Kim istemez okulların açılmasını? Ama…

Okullar açıldı… Yüz yüze eğitim yaklaşık 2 yıl aradan sonra yeniden başladı. “Hayırlı olsun” demeyi çok isterdik. Lakin hayırlı olacağından pek emin değiliz. Nedeni ise, malum pandemiye karşı gereken koruyucu önlemlerin gerektiği şekilde alınmamış olmasına ilişkin içeriden birisi, bir öğretmen olarak şahit oluşumuzdur.

okulların açılmasını

Yeni Milli Eğitim Bakanı, yüz yüze eğitime başlanmasıyla ilgili olarak “tüm önlemleri aldık” diyor. Tüm önlemleri almış olmak için okul binalarını, sınıfları yani mimariyi düzenlemeniz ve farklılaştırmanız gerekiyor. Elbette bu mümkün değil. O zaman ek binalar, derslikler inşa etmeniz gerekiyor. Bu da olası görünmüyor. Öğretim programlarını, ders içeriklerini ve ders düzenlemelerini ve hatta ders işleyiş yöntemlerini dahi değiştirmiş olmak gerekiyor. Bu konuda da bir yapılanma söz konusu değil. Aslında işin ta başından beri okulları pandemi okullarına dönüştürmek ve yeni “sahra okulları” gibi okullar, derslikler ve alanlar planlamak ve yapmak gerekiyordu. Köy okulları yeniden açılmalıydı. Taşımalı sistemden vaz geçilmeliydi.

Yaklaşık iki yıldır olması gereken şeylerdi, olmadı. Şimdi aynı koşullar ile devam ediyoruz. Okul aynı, derslik aynı, koşullar aynı, program aynı. O halde, tüm önlemler alınmış olamaz. Eğer önlemden kasıt sadece ders saatleri ve öğrenci sayıları ile ilgiliyse, yeterli değil, dahası bunlar önlem dahi değil. “Seyreltilmiş sınıflar” adı altında dersliklerde daha az öğrenci bulunması ise derslik ve bina sıkıntısı nedeniyle pek olası görünmüyor. Çift tedrisat ise görece bir çözüm, ancak zaten öğrenci yoğunluğu nedeniyle çift tedrisat söz konusu… Hijyen, mesafe, aşı ve diğer tüm koşullar ve gerekli mimari düzenlemeler düşünüldüğünde bırakın tüm önlemleri almayı, orta derecede dahi önlemleri almış durumda değiliz.


6 Eylül’den itibaren ilk 2, 4 ve 6. hafta ve sonraki süreçlerde neler olacağını hep beraber yaşayarak göreceğiz. Okullar elbette açılmalı. Ya da öğretim ve öğrenme elbette gerçekleşmeli. Ama Türkiye hem okul, derslik ve eğitimin nesnel koşulları gereğince, hem de pandemiye karşı toplumsal sorumluluk kültürü düzeyi, “tüm önlemleri aldık” lafına pek uygun değildir. Üstelik tüm önlemleri sadece milli eğitim tasarrufunda olan şeyler de değilken.


Örneğin aşılar tamