Sabah kahvaltısından bu yana ne kadar değiştin?

Çoğumuz Alice Harikalar Diyarı’nı izlemiş ya da okumuşuzdur. Alice adlı genç bir kız tavşan deliğinden aşağı düşer ve gerçek hayatından tamamen farklı bir dünyanın içinde bulur kendisini. Her birinin farklı bir alt metni olan karakterlerle karşılaşır.

Sabah kahvaltısından bu yana ne kadar değiştin?

Zamanda, sürekli çay saatinde takılı kalmış bir masada misafir olur. O masa, bana Antik Yunan’daki felsefe yapılan ortamları andırır hep. Hani refahın bol olduğu, ruhun da doyması için yapılan şu ünlü felsefi konuşmalar.

Harikalar Diyarı’nda da çay saatinde masanın üstü envai çeşit börekler, çörekler, pastalar, kurabiyelerle dolu. Beş dakika öncesinin pişmanlığı yok, on dakika sonrasının tasası yok. Her zaman çay saati.

Tıpkı Antik Yunan’daki filozoflar gibi. Orada da refah bol, böreğin çöreğin derdi yok.

Bir gün, bende kendimi Alice gibi o çay saati masasının misafiri yaptım. Erguvan çiçekleri, yapraklarının oluşmasını beklemeden ana dallarından açarmış kendilerini. Bende kendimi, tavşan deliğinden düşmeden Harikalar Diyarı’ndaki çay saati masasında buldum.

Hem Alice de bazen sabah kahvaltısından önce altı imkansız şeyi düşünürmüş.

Ben de sabah kahvaltısından öğlene kadar çay saati masasındaydım misal. Baktım ki sabah kahvaltısından beri epey değişmişim.

İlk önce, sabah şehir trafiğinde içim sıkılmış, dünyadaki tüm mutsuzluklar trafikte kalmıştı benimle. Mutluluklar ise sabah ilk gün ışığıyla yollara koyulup varacakları eve uğrayacakları kişiye gitmişler çoktan. Demek o yüzden büyüklerimiz erken kalkmanın hayırlı olduğunu söylüyor. Sonra önümdeki arabadan bir el dışarı çıktı şeftalisiyle, yanda yolları temizleyen çöpçüye verdi günün ilk meyvesini. İçim ısındı.

Her insanın, “ay tamam artık bitirelim bu dünyayı” dediği zamanlar olur. Umarım hep o zamanlarda çıksın şeftali karşısına.

Öğlene kadar daha ne mi oldu?

İlk önce kedi olmak istedim. Ben koştururken o sabah güneşi keyfi yapıyordu. Sonra babama darıldım biz neden Alice gibi tekneyle Çin’e gidemiyoruz diye.


Sonra sabah kahvaltısından beri üçüncü imkansız fikrim, birinin şeftalisi olmaktı. Gözleri görmeyenin okuması imkansız olan bir kitabının sesi olayım dedim.

Demek ki sabah kahvaltısından öğle yemeğine kadar Çin’e deniz yolculuğu imkansızmış. Ama gözleri görmeyen bir arkadaşımın imkansızını imkanlı hale getirebiliyormuşum.

Eğer siz de birinin şeftalisi olmak isterseniz sesli kitap programlarıyla, sadece kitap okuyarak birini Alice’in Harikalar Diyarındaki çay saati masasına oturtabilirsiniz.


Alis yalanlar diyarında!