Türk basketbolu dünya markası olmalı!

Türk basketbolunun tarihi sulandıkça filizlenen, güneşle beslendikçe yaprak veren, bakıldıkça boy atan bir çınar ağacını andırıyor sanki… 1904 yılında İstanbul’un altın topraklarına dikilen tohum, 113 yıl içinde yeşeren dallarıyla boyu Avrupa’nın göklerine eren ulu bir çınar haline geldi. Artık Türk basketbolu için büyük düşünme zamanı geldi. Türkiye Basketbol Ligi dünya markası yapılabilir.

Türk basketbolu dünya markası olmalı
12 Dev Adam

Türk basketbolu kısa süre içerisinde dünyanın önemli markalarından birisi olabilir

Türkiye’de basketbolun geçmişi yüzyılı aşkın bir süreye dayanır.

Türkiye’de basketbol 1904 yılında, Robert Kolej’in spor salonunda oynanan bir maç ile başladı. 1912 yılında Galatasaray Lisesi’nin beden eğitimi öğretmeni Ahmet Robenson tarafından oyun kuralları Türkçeye çevrildi.

İlk basketbol şubesi 1913 yılında Fenerbahçe Spor Kulübü tarafından kuruldu. İlk resmi maç 1921 yılında Yüksek Öğretmen Okulu öğrencileri ile İstanbul’da yaşayan Amerikalılar arasında oynandı, Amerikalılar karşılaşmayı 24-18 galip bitirdi. Cumhuriyet’in kuruluşuyla basketbola ilginin artması üzerine 1927 yılında ilk basketbol ligi kuruldu, ilk şampiyon İstanbullu Museviler’in takımı Maccabi oldu.

Erkek ulusal basketbol takımımız 1936 yılında ilk ulusal maçını Yunanistan’a karşı oynayıp 49-12 kazandı

Basketbol, yirminci yüzyılın ikinci yarısında dünya genelinde yaygınlığını hatırı sayılır seviyede arttırırken Türkiye’de de en çok oynanan ve sevilen sporlardan birisi olarak sporseverlerin gönlüne yerleşmeyi başardı. Spor kulüpleri ve üniversitelerin kurdukları takımlar ile emekleme dönemini aştıktan sonra özel şirketlerin tanıtım ve hizmet amacıyla kurdukları kulüpler sayesinde ulusal ve uluslararası seviyelerde kaydadeğer gelişmeler kaydetti.

1970’li yılların ortasından itibaren Erman Kunter, Efe Aydan, Aytek Gürkan gibi efsanevi isimler ile şahlanan ulusal takımımız Balkan Kupası, İslam oyunları ve Akdeniz oyunları gibi saygın organizasyonlarda kazandığı şampiyonluklar ile gururlanırken, 1990’lı yıllarda Efes Pilsen’in kulüpler düzeyinde kazandığı başarılar ile yerimizde duramaz hale geldik.

Arka arkaya yetişen parlak kuşaklar sayesinde 2000’li ve 2010’lu yıllarda 12 Dev Adam ile Avrupa İkinciliği ve Dünya İkinciliği gibi büyük zaferler elde ettik, kulüpler düzeyinde Avrupa kupalarında şampiyonluklar ve final four gibi kıvanç dolu başarılar kazandık, bu sezon Fenerbahçe’nin Avrupa Şampiyonluğu ile zirvenin tadına vardık.

Türk basketbolu dünya markası olmalı
Obradoviç

Öz kaynak, Türkiye Basketbol Federasyonu’nun denetimi altına alınmalı

Türkiye Basketbol Federasyonu, yetenekli çocukların keşfedilmesi ve basketbolcu olarak yetiştirilmesini sağlayacak kapsamlı bir program geliştirmelidir. Bu program yalnızca büyük kentlerdeki spor kulüpleri ile sınırlı kalmamalı ve tüm ülke geneline yayılmalıdır.

Tesis ve çalıştırma sistemi gereksinimi kulüplerin karar ve olanaklarına bırakılmamalı, Türkiye Basketbol Federasyonu mali ve teknik açıdan kulüplerin basketbol şubelerini desteklemelidir. Bir ülke oyuncu yetiştirmediği takdirde başarıda sürekliliği yakalayamaz. Güçlü ve sistematik bir özkaynak düzeni başarının olmazsa olmazlarından birisidir.

Gençlik ve Spor Bakanlığı spor salonu yatırımlarına hız kazandırmalıdır

Gençlik ve Spor Bakanlığı ülke genelinde çağdaş stadyumlar inşa etmekte ve Türk futbolunun standartlarını yükseltmektedir. Türk basketbolunun bugün ulaşmayı başardığı nokta ile yepyeni ve çağdaş spor salonlarını hak ettiğine inanıyorum.

Fenerbahçe, Ülker Sports Arena’nın yapımını gerçekleştirerek tesis açısından Türk basketboluna çağ atlattı. Beşiktaş ve Galatasaray’ın da spor salonu inşasına hazırlandığı spor kamuoyu tarafından biliniyor.

Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın desteğiyle tesisleşmede görülmekte olan ivme ülke geneline yayılmalı ve Anadolu’nun köklü spor kulüpleri için çağdaş ve yüksek seyirci kapasiteli spor salonları inşa edilmelidir.

Türk basketbolu dünya markası olmalı
Milli Takım

Türk basketboluna yakışan, sportmen bir seyirci kitlesi oluşturulmalıdır

Bir başka önemli konu da Türk basketbolunun hak ettiği, görgü ve sportmenlik düzeyi yüksek bir seyirci kitlesine kavuşmasının sağlanmasıdır. Maç sırasında seyircilerin dışarı çıkarılması, maçların seyircisiz oynanması ve taraftarlar arasında yaşanan şiddet gibi üzücü durumlar Türk basketboluna hiç yakışmadığı gibi dünya basketbolunda çok ender görülen olaylardır.

Bu konunun çözümüne ilişkin önleyici önlemler arttırılmalı, şiddet ve küfürün üzerine kararlılıkla gidilmelidir. Çağdaş tesislerin kazandırılması ile artan bilet fiyatları seyircilerde ödedikleri paranın karşılığını alma bilinci sağladığı için tribünlerdeki şiddet yoğunluğunda ciddi derecede azalma sağlandığının altını çizmek isterim.

Basketbol kulüplerinin gelirlerinde artış sağlanması kaçınılmaz bir gereklilik olarak görülüyor


Spor salonlarındaki seyirci kapasitesinin artışı, sponsor gelirleri ve maç yayınlarına ek olarak yeni gelir kaynakları oluşturulmasının tartışılmaz bir gereklilik olduğu da açıktır. Gelir pastasını büyüten yeni uygulamalar üretmekte büyük bir yarar var.

Gençlik ve Spor Bakanlığı gerekli yasal düzenlemeleri yaparak basketbol kulüplerinin gelirlerini büyütmeli, büyümeye süreklilik de kazandırmalıdır. Bu sayede, seyirci kapasitesi yüksek olan Ankara, İzmir, Adana, Samsun, Eskişehir, Gaziantep gibi büyük kentlerimizin tarihi kulüpleri basketbola yatırım için özendirilebilir.

Futbol dışında kalan sporlara da zaman ve ilgi ayrılmalıdır

Gençlerimizdeki spor sevgisi yalnızca futbol ile sınırlı kalmamalıdır. Türkiye gibi çoğunluğunu genç nüfusun oluşturduğu bir ülkede yalnızca futbol üzerine kurulu olan sporseverlik anlayışı kesinlikle çağdaş değildir. Gençlik ve Spor Bakanlığı gerekli desteği verdiği takdirde Türk basketbolu kısa süre içerisinde dünyanın önemli markalarından birisi olabilir. Basketbolumuz bu ilgiyi hak ediyor.


Obradoviç: Öteki adı, şampiyonluk