Pembe otobüs, pembiş metro, fuşya gemi: Ya sonra?

Pembe otobüs, pembiş metro, fuşya gemi… Ya sonra? Kocadan yoksa babadan izin kağıdı… Offff en iyisi kır dizini otur! Börek aç mesela. Börek aç ki evliliğin sürsün. Eskidendi o bir yastıkta kocamak, artık bir tepsi börekte kocarsın.

Pembe otobüs, pembiş metro, fuşya gemi: Ya sonra?
Pembe otobüs, pembiş metro, fuşya gemi: Ya sonra?

– Kocaya itaat ibadettendir. Yöneticiye biat gelecektir (!)

– İsteğe göre yontulmak kaliteli yaşamın olmazsa olmazıdır (!)

– Bilimden, fenden uzak durmak modadır (!)

– Sıra da ne var?

Karaya çalan pembeniz sizin olsun, bize özgürlüğün mavisi gerek!

Ne? Hala evlenmedin mi? O zaman senin gözün dışarıda (!) Hiç makbul değil evlenmemek, şimdiye en az 3 tane doğurmuş olmalıydın. E tabi o kadar açık giyinirsen çocuğun da olmaz. Giyinmek demişken canım, bir daha giyme o şortu! Şort nedir bir kere ya resmen davetkar, üstelik her alanda! Dışarıda şort giyerek ne demek istiyorsun? Gel beni taciz et! Ya evde giymeye ne demeli? Bu direkt: Gel evimi gözetle (!) demek değil mi?  Geçen yolda kahkaha attığını duyanlar olmuş. Bayan kısmı yolda fingirder mi? Hem de o kadar erkeğin içinde! İşveli demezler mi?

Şimdi sıra sende; geçen gün markete gitmişsin!

Üstelik hamile halinle! Ne istiyorsun çocuğun ahlaksız mı olsun? Hele sana ne demeli güya kapalısın! O ne öyle rengarenk giyinmeler, siyah neyine yetmiyor? Bir de parfüm sıkmışsın!

Nasıl bir zamandır bu, ahlaksızlık zirve yapmış. Sonra çıkıyorsunuz neden deprem oluyor? Neden olmasın hep bu ahlaksız kadınlar yüzünden! Hep erkeklerin nefsiyle oynamaları yüzünden!

Ahlaksızlık almış başını gitmiş lakin ne hikmetse hiç görünmez buz dağının dibi!

Hiç zikredilmez küçücük bedenlere yapılan işkenceden. Hiç bahsedilmez o zavallı (!) nefsiyle erkeklerin minnacık bebeklere tecavüz etmesinden! Gözler kör olur o vakit, kulaklar sağır, diller lal!

Her gün bir istismar haberi yazılır oysa gazetelerde. Gerçi artık onlar bile 3. sayfaya iniyor. İlk sayfada kalanlar, kalabilenler, durumun daha vahim olduğu, toplu istismarlar, yayın yasağıyla kapanıyor. Sonra bir bakmışsınız aynı adamlar hiç utanmadan bayram afişleri hazırlamış dört bir yana! Sahi yeri gelmişken sizin dininizde kaç tas su temizliyor yaptıklarınızı? Bizim dinimiz temizlemiyor çünkü? Bunca yalanı bunca aldatışı, bunca tacizi, tecavüzü kurban ettiğiniz hangi koç sırtlayabilecek? İyice bakın şimdi aşağıdaki bilançoya sade ve sadece Ağustos ayı verileri bunlar:

27 Kadın öldürüldü, 1 ayda. Neredeyse gün başına 1 kadın!

35 kadın cinsel şiddete uğradı. Yetmedi 4 kadın yaşam şeklinden dolayı saldırıya uğradı ve çocuklar; koruyamadığımız çocuklar! Oyun oynayacak yer bırakmadığımız, bulduklarında göz mesafesinden çıkartamadığımız, çıkarttığımızda yok olacağını bildiğimiz çocuklar! Tam 26 çocuk cinsel istismara uğradı. Tabi altını çizmek lazım tüm bunlar veri olarak geçebilenler. Bir şekilde ses çıkarabilenler, hasır altı edilmeyenler. Koruyamıyoruz çocuklarımızı: Ne evimizde ne mahallemizde ne okulumuzda ne din öğrensin diye yolladığımız kursta!

Peki çözüm fütursuzca haykırılan gibi kadını yok etmek mi?

Bakın önerilen çözümlere bir daha! Özgecan Aslan cinayetinden sonra ilk söylenen “2. öğretim ders saatlerini geri çekelim.” oldu. Bağdat Caddesi’nde İstanbul’un göbeğinde bir kıza saldırıldığında “O saatte orda ne işi varmış?” denildi. Pembe otobüs getirelim denildi. İçkiliydi diyerek ceza indirimi yapıldı. Daha burada sayamayacağımız bir sürü başlık. Farkında mısınız suçlu da kadın, cezayı alacak da yine kadın!

Kadın eğer çekerse elini eteğini, sosyal hayattan her şey güllük gülistanlık olacak birilerine göre.

Geçen her gün de eşitsizlik cinsiyet ayrımcılığı gerilemesi gerekirken tam tersi bizde ilerliyor hem de olanca hızıyla. En temelden çocuğa hak, hukuk, eşitlik öğretmek şöyle dursun bizler en büyük haksızlığı yine onlara yapıyoruz. Korumasız bir dünyada kuşkuyla, korkuyla, ayrımcılıkla büyümek zorunda kalıyorlar. İki laftan biri; Güvenme, hiç kimseye güvenme! Hep kuşku duy, hep sorgula! Sen erkeksin! Sen güçlüsün! Sen kadınsın! Biraz daha kısık sesle konuş! Biraz daha çeki düzen ver kendine! İnan her şey senin iyiliğin için!

Filmin sonunu görüyor musunuz?

Ortaçağ karanlığına dönmüş bir kadın! Kendini bilmeyen, sosyal hayatı olmayan, tek amacı çocuk doğurmak, büyütmek ve erkeğin isteklerini yerine getirmek olan. Olanca gücüyle erkek; hükmeden, bilen, emreden, vuran kıran…

Filmin sonu sadece kadını öldürmez lakin aksine erkeği de yüceltmez. Kadın düşerse karanlığa aile karanlığa düşer. Karanlıktaki erkek, kendini ailenin reisi sanır. Hükümranlık oynamak hoşuna gider. Bu hoşnutluk o kadar büyüktür ki kendi iktidarından, ülkeninkini bile düşünmez. Bilir çünkü ailenin iktidarı ondadır, kimse ses edemez. O vakit kendi iktidarına da o boyun eğer.

Kısaca; düşün yok oldukça, yönetim kolaylaşır. O yüzden bir kez daha dikkatlice bakın taktığınız prangalara: Prangayı geçiren misiniz yoksa prangaya vurulan mı?

İBB’den skandal ‘pembe otobüs’ projesi