LNG nedir? Türkiye LNG’de kilit ülke konumunda olacak!

KPMG Türkiye’nin hazırladığı Enerji Sektörel Bakış 2019 raporuna göre, dünyada doğalgazda özellikle LNG lehine artan ticari eğilim Türkiye için fırsat olabilir. Türkiye’nin hem depolama kabiliyeti, hem güçlü anlaşmaları nedeniyle doğalgazda bölgesinin ‘kilit ülkesi’ olma şansı var.

LNG nedir? Türkiye kilit ülke sıvılaştırılmış doğal gaz enerji sektörü

LNG nedir?

Doğal gaz, atmosfer basıncında, -162°C ye kadar soğutulduğunda yoğunlaşarak sıvı faza geçer ve Sıvı Doğal Gaz veya Sıvılaştırılmış Doğal Gaz (LNG) olarak adlandırılır.

Doğal gazın hacmi, gaz fazından sıvı faza geçerken yaklaşık 600 kat küçülür. Bu sayede yüksek miktardaki doğal gaz, düşük basınçlar altında hacmi 600 kez küçültülerek sıvı halde saklanabilmektedir. Bu durum, doğal gazın boru hatları ile taşınmasının teknik ve ekonomik anlamda mümkün olmadığı yerlere, gemi ve kamyon tankerler ile nakliyesini uygun hale getirmektedir.

LNG‘nin sıvı fazının özgül ağırlığı 0,46’dır. Yani ağırlığı suyunkine göre yaklaşık yarısıdır. Geometrik hacmi 1 m³ (1.000 lt) olan bir kaba doldurulan LNG nin ağırlığı 460 kg’dır. LNG renksizdir, kokusuzdur, zehirli değildir, korozif özelliği yoktur. LNG‘nin gaz halinin hava içindeki karışım oranı %5 ile %15 arasında yanıcı ve parlayıcıdır. LNG, esas olarak %90 civarında bir oranda metandan (CH4) oluşur.

LNG avantajları neler?

  • Tüm enerji ihtiyacını tek bir merkezden karşılayabilme
  • Otomatik kontrolle donatılmış depolama sistemi dizaynıyla minimum arıza riski
  • 7/24 kesintisiz teknik servis hizmeti
  • Uzun mesafelere taşıma ve ikmal kolaylığı
  • Enerjiyi kolay ve efektif stoklama kabiliyeti
  • Yaygın kullanım alanı
  • Doğayla dost
  • Sistem LNG ile çalışacak yakıcı cihazlarda büyük çapta otomatik kontrol imkanı
  • Baca gazlarındaki ısıdan maksimum faydalanmayla yüksek ısıl verim
  • Düşük ortam sıcaklıklarında dahi yüksek yakıt performansı
  • Alternatif yakıtlara göre avantajlı fiyat

KPMG Türkiye – Enerji Sektörel Bakış 2019 raporu

KPMG Türkiye’nin, ekonominin dinamosu sektörleri analiz ettiği Sektörel Bakış serisinin Enerji raporu çıktı. Hazırlanan rapor, enerjideki küresel gelişmeler ışığında Türkiye’de sektöre ışık tutuyor. Rapora göre, dünyada ‘LNG furyası’ başlıyor. Türkiye’nin stratejisi ve yatırımları nedeniyle LNG kozunu doğru oynayarak doğalgazda bölgesinin kilit ülkesi olma ihtimali yüksek.

Raporda, dünyada ve Türkiye’de şehirleşmenin ve ekonomik kalkınmanın etkisiyle enerji ihtiyacının giderek arttığı belirtildi. BP’in hesaplamalarına göre, 2017’de dünya ekonomisindeki güçlü büyümenin de etkisiyle birincil enerji tüketimi bir önceki yıla göre yüzde 2,2 oranında arttı. Bu rakam 2013 sonrası en yüksek seviye.

Son 10 yılın ortalaması ise sadece yüzde 1,7 olarak gerçekleşmişti. Raporda, bu koşullarda dünya enerji sektörünün artan ihtiyacı daha iyi karşılamak üzere farklı bir sistem inşa etmeye çalıştığı ancak zorluklar yaşadığı vurgulandı.

KPMG Türkiye Enerji Sektör Lideri Ümit Bilirgen, mevcut ekonomik tabloda Türkiye’deki sektörün durumunu şöyle anlattı:

“Türkiye hızlı büyüyen bir ekonomi, enerji tüketimi de buna paralel artan bir trend izliyor. Son 25 yılda Türkiye’nin yıllık birincil enerji tüketimi 55 milyon ton karşılığı petrolden 155 milyon tona yükseldi. Ancak birincil enerji kaynaklarında dışa bağımlılığı yüksek olan Türkiye, yüksek miktarda dış ticaret açığı ve cari işlemler açığı veriyor. Dolayısıyla, küresel enerji fiyatlarındaki gelişmeler ülkenin enerji faturasına ve dış finansman ihtiyacına doğrudan yansırken, Türk finansal varlıklar üzerinde ilave baskı oluşturuyor.”

Türkiye enerji sektörü dış borcu yüksek!

