Nasılsınız? Kullandığınız ilaç kadar renkli mi hayatınız?

Nasılsınız? Kullandığınız ilaç kadar renkli mi hayatınız? Destek almadan ayakta durabileniniz var mı gerçekten? Yoksa bıraktınız her şeyi sakinleştirici etkili basında mutlu mu oluyorsunuz?

Nasılsınız?

Nasılsınız?

Şu ara cevabına çoğumuzun yalan söyleyerek cevapladığı soru cümlesi. Çoğumuz “iyidir, senden naber?” diyerek geçiştiriyoruz. Aslına bakılınca kimsenin iyi olduğu filan yok! Kimimiz işsiziz, kimimiz sıtmaya şükredip çalışıyoruz. Kimimizin derdi hastalık kimimizin sevgisizlik! Kimileri hamuduyla götürürken diğeri canını veriyor çalışırken.

Ardından kaza deniyor, fıtrat deniyor hiç olmadı kader deniliyor. Kimimizin sevdiği adam toprak altında kalıyor, geride kalan bıraksan tırnaklarıyla kazacak betonu kiminin üç gün üst üste giydiği gömlek derdi. Kimi arabası çizilmesin diye emir eri tutar kimi devasa adalet saraylarında adalet arayarak geçirir günlerini. Kimilerinin çok zekidir evlatları 20’sinde holding sahibi olur kimi 20’li yaşlarında canına kıyar atanamadığı için?

Sahi siz nasılsınız?

Kullandığınız ilaç kadar renkli mi hayatınız? Destek almadan ayakta durabileniniz var mı gerçekten? Yoksa bıraktınız her şeyi sakinleştirici etkili basında mutlu mu oluyorsunuz? Hani şu her gün “emekli maaşı zammı” haberi veren gazeteler, her gün ne kadar ilerlediğimizi anlatan programlar sunan kanallar gibi. Belki öylesi daha doğrudur? Belki gerçekleri bilmek her zaman mutlu etmez insanı?

Yoksa benim gibi gördüğünüz en ufak güzelliği tüm varlığınızla bağlananlardan mısınız? Bu da başka bir hayatta kalma yöntemi sanırım. Her şey tepetaklak giderken kabul ediyorsunuz bu dünyanın değişmeyeceğini. O vakit başlıyorsunuz en azından kendi dünyamı güzelleştireyim diye. Çoğu zaman işe de yarıyor aslında ama bazı zamanlar daha fazla korkularınızın artmasına sebep oluyor.

Bağlandıkça korkuyorsunuz: Bir gün O’nun da avuçlarınızın arasından kayıp gideceğinden. Velhasıl bu saçma sapan sistem bize gönül rahatlığıyla sevme hakkı bile vermiyor. Çünkü artık hepimiz kronik şüpheci olduk.

Beynimizde dolanan binlerce tilki hep fısıldıyor: “Yanılıyorsun, canın yanacak!” diye. Bir yandan tilkileri boğmaya çalışıyoruz bir yandan sanki devasa bir alanda korunmasız bir çocuk gibi “Ya yolumu bulamazsam?” diye nefesimiz kesiliyor.

Adalet yok hayatımızda. Para yok! İş yok! Liyakat yok! Adaletsizlik çok! Borç çok! Dert çok! Elimizde bir tek yüreğimiz kaldı. O da sayenizde darmaduman! Ne diyelim:

“Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!” (Tevfik Fikret)

Delilerin körlere yol gösterdiği ülke