Nasıl mutlu ölünür? Ölüme felsefeyle bakmak

Nasıl mutlu ölünür? Nihai hedef mutlu ölüm müdür? Peki o zaman mutluluk nedir? Mutlu ölmek, tamamlanmaya yakın olan insanın yapabileceği bir eylemdir.

Nasıl mutlu ölünür? Ölüme felsefeyle bakmak
Nasıl mutlu ölünür? Ölüme felsefeyle bakmak

“Nasıl mutlu ölünür? Yani bizzat ölümün bile mutlu olacağı ölçüde nasıl yaşanır? İyi yaşama ve iyi ölmenin birinci kesimi, para, zaman ve duygusal egemenlik olmadığı için, tersidir; ikincisiyse, parasal bağımsızlık, zamanı istediğin gibi düzenleme ve kalbin dinginliği sayesinde yüzüdür.” — Jean Sarocchi

Astrofizikçi Hubert Reeves, “Dünyanın En Güzel Tarihi” kitabında gezegenimizin 4,5 milyar yıllık ömrünü 1 güne indirgeyip gezegenin saat 00:00’da doğduğunu varsayarak şöyle bir zaman çizelgesi ortaya koyar:


05:00 – canlılık ortaya çıkar ve bütün gün gelişimini sürdürür.
20:00 – ilk yumuşakçalar belirir.
23:00 – dinazorlar ortaya çıkar.
23:40 – dinazorlar yok olur.
23:55 – insanın ilk ataları belirir.
23:59 – insanın beyin hacmi 2 katına çıkar.
24:00’ın yüzde bir saniye öncesi ise sanayi devrimi başlar.

İnsanlık olarak bu kozmik çizelgede kayıtlı olan tüm tarihimiz 1 dakikayı geçmezken durup düşündüğümüzde bizim için çok önemli olan şeylerin aslında hiçbir değeri olmadığını, bu kadar önemli bulduğumuz kendimizin saniyeden ibaret olduğunu görüyoruz.

“Daha sade ol – öyle konuşuyorsun ki, sanki seçilip gönderilmişsin. Bırak üstünlüğün mahmuzlarını, in aşağı önümüzdeki üç bin yılın fiyakalı atından, yaşayabildiğin kadar yaşa…” – Elias Canetti

Mutlu ölüm mümkün müdür? Nasıl mutlu ölünür?

Nihai hedef mutlu ölüm müdür? Peki o zaman mutluluk nedir? Mutluluğu her birey farklı tanımlar, ve bu tanımlar ona ulaşmamızdaki araçları ve ona bakışımızı da belirler, bizi mutlu eden şeylerin bedensel hazlar mı yoksa tinsel hazlar mı olduğunu açıklar ve nihai hedefimizi bize gösterir.

Bizler için mutlu ölmek çok kolay bir erdem değildir, mutlu ölmek demek tamamlanmaya yakın olan insanın yapabileceği bir eylemdir; bir sufi, bir guru kadar farkındalığın yüksek değilse, bir Budist rahip, bir çileci kadar dünyevi zevklerden arınmamışsan, mutlu ve tatmin olmuş olarak ölmen çok daha zor olacaktır. Çünkü neye ‘tamam yaptım, yaşadım, oldum artık’ dersen önüne daha büyüğü çıkacaktır.


Cahil insan ‘ben oldum’ diyen insandır

Hazzın olduğu kadar isteğin, isteğin olduğu kadar ilerlemenin sonu yoktur. Nirvana daha yüce bir acı çekme durumuna, sıkıntının daha fazla maddeden arınmış bir haline denk düşer. Acı çekmenin bir sonu yoktur, acı her şeyden önce gelir. Ancak acılarının bir nedeni olduğunu kabullenip bunları yok etmeye çalışırsan, bedensel hazzı bir kenara bırakıp nihai huzura ulaşmayı hedef alırsan mutlu ölmeye, yani tamamlanmış birey olmaya daha yakın olabilirsin.

Ancak mutlu ölmek, öncelikle bizi tatmin eden bir yaşamdan geçiyorsa; bu büyük bir ikilem değil de nedir? Yaşadığımız hayattan tatmin olmak demek ‘ben oldum’ demek değil midir? Yani hedeflediği her şeyi gerçekleştirebilmek. O zaman cahillik yapmış olmaz mıyız? Ulaşabileceğimiz son noktaya ulaşmışızdır çünkü. Öğrenmenin sınırı olmadığı gibi tatminin de sınırı yoktur.

“Felsefe yolda olmaktır; hiçbir yere yerleşememektir; sürekli bir maceradır. Felsefe yersiz yurtsuzluktur; amansız bir göçebeliktir. Felsefe evine hiçbir zaman ulaşamaz. Felsefe sadece aramaktır; aradığını bulamayacağı bile bile aramaktır. Felsefe hakikate varamaz; o hep eksik olmakla yazgılıdır.” der Jaspers.

Ne kadar gidersen git yolun düz olduğu sürece varacağın yer yine kendindir, ben’dir. Hayatı anlamlandırmak için ne kadar uğraşsan da karşına çıkan cevaplar sonsuzdur, bu yolun sonu yoktur, çıkışı yoktur işte bu yüzden daima yoldasındır.

Yolda olduğun süre zarfında birçok sıkıntı çekersin, bazen aramaya devam edersin, bazen durursun. Bazen öğrenmenin amaçken araç haline geldiğini görürsün. Ama öğrendikten sonra ne olacağını bilemezsin. Aslında öğrenmek, düşünmek bir amaçtır ve Hannah Arendt’in bu konuyla ilgili bir sözü vardır: “Benim için önemli olan düşünme sürecinin kendisi“. Evet, önemli olan düşünme sürecinin kendisidir, bu süreci araç haline getirip şeyleştirmeden.

*


Bana nasıl ölmek istediğini söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim. Başka bir ifadeyle, boş bir hayatı nasıl doldurmak istersin? Kadınlarla mı, kitaplarla mı yoksa dünyevi hırslarla mı? Ne yaparsan yap, başlangıç noktan can sıkıntısı, varış çizginse öz yıkımdır. – M. Cioran

Cioran: Metafizik bir vatansız