar. Hepimiz demokratikiz! Bu böyle calgonit gibi bir şey. Dünyanın neresinde olursanız olun kireçlenmeye, kirlenmeye, makinenizin ömrünün tükenmesine son veriyor.

Demokratik kelimesi çıktığından beri zaten 600 tane kelime kullanıyorduk 2’ye düştü. Reis ve Demokrasi. Demokreis. Anadolu mitolojisi…

Ağır yaptırımlar Hollanda’yı şaşırttı.

Demokratikleştirebildiklerimizden misiniz?

Neyse bizim Hollandalı polisin yanına da bir tercüman vermişler. Bizim bakan abla diyor ki “Çevir!” O da çeviriyor işte “İçeriye girmeyeceğim” diyor. Bi’ arkadaşa bakıp çıkacakmış. Oturmayacakmış yani, şöyle bir kafasını uzatıp içeri bakacakmış çok merak etmiş. Çocuk da hiç görmemiş yanındaki. Gençleri görsün, kaynaşsın işte ne var. ‘Evet’ de işte. ‘Evet’ de bana.”

Tamam abicim Hollanda haklı demiyorum. Adamlar demokrasi filan deseler de hepimizden daha faşistler. Bunu hep söylerim. Söylerim de güzel kardeşim, sevgili Aile ve Sosyal Politikalar Bakan’ım, “Cumhurbaşkanımız dön demeseydi orada ölecektim” ne demek? Siz orada ne kullandınız? Bu baya kafa yaşamak ya. Kim öldürecek ablacım seni orada? “Şuna azıcık portakal suyu ve kahve verin. Tribe girdi bu, ağır geldi” de demiyor kimse. Öyle kafalarını yaşayıp dönüyorlar.

Demokratik Hollanda Heyeti

Yaptırımların Kafası Ağırmış

Bizimkiler de buradan bağırıyor: “Yaptırımımız çok ağır olur!” Nasıl bir yaptırım olacak o çok merak ediyorum. İhraç ettiğimiz buğdayı, pirinci mi keseceğiz? Adamları glütensiz mi bırakacağız? Hollanda’da şeker hastalığını mı bitireceğiz Yoksa turizmlerini mi? Mesela benim öğrenci kardeşim yaz tatilinde kafa bulmaya mı gitmeyecek? Bölge temsilcisi arkadaşım senelik bayi toplantısına gitmeyip Red Light’ın cirosunu mu düşürecek? Sen bir bak bakalım neleri oradan alıyorsun diye? Öyle portakal sıkarak protesto edince bir anda dünya düzeni değişmiyor. Bırakın şu kompleksleri. Bu havalar kime anlamadım ki? Yoksa “Atar yapma” demiyorum. Hobi olarak gene yap. Ama önce bir şeyler yap. Ne bileyim bilgisayar yap. Araba yap. İhraç edecek şöyle kaliteli, endüstriyel bir şeyler yap. Sonra da yaptırım yap. Yoksa yapma. İçi boş oluyor zira.

Fatma Betül Sayan Kaya Hollanda’da neler yaşadığını anlattı