Bilirgen şöyle devam etti:

“Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığı azaltmak ve milli kaynaklara yönelmek konusunda yoğun bir ajandası var. Yüksek büyüme potansiyelinin gerektirdiği enerji ihtiyacını karşılamak üzere, geçtiğimiz yıllarda hükümet teşvikleriyle birlikte yurt içinde yüklü miktarda enerji yatırımları yapıldı. Sadece Kamu-Özel Sektör işbirliği kapsamında son 30 yılda 28,8 milyar dolar tutarında sözleşme ve 9,4 milyar dolarlık yatırım yapıldı.

Bu yatırımlar ülkenin kurulu enerji kapasitesini artırdı, ancak dışa bağımlılığın azaltılması konusunda henüz sınırlı pozitif sonuçlara ulaşıldı. Öte yandan sektör katılımcıları bu yatırımları büyük ölçüde yurt içi ve yurt dışı piyasalardan yabancı para cinsinden borçlanarak gerçekleştirdiler. Enerji sektörünün toplam bankacılık kredi hacmi içindeki payı 2010 başında yüzde 5’in altındayken, 2018 üçüncü çeyrekte yüzde 8’i aştı.

Sektörün dış borcu ise 10,7 milyar dolardan 15,8 milyar dolar seviyesine çıktı. Buna karşın döviz kurlarındaki artışlar sonrasında, özellikle elektrik üreticisi firmalar üretim ve finansman maliyetlerindeki artışa karşın satış fiyatlarındaki artışların sınırlı kalması nedeniyle zora girdi.

Bu nedenle sektörün içinde bulunduğu zorlu finansal koşullar, Türkiye ekonomisinin ve bankacılık sektörünün önemli bir sorunu haline geldi. Enerji sektörüne verilen kredilerde takipteki alacakların sektöre verilen toplam nakdi kredilere oranı, sene başındaki yüzde 0,8’den üçüncü çeyrek sonu itibarıyla henüz düşük seviyelerde olsa bile yüzde 2,8 ile geçmiş yıllar ortalamalarının üzerine hızlı bir şekilde yükseldi.”

Ümit Bilirgen, Türkiye’de enerji politikalarının odağında arzın güvenliğini sağlamak ve dışa bağımlılığın azaltılması bulunduğunu, optimum kaynak çeşitliliğini sağlamak üzere tüm alternatif enerji kaynaklarının değerlendirildiğini söyledi.

Bilirgen, “Kamu otoritesinin enerji politikalarındaki kararlı hedeflerine rağmen, özel sektörün finansal koşullardaki sıkılaşma, dövizdeki dalgalanma ve yüksek seviyedeki arz-talep belirsizlikleri nedeniyle yatırım iştahında genel anlamda azalma, muhtemel bir gelişme olarak ortaya konabilir” dedi.

Yeni dönemde enerji yatırımları açısından kredilerin yeniden yapılandırılmasına yönelik beklentinin yükseldiğini belirten Bilirgen, “Doğalgazdan ve diğer termik kaynaklardan elektrik üretimine dayalı, kapasitesi ve özellikle verimliliği düşük santrallerin varlığı sektörde kanayan yara olmayı sürdürecek. Bununla birlikte artan nüfus, şehirleşme ve ihracat odaklı ekonomik gelişme enerji talebinin kısa vadeli dalgalanmalara rağmen güçlü kalmasını sağlıyor. Bu nedenle önümüzdeki dönemde toplam enerji talebinin daha yavaş olmakla birlikte artmaya devam edeceği öngörülüyor” diye konuştu.

LNG furyası geliyor!

Türkiye’nin geçmiş yıllarda yenilenebilir enerjide yaptığı yatırımlar ve enerjide yerli kaynaklara yönelim çabaları sayesinde enerji kaynaklarının kullanım bileşenlerinin değişebileceğini ifade eden Bilirgen, şunları söyledi:

“Hükümetin teşvik edici ve düzenleyici rolünün artması yeni dengeler için büyük önem taşıyor. Hükümetin yerli üretime bakışının ve yanı sıra petrol ve doğalgaz aramalarına yönelik arama çağrısının yansımasını kısa sürede bulabileceğine dair güçlü kanaatler var. Dünyada doğal gazda, özellikle LNG lehine ciddi bir ticari eğilim mevcut. Otoriteler bu durumu, ‘LNG furyası geliyor’ şeklinde açıklıyor. Türkiye bu noktada hem depolama kabiliyeti, hem borudan kaynaklanan güçlü anlaşmaları çerçevesinde doğalgazda bölgesinin ‘kilit ülkesi’ olabilme şansına yönelik adımları daha fazla atabilir.

Petrol fiyatlarındaki basamak aralıkları düşük volatilite yakın dönemin gerçeklerinden biri olarak kabul ediliyor. Rüzgarda üçte bir, güneşte yarı yarıya düşen yatırım maliyetleri, bu alandaki iştahı yüksek tutacak ve yerli üretimle birlikte Türkiye’yi bu alanda ihracat üssü yapabilecek.

Yanı sıra elektrik üretiminde termik kaynakların payının azalıyor ve yenilenebilir enerjiye kayıyor olması da bu alandaki yatırımların iştahına olumlu yansıyacaktır. G-20 gelecek yıl Japonya’da toplanacak. Orada da hidrojen enerji sistemleri gündemde daha çok yer bulacak. Dünyada hidrojen enerji sistemleri daha çok konuşulacak, üzerinde projeler geliştirilecek.”

Dünya bor rezervinin %73’ü Türkiye’de bulunuyor