Erkek Fatma

Bugünün gençleri aşkın sadece iki karşı cins arasında olmadığını düşünüyor. Ne var ki bu durum her anne babanın anlayacağı bir şey değil. Özellikle ergenlik çağındaki gençlere aile eğitimi verirken başkalarının ne diğeceğini ya da çoğunluğun nasıl yaptığını umursamak yerine, genci birey olarak kabul etmek ve onunla iletişim kurmak daha mantıklı olacaktır.

eşcinsellik cinsel yönelim erkek fatma
Erkek Fatma

“Bu ne rezalet?! Siz, siz… Nasıl, ne biçim bir çocuk yetiştirmişsiniz böyle? Bir de öğretmen olacaksınız. Bir daha bu çocuğu kızımın yakınında görürsem olacaklardan sorumlu değilim, bak Allah kitap üstüne yemin ederim sorumlu değilim.” dedi ve Gülizar’a yazdığım mektubu babamın suratına fırlattıp gitti Bekir Amca.

Babam bağırmaya başladığından beri şaşkın şakın bakıyordu adamın suratına. Sonra yerden buruşmuş mektubu alıp okumaya başladı. Bense içerden seyrediyordum babamı. Kafasını sağdan sola oynatması bittikten sonra durdu ve uzun bir süre yerinden kıpırdamadı.

Babam iyi adamdır, kasabamızdaki diğer erkekler gibi kaba saba ya da maço değildir. Saygın biri olarak tanınır çevresinde. Beni endişelendiren de bu durumdu zaten; iyi tanınıp bilinen bir öğretmen babanın çocuğuydum. Kimbilir neler düşünüyordu o anda? 17 yaşındaki Gülizar’a yazılmış aşk mektubunun altındaki imzanın oğlu Ahmet’e değil de kızı Fatma’ya ait olduğunu gördükten sonra yani…

Annem babam gibi okumuş değildir. İlkokul mezunu bir ev kadını. Hergün illa ki izlediği bir dizisi vardır. Akşam yemeği o diziler başlamadan yenmiş ve toplanmış olur, işler bitmemişse yarım bırakılır, dizinin başına oturur. Dizi izlerken beni de yanında isterdi hep, çünkü evde izlediklerine anında yaptığı yorumlara sabır gösteren bir tek bendim.

“Bak görüyor musun Bihter’in yaptığını. Adamda salaklık, bu kadar genç ve güzel karı alınır mı?”

Annem bu seyrettiği dizilerde hiç lezbiyen aşk mektubu okumamış olacak ki, babamın elinden düşen mektubu alıp okuduğunda bağırmaya başladı.

“Fatmaaa! Fatma bu ne hele? Şaka mı bu söyle hemen. Fatmaaa! Nerdesin Fatmaaaaaa?”

Annem beni oklavayla kovalarken babam birden avazı çıktığı kadar bağırdı…

“Yeter!! Susun artık. Oturun ikiniz de masaya”. Kös kös oturduk masaya, annem oklavayı hala elinde tutuyordu. Babamın sakin, annemin sinirli bakışları arasında anlattım onlara durumu. Evet o mektubu ben yazmıştım çünkü Gülizar’a deli gibi aşıktım. O da bana boş değildi aslında. O’nunla evlenmek istediğimi de söyledim.

Ben bunları anlatırken babanım bakışları daha da çöktü, annemin gözleri daha da büyüdü.

“Amanın, bu da mı gelecekti başımıza? Zaten oğlan hayırsız çıktı. Ne yapacağız biz bu kızı böyle. Akıl fikir kalmadı. Kadın kadına evlenilir mi?” diye kendi kendine söylenip dövünmeye başladı annem.

“Cinsiyet değiştirme ameliyatı olacağım anne, Rüzgar gibi.”

Babam sessizce masadan kalktı, annem önce bi dondu sonra sordu:

“O ne demek be?!!! O ne demek? Allah senin belanı versin, rezil kepaze! Defol şurdan, bir daha gözüme görünme. Seni doğuracağıma taş doğursaydım.”

Tüm bunları bana annem söyledi. Bülent Ersoy ve Zeki Müren hayranı olan annem. O güne kadar beni “canım kızım” diye seven, “Aslan kızım, her işime yardım eder, abisinden daha erkektir, daha cesurdur benim erkek Fatmam” diye öven annem. “Abisinin küçülenlerini de giyer, bize hiç yük olmaz benim kızım” diye övünen annem.

Bizim Urfa’ya turist olarak gelen keçi sakallı bir istanbullu amca vardı. Babam onunla arkadaş olmuş, hatta bir kaç gün bizim evde misafir etmişti. Kendini toparlayınca O’na telefon edip anlattı durumu, fikrini sordu çaresizce.

“İnsan içine nasıl çıkacağız? Bilirsin sen bizim buranın halkını, kızımı da çok üzerler.” dediğini duydum babamın. Benden utanıyordu ama annem gibi vazgeçmemişti kızından.

