Kiev: Özgürlüğe tapan ve bunun için savaşan insanların şehri

Kiev’de insanlar bağımsızlıklarına son derece düşkünler. Putin’in fotoğraflarını tuvalet kağıtlarına basıp kıçlarını onunla siliyorlar. Ve meydanda hep bir ağızdan şu cümleyi söylüyorlar: “Özgürlük bizim dinimizdir.”

kiev ukrayna freedom is our religion özgürlük bizim dinimiz

Sevgili arkadaşlar, yaklaşık bir haftalığına Kiev’e gittim, an itibariyle döndüm ve ayağımın tozuyla, evlerinizin biricik traveler youtuber’ı olarak birkaç gözlemimi aktaracağım.

Öncelikle şunu belirtmem lazım: Görece fakir bir ülkeye giden turistlerin, orada ne kadar zengin hissettiklerini anladım. Orta halli bir İngiliz’in Marmaris’te yaşayabildiği konfora Ukrayna’da nail oldum. Türk Lirası Ukrayna Grivnasından çok daha değerli olduğu için, bir hafta boyunca adeta Ali Ağaoğlu hayatı yaşadım. Tabii burada size yediğim karidesleri, ahtapotları anlatacak değilim.


Şimdi biraz teknik detaylardan bahsedeyim: Ukrayna’ya gitmek için Türk devletinin verdiği çipli kimlikler yeterli oluyor, zaten hepimiz eninde sonunda bu kimliği alacağız. Ben her ihtimale karşı on yıllık pasaport da aldım ve kontrol noktalarından pasaportla geçtim. Efendim, seyahat masrafına gelince, Ankara’dan Kiev’e doğrudan uçuş şeklinde, kelle başı 650 liraya gidiş geliş bilet bulmanız mümkün.

Yola çıkmadan önce, tatile ne kadar bütçe ayırdıysanız hepsini dolara çeviriyorsunuz ve uçağınıza biniyorsunuz. En geç iki saat sonra Zhuliany Havaalanı’ndasınız. Asker kılıklı, sert bakışlı bir personel “what is your purpose of visit?” diye soruyor. “Traveling” deyip gülümsüyorsunuz. Adam da otel rezervasyonlarınıza ve pasaportunuza dikkatle bakıp hoş geldiniz diyor. Başka ne diyecekti, adamlar sizin paranıza muhtaç.

Havaalanına girer girmez, dolarlarınızı grivnaya çeviriyorsunuz. Bu işlemi bitirdikten sonra tam karşınızda genç bir Ukraynalı göreceksiniz. Bu gençten uygun fiyata Lifecell veya Vodafone hat alıyorsunuz. Bu hattın içinde, tatil süresince sizi idare edecek kadar internet ve konuşma dakikası var. Sonra da telefonunuza “Uber Taksi” uygulaması indirip, yine uygun fiyata taksi çağırıyorsunuz. Bu uygulamaya tabi olmayan taksilere binmeyin. Evet, artık otelinize gidip duşunuzu alabilirsiniz.

Kiev
Dünyanın en derin metro durağı, Arsenalna. (Derinlik 105,5 metre)

Ukraynalılar yabancı turist görmeye alışık olmadıkları için, kazık atmayı henüz bilmiyorlar. Gıdasından giysisine, hediyelik eşyasından içkisine kadar, satılan her ürünün üstünde fiyatı yazıyor. Düşünün ki cadde üzerindeki küçük büfelerde bile, satılan her içeceğin fiyat etiketi var. Tatil boyunca kimseye fiyat sormak zorunda kalmıyorsunuz. Bu sayede kazıklanma riskiniz de sıfıra iniyor.

Ekonomi halen kötü

Ukrayna 1991’de bağımsızlığını ilan etse de Rus sömürüsünden kurtulamamış ve ekonomisini halen rayına oturtamamış bir ülke. 2014’de Kırım için Rusya’yla savaşa tutuşmaları ve binlerce şehit vermeleri de ayrı bir travma… Hırsızlık olayları çok fazla yaşandığından olsa gerek, kadınlar kalabalık alanlarda çantalarına sıkı sıkı sarılıyorlar, büfeciler buzdolaplarını kilitliyorlar, metrodaki görevli parayı almadan jetonu vermiyor. Zaten ülke bu kadar darda olmasaydı, sadece çipli kimlikle aldıkları Türk turistlerden medet ummazlardı.

Kiev’de genel olarak Rusça konuşuluyor, Ukraynaca konuşanlar da mevcut ama onlar biraz avam bulunuyormuş, sanırım bu bir Sovyet alışkanlığı… İngilizce bilen çok az ama ben derdimi bir şekilde anlattım muhataplarıma.

Kiev
Mağaralar Manastırı ve bir Traveler Youtuber (önde)

Şehrin her köşesi tarih kokuyor, binalar birçok Avrupa ülkesinde olduğu gibi muazzam tasarlanmış. Ziyaret edilebilecek çok sayıda müze var. Ancak az önce belirttiğim gibi, Ukraynalılarda turizm şuuru gelişmediği için, müzelerdeki beş yüz yıllık eserlerin altlarına ufacık bir İngilizce açıklama yazmamışlar. Bırakın İngilizceyi, Latin alfabesiyle yazılmış birkaç kelama hasret kalıyorsunuz. Öyle ki Putin’den nefret eden, rotasını Avrupa’ya çevirmek isteyen bir ülke için, tam anlamıyla bir paradoks bu.


