Trabzonspor’un Avrupa Kupası’na katılması için mali sorunu nasıl çözüldü?

Trabzonspor Başkanı Ahmet Ağaoğlu’nun bir spor kanalına yaptığı açıklama gündem oldu. Finansal sıkıntılarla boğuşan Bordo-Mavili takımın UEFA’nın vereceği Avrupa kupalarına katılamama cezasıyla karşı karşıya kalması üzerine yayına bağlanıp açıklama yapan Ağaoğlu, kulüp olarak yaşadıkları mali sıkıntının Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından çözüldüğünü ifade etti.

Trabzonspor Avrupa Kupası katılması için mali sorunu nasıl çözüldü?

Açıklamanın ardından bazı iddialara göre kulüp borcunun Cumhurbaşkanlığı örtülü ödeneğinden gerçekleştirildiği iddia edilirken, doğal olarak taraflı, tarafsız pek çok kişi, böylesi muhtemel bir duruma tepki gösterdi. Ağaoğlu, Trabzonspor’un borcunun 50 milyon Avro olduğunu söylemişti. Bu durumda Trabzonspor’a örtülü ödenekten 51 milyon Avro civarında para aktarıldığı aldığı iddia ediliyor.

Eğer gerçekten de Trabzonspor’a kaynağı belli olmayan veya olan, böylesi bir maddi imkan yaratılarak Avrupa yolu açılmışsa, birincisi bu başlı başına genel bir problematiğe işaret eder. Her şeyden önce bu problematik, iktidarların spor kulüplerine eşit mesafede olmaları konusundaki olumsuzluğa bir kez daha tekabül ediyor olmasıdır.

İkincisi, bir ülkenin futbolu ve kulüplerin uluslararası futbol ilişkileri bu şekilde mü yürüyecek ve yürümeli. Eğer işler böyle gelişecekse, bu şekilde ayakta kalınabilir, kendi yeterlilikleri peşinde olunabilir ve dahası evrensel bir futboldan ve spor kulüpleşmesinden söz edilebilir mi?

Üçüncüsü Trabzonspor’un o güzelim tarihi, epey zamandır bu tür ilişki ve işlerden dolayı oldukça yara almaktadır. Bir kulübün ve kurumun “kadim kulüp-kurum” olarak anılması uzun ve öznel tarihiyle mümkün olabilmektedir. Tarihe ihanet ise ihanetlerin en büyüğüdür.

Dördüncüsü ise güncel siyasal hayata ve yararcılığa ilişkin durumdur. Trabzonspor’un Avrupa gidebilme koşulunun ekonomik boyutu ile ilgili pürüzünün Cumhurbaşkanı tarafından bir şekilde çözümlenmiş olmasının ve Başkanın bunu kamuoyu ile paylaşmasının zamanlaması manidar değil midir? Çünkü İstanbul Belediye Başkanlığı seçimleri, İmamoğlu’nun Trabzonlu olması, İstanbul’daki Trabzon ve Karadenizli seçmenlerin sayısal etkileyiciliği göz önüne alındığında, futbol ve spor kulüpleri üzerinden siyaset ilişkilerinin nasıl yürüdüğünü söylüyor olmak, kimine göre “öküz altında buzağı aramak”, kimine göre de “bakar kör olmamak” demektir.

Ne var bunda (?)

Bu yazıdaki içeriğe ve bakış açısına karşı, “ne var bunda?” diye düşünenler olacaktır elbette. Veya alıştığımız söylemle “Güzide bir kulübümüze destek olmayacağız da kime olacağız?” ya da “size mi soracağız ne yapacağımızı” türünden itham, öfke ve hatta sövgülere muhatap olabilir. Ama olay ve olgulara farklı ve nesnel bakabilen herkes, bu tür ilişkilerin uzun vadede Türkiye sporuna ve futboluna zarar vereceğini görmüş olması gerekir. Burada bir sporsever, bir futbolsever ve kadim tarihi olan spor kulüplerine değer veren insanlar olarak mutabık kalınacak konunun spor, futbol ve kulüplerin bu tür ilişkilerden asıl yara alan taraf olacağı konusunda hemfikir olmaktır.

Devlet yönetiminde olanlar, devletin imkanlarını kullanma tasarrufuna sahip olanlar, kamusal spor yatırımları dışında hiç bir kulübe, yapıya ve teşekküle özel muamele yapma hakkına ve ayrıcalığına sahip olmamalı, kulüpler de böylesine bir alışkanlığın ve ayrıcalığın  içinde yer almamalıdırlar.

Düşünüz, kendi başına ayakta kalamayan şirket ve işletme olur mu? Eğer olacak ise bu durumda isteyen bütün kulüpler kamu kurumu haline gelmelidirler. Aksi halde kendilerini şirketleştiren ve birer işletme halini alan kulüpler iktidarlardan, iktidarlarda onlar üzerinden şu rantiye ilişkilerine bir son vermelidirler.

Başakşehir Futbol Kulübü özelinde en berbat örneğini yaşadığımız “iktidar kulüp” işleyişi ve ilişkisi zamanlarında, kulüpler ve iktidarlar tarihimiz açısından oldukça sancılı ve defolu sayfalara sahip bir ülkeyiz. Lakin eğer bir gün Türkiye futbolu, spor kulüpçülüğü kurulacak ve evrensel boyutlarda bir kurum olacaksa bunun ilk önkoşulu bu tür ilişkiler ve işlerin bir şekilde sonlandırılması ile olacaktır.

Türkiye’nin çocuk ve spor konusunda temel sorunu nedir?