17 Nisan 2017 – Hoş geldin diktatörizm

Kazanan vicdansızlık oldu, kazanan onursuzluk oldu, kazanan haksızlık oldu. Kazanan diktatörizm oldu (!)

Kazanan vicdansızlık oldu, kazanan onursuzluk oldu, kazanan haksızlık oldu. Kazanan diktatörizm oldu (!)

İndigo Dergisi yazarlarından değerli kalem arkadaşım Erdal Kişioğlu16 Nisan 2017 Güle güle demokrasi! başlıklı yazısında referandum sonucunda kaybedilenleri kaleme almış. Ben de yazısını okuduktan sonra referandum sonucunda kazanılanları kaleme alayım dedim.

Değerli okurlar, Türk Dil Kurumu’na göre diktatör kelimesi; “bütün siyasi yetkileri kendinde toplamış bulunan kimse” olarak tanımlanmaktadır. Bende naçizane olarak yeni bir kelime eklemek istiyorum; diktatörizm!

Ne demektir bu diktatörizm?

Satılmadık çakıl taşının kalmaması demektir… Korkunç iç ve dış borçların olması demektir… Toplumsal kriz demektir… Akıl, irade, bilinç ve mantık kaybı demektir… Onursuzluk demektir.

Ayakkabı kutularındaki, para kasalarındaki, çikolata kutularındaki rüşvetler demektir.

Milyarlık saatler, kul hakları demektir.

“Ananı da al git” diye bağıran sesler, şehitlerimize ‘kelle’ denilmesi demektir.

Camide, hacda boy boy pozlar veren, elinde Kuran ile siyaset yapan din tüccarları demektir…

Davul zurnayla karşılanan PKK’lılar, Oslo, Dolmabahçe pazarlıkları, terörist başı Abdullah Öcalan’a verilen haklar demektir.

Kahraman şehitler, kahraman gaziler, döşenen mayınlar, patlayan bombalar demektir.

Kaldırılan T.C. ve andımız, iptal edilen ulusal bayramlarımız, alçakça indirilen Türk bayrakları demektir.

‘İstiklal Marşı’na ne gerek var?’ diyenler, ‘Türk Bayrağı olmasın, Türkiye bayrağı’ olsun diyenler demektir.

Oylama öncesinde dağıtılan kömür, makarna nohut paketleri, suyu ve elektriği olmayan köylere gönderilen buz dolapları, çamaşır makineleri demektir.

Kıbrıs ve Ege’deki adalar demektir.

Diyarbakır’da mitingde konuşma yaptırılan Türk düşmanı Barzani demektir.

Madenlerde birilerinin çıkarı için ölen işçilerimiz, tecavüze uğrayan masum çocuklar demektir.

Kadınları insan olma onurundan uzaklaştırmak demektir.

Yok edilen tarım ve hayvancılık, çiftçi, esnaf, memur ve emekliler, yerli ve yabancı işbirlikçilere peşkeş çekilen bankalarımız, devlet kurumlarımız, fabrikalarımız demektir.

Sağlıktan eğitime kadar her şeyi bedava karşılanan, istediği üniversiteye doğrudan kayıt olabilen Suriyeliler demektir.

Dünyanın en pahalı suyu, benzini, elektriği, doğal gazı, telefonuyla birlikte tekrar tekrar yapılan zamlar demektir.

Gemicikler, yatlar, villalar, saraylar demektir.

Haksızlığa uğrayıp hukuk ve adalet bekleyenler, içeride olanlar, ele geçirilen ve siyasete alet edilen yargı demektir.

Hapishanedeki gazeteciler, özgür olmayan basın, satın alınan medya demektir.

Peki en acısı nedir?

Açlıktan kıvransa da bunlara ses etmeyen, ‘ne yapalım’, bu hükümet Müslüman diyebilen bir halkın olabilmesidir.

*

Her zaman söylerim ki; politika, kitleleri şaşırtma ve avlama sanatıdır. Tıpkı köpek balıkları ile balinaların avlayacakları balıkların etrafını sardıktan sonra, su kabarcıkları çıkarıp onları şoke etmeleri ve ardından hepsini yutmaları gibi… Bu kapsamda diktatörizme hoş geldin diyebiliriz(!)

Referandum notları: Ötenaziye giden bir hasta

1993 Ankara doğumlu yazar Antalya’da ikamet ediyor. İnteraktif bir sinema ve dizi blogu olan SineTürkiye'de genel yayın yönetmeni olarak görev alan yazar, Süleyman Demirel Üniversitesi Radyo ve Televizyon Programcılığı bölümünde ön lisans; Akdeniz Üniversitesi Gazetecilik bölümünde lisans eğitimini tamamladı. Şu an Akdeniz Üniversitesi Gazetecilik Anabilim Dalı'nda Yüksek Lisans eğitimine devam etmektedir. Medya, kadın araştırmaları ve toplumsal cinsiyet konularıyla ilgilenen yazar ayrıca hayvan hakları savunucusudur; sokak hayvanlarının daha iyi koşullarda yaşayabilmeleri için çeşitli kampanyalara imza atmaktadır.