Ancak sıkı durun! Her tabelanın, levhanın, afişin, panonun, reklamın Rusça olduğu bu ülkede; erotik ürün mağazalarının vitrinlerinde büyük harflerle HOŞ GELDİNİZ yazıyor. Maalesef Türkler bizi şu ana dek o şekilde temsil etmişler.

Ukraynalıların genel olarak iki özelliği öne çıkıyor. Birincisi büyük çoğunluğunun güler yüzlü ve kibar olması; ikincisi ölülerine, şehitlerine, özellikle de üç sene önce kaybettikleri askerlere saygıda kusur etmemeleri.

Her köşe başında bir anıt, bir fotoğraf, bir buket çiçek, şiirler, baharata benzeyen ne olduğunu anlamadığım tozlar… Bizim gibi elli yıldır düzenli olarak şehit vermedikleri için, birkaç meydana sığdırdıkları anıt ve fotoğraflarla, tüm kayıpları halkın hafızasına kazımak istiyorlar. İnsanlar bu anıtlarda göz yaşları döküyor, bizim gibi kanıksamamışlar şehit verme meselesini, halen şoktalar sanki.

Putin’e olan öfke

Anılar çok taze olduğu için, ülkenin ciddi bir kesimi Putin’e öfke duyuyor. Ukrayna iktidarını haraca bağlamaya çalışan, sürekli doğal gazı kesmekle tehdit eden; daha da ileri giderek Avrupa yanlısı muhalefet lideri Yuşçenko’yu -ispatlanamasa da- zehirleyen Moskova yönetimi artık burada bir düşman gibi. Keza 2014 itibariyle Rusya, Kırım’ı da Ukrayna’nın elinden zorla almış durumda.

Son olarak, Çernobil nükleer faciasının yaşandığı yere sadece 93 km uzaklıktaki bir müzeye uğradık. Oradaki bir rehberden faciayla ilgili detaylı bilgi aldık. Şu an bile iki bin kişinin Çernobil’de nükleer izleri temizlemeye çalıştığını, ülke çapında iki milyon kişinin Çernobil Yardım Vakfı’na üye olduğunu ve bu patlamanın halen tüm ülkeyi etkilediğini öğrendim.

1986’da patlama yaşandığında Çernobil’de bulunan yüzlerce çocuk, şimdi otuzlu yaşlarını yaşıyor. Bu insanların bazıları, her sene ücretsiz sağlık kontrolünden geçirilmelerine rağmen tiroid kanseri gibi ciddi hastalıklarla uğraşıyor ve bazıları da önümüzdeki yıllarda muhtemelen ölecek. Hepsinin çocukluk fotoğraflarını müzede görebiliyorsunuz. Tüm ulus, Çernobil çocuklarını bağrına basıyor sanki. Müzede ayrıca annesi radyasyona maruz kaldığı için altı bacaklı ve aşırı biçimsiz doğan bir domuz cesedi de var. Görselini de aha buraya ekliyorum.

Kiev
Çernobil’deki radyasyondan etkilenen bir yavru domuz.

Velhasıl, yakın tarihi trajediler ve ekonomik krizlerle dolu olmasına rağmen, Ukraynalı insanlar güler yüzlü. (Bu durumu büyük ölçüde cinselliğin özgürce yaşanmasına bağlıyorum.) Ve Kiev, ufak çapta hırsızlıklar haricinde Türkiye’nin herhangi bir vilayetinden daha güvenli görünüyor. En azından erkekler cinsel açlıkla kadınları taciz etmiyor. Son olarak, Ukraynalılar bağımsızlıklarına son derece düşkün. Putin’in fotoğrafını tuvalet kağıtlarına basıp kıçlarını onunla siliyorlar. Ve meydanda hep bir ağızdan şu cümleyi söylüyorlar:

“Özgürlük bizim dinimizdir”


Daha yazacağım pek çok konu var. Ancak Konya’daki hayatıma yeniden uyum sağlamak zorundayım. Şimdi müsaadenizle Güldür Güldür Şov izleyip hiç gülemeden uyuyakalacağım. Traveler Youtuber’lığa da uzun bir ara veriyorum. Neticede mesaili bir işim gücüm, çoluğum, çocuğum var. Sevgiler efendim.

Ukrayna’ya pasaportsuz seyahat


İsmail Pişer
İzmir’de doğdum, Denizli ve Eskişehir’de büyüdüm, Mersin ve Ankara’da okudum, Konya’da ve birçok şehirde yıllarımı geçirdim. Belki biraz göçebe ruhlu olduğumdan, kendimi hiçbir vilayete ait hissetmedim. Hepinizin aşina olduğu o boşluk duygusu, bana yazma tutkusu olarak sirayet etti. Bolca öykü ve deneme yazdım. Yazmak para kazandırmıyor çoğu zaman ama akıl sağlığı için gerçekten hayati olabiliyor.