Cumhuriyet ve Atatürk’e ne kadar sahip çıkabildik?

48 aylık bebeklere dini eğitim vermekle; imam nikahının yasallaştırarak hukuk çeşitliliği oluşturulması ile veya İran’daki İslami devrim gibi bir şey ile veyahut da bir heykelin indirilmesi ile Cumhuriyet mi gidermiş?!..

Cumhuriyet ve Atatürk'e ne kadar sahip çıkabildik?

Cumhuriyet’e ve Atatürk’e ne kadar sahip çıkabildik?

Efendim, işte Cumhuriyet elden gidiyor; yok efendim, dinciler ülkenin sahibi olacakmış! Bu ülkenin delisi, bir tek benim gibi halkı düşünenler midir? Biraz da halkın kendisi düşünsün kendini! Mustafa Kemal Atatürk’ün emanetlerine ne kadar sahip çıkabildik?

***

1925’te Şeyh Sait çıktı Cumhuriyet’e isyan etti!

1930’da Kubilay, Menemen’de o günkü IŞİD’liler tarafından şehit edildi!

1993’te Sivas’ta sakallı ibişler “Cumhuriyet, Sivas’ta kuruldu, Sivas’ta yıkılacak!” dedi.

Devletin gıkı çıkmadı! Hatta üzerine dönemin siyasi patronu Madımak Oteli‘nin dışında kalanlara bir şey olmadığı için sevincini gösterdi…

Devlet, yıllar sonra Cumhuriyet’i, devleti yıkmaya çalışanlarla Oslo‘da kahvehane sohbeti yaptı! Devletin daimi memurları olan akıllı (!) insanları daha doğru ifade ile “akil insanlar”ı diyar diyar dolaştı ve Abdullah Gül‘ün deyimi olacak “güzel şeyler”i bu millete anlattılar…

Otelin önünde bu “akil insanlar”ı protesto edilenler ne yapıldı? Yaka paça polis tarafından dışarı atıldı… Benim gazi kardeşim ne yaptı? Aldı protez bacağını bir toplantı sırasında fırlatıp attı!

Gazi ağabeyimizi duyan oldu mu? Kim takar ki gaziyi? Sonuçta Cumhuriyet’in temellerine dinamit döşeniyordu ya da “güzel şeyler” oluyordu o günlerde!..

Bu millet ne yaptı peki? ‘Civciv çıkacak kuş çıkacak’ düşüncesi ile ya da hayali ile iktidar tarafından atılan partalları dinliyordu, sanki Beethoven’in dokuzuncu senfonisini dinler gibi!

Ne olacak kardeşim, ne güzel işte şehit gelmiyordu! Doğru gelmiyordu. Çünkü adamlar sığınaklar kazıyordu o dönemde Sur‘un derinliklerinde!

Eeee sonra Cumhuriyet elden gidiyormuş!

Ne yani olamaz mı? Zamanın birinde ‘bir’i, “Egemenlik kayıtsız milletin değil, Allah’ın yahu Allah’ın! Bu millet isterse laiklik tabi gidecek!” demedi mi?!

Ha bir de Atatürk’ün anasına, kızına varılan hakaretler var!

Ben mi koruyacağım Atatürk’ü; devletin “Atatürk’ü koruma kanunu” yok mu kardeşim?! Vaaaar… O zaman?!..

Devlet kendi kurucusunu koruyamıyor mu? Eline orağı alan Atatürk’ün büstünü kırıyor; bir belediye alıyor heykelini boş bir araziye atıyor; bir belediye ‘heykeli şuraya dikeceğiz’ diyerek söküp alıyor…

Atatürk’ün annesine iftira atılıyor; kendini araştırmacı diye niteleyen bir dalkavuk, “Afet İnan, Atatürk’ün manevi kızı değildi” diyor, devamını yazmıyorum bile bu cümlenin…

Atatürk’ü korumak zorunda olan bu devletin yargısı ne yaptı? Önce aldı cezaevinde misafir etti. Ardından tebrik (!) eder gibi adamı tahliye etti!

Devlet Atatürk’ü koruyor değil mi?! Bu halk, Cumhuriyet’i koruyor değil mi?!

Amaaan boş verin! ‘Bu devleti siz mi kurtaracaksınız?’ sanki…

Bu şekilde devam edilirse, gün gelir Cumhuriyet gider.

Irak’ta Saddam’ın heykelini balyozla yıkan Kadim Şerif Hasan el Jaburi yıllar sonra 2016 yılında “Elimde olsa, Saddam’ın heykelini tekrar dikerdim, ancak öldürülmekten korkuyorum” dedi.

Kadim Şerif Hasan el Jaburi

İran’da 1979 yılında İslami devrim oldu. Oradaki solcular; karıları, kızları çarşafa girince anladılar tongaya düştüklerini…

Bizim ülkemizde Allah’tan bugün böyle bir şey yok! Üç gün önce, sadece Bolu’da İl Milli Eğitim Müdürlüğü “okul öncesi eğitim” adını verdikleri programla 4 yaşındaki küçük çocuklara Kuran, Arapça ve dini eğitim vereceklerini belirtti!..

Korkmayın yani daha bizim ülkemizde zaman var!

Yasal kılıf altında imam nikahı ile hukukta çeşitlilik yaratılacak daha!

Bunlar oldu diye Cumhuriyet mi gidermiş değil mi?!

Bekleyin sevgili halkım, bekleyin; daha çok şeyler göreceksiniz siz bu ülkede!..

***

29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun. Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarına şükranla…

Atatürk’ün İsmet İnönü’ye yazdığı mektup

Kişioğlu, zıt düşüncelere sahip kişilerle tartışmayı seven ve her olaya bilimsel olarak yaklaşıp, olaylara septik yaklaşmaktan kaçınmayan biridir. Olayları derinlemesine incelemeyi ve yanlışın ortaya çıkarılıp doğruya nasıl ulaşılacağı konusunda fikir üretilip bunun üzerinden felsefe yapılmasını arzulayan biridir. Etik, ahlaki ve hukuki sınırları aşmadan herkesin, her ortamda eleştirilmesi taraftarıdır. Dogmatik düşüncelerden uzak; sormayı, sorgulamayı kendisine görev edinmiş ve bunun çabası içerisindedir… Her türlü bilgi alışverişine açık; farklı görüşlerin çarpıştıkça büyüyebileceğine ve kolektif düşünsel ürünlerin ikamesinin de olabileceğine inanmakta; halk için, halk yararına olan her şeyin de yanındadır…