Müfit Amca da benim onun Antalya’daki pansiyonunda çalışabileceğimi söylemiş. Babam telefonda “Allah razı olsun senden” derken bir yandan da yanaklarına akan gözyaşlarını siliyordu.

O günden sonra ailemizde hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Liseyi bitirmeme bir ay kalmıştı. Babam rica etti; hasta olduğumu söyleyip evden takip ettim dersleri, sınavlara sonradan girdim. Bitirdim ama liseyi. Gülizar da bitirdi. Arada gizli gizli telefonlaşıyorduk. Annem hala benimle konuşmuyordu. Askerdeki abim zaten kendi derdindeydi, hiçbir şeyden haberi yoktu. Babamın ise saçları beyazladı hızla.

Saçlarım hep kısaydı ama bir de erkek kuaförüne gidip daha kısa bir erkek modeli kestirdim. Göğüslerim biraz belli oluyordu tişörtten, onları da bir bandajla sıkıca sarmaya başladım. Bekir Amca’nın mektubumla evimize geldiği gün çok zor geçmişti ama bir şekilde cesaretimi toplamama vesile de olmuştu.

Sonrasında herşey hızlı gelişti. Lise diplomamı alır almaz abimin bütün eski kıyafetlerini bir bavula koyup hazırlandım. Yola çıkacağım gün kapının önünde bekledim bir süre, doğduğum eve doğru bakarak. Bir daha kimbilir ne zaman dönecektim? Acaba Gülizar’ı bir daha görebilir miydim? Annem öylece baktı arkamdan, tek bir kelime etmedi. Babam otogara götürüp otobüse bindirdi.

“Sakın kendine zarar verecek bir şey yapma oldu mu kızım? Müfit’in sözünden de çıkma, ne olur.”

Kızım derken bir tuhaf oldu yüzü, zira karşısında duran ben tam bir erkek görünümündeydim o an.

Müfit Amca’nın pansiyonuna Faruk olarak girdim. İlk günden beri elimden gelen herşeyi yapıyor, kazandığım parayı hiçbir yere harcamadan biriktiriyorum. Boş vakitlerimde ise hep bilgisayar başındayım. Müfit Amca’nın kızı yardım etti, kendime bir email adresi aldım hemen. Bilgisayarı biraz öğrendikten sonra Gülizar’a ulaşmam hiç zor olmadı. O da beni merak ediyormuş. Öbür ay sonu beni görmeye gelecek.

“Urfa’dan istediğin bir şey var mı canım?” dedi telefonda. “Canım” deyişi içim eritti…

İnternette benim gibi bir sürü insan buldum, bir çok şey öğrendim. Ameliyatla cinsiyet değiştirme işini, o manken kızın erkek olmasını anlatan haberleri okuyunca kafama koymuştum ama nasıl olacağında dair hiç bir fikrim yoktu.

Şimdilik hormon ilaçları alıyorum. Vücudum yavaş yavaş kıllanmaya başladı, sakallarım bile çıkıyor. Göğüs aldırma ameliyatı için daha para biriktirmem lazım. Sonra adem elmamı aldırıp nihayetinde penis taktıracağım.

Antalya’daki hayatımdan memnunum, burda herkes beni Faruk olarak tanıyor. Bir sürü arkadaşım oldu, hatta durumumu anlatıp derleşebileceğim arkadaşlar… Bir iki yıla kalmaz mavi kimliğimi de alırım sanırım.

Ondan sonra da tek bir hedefim kalıyor zaten. Gülizar’a evlenme teklif edip, evimin erkeği olmak. Düğünüme annemi de çağıracağım. Umarım o zamana kadar beni anlamış olur.

Ben kendimi hep erkek gibi hissettim (özel röportaj)

1974 Ankara doğumlu ama 2 yaşından beri Istanbullu. Çocukluk ve gençliği cimnastik ve dans çalışmalarıyla geçti. 2000 yılından beri yoga yapıyor. 2002 yılında evlenip yurtdışına yerleşti ama bir ayağı hep Istanbul'da oldu. Çocuklardan sonra, Norveç'te hayalindeki işin eğitimini alma fırsatı geçti eline. Trondheim Üniversitesi'nde Medya Bilimi ve Görsel Kültür dalında lisans ve yüksek lisans okudu. İki yıl Zürih, 10 yıl Trondheim'da yaşadıktan sonra 2014 yazında eşinin memleketi Almanya'ya yerleşti. Şİmdi iki oğlu ve eşi ile sakin bir hayat sürmekte, ve Türkiye'nin Gezi Gençleri'nce yönetileceği çağdaş bir ülke olduğu hayalini kurmakta. // ENGLISH: Born in Ankara in 1974, moved to Istanbul at age 2. Spent lots of time with gymnastic and contemporary dance at early ages but last 15 years practices rather yoga. Married to an German man in 2002 and move to Zurich. Later lived 10 years in Norway/Trondheim and eventually settled down in Germany. Studied Media Science in Trondheim and finished master degree in 2012. Has two sons. Looking forward the days that Turkey is eventually leaded democratically by the Gezi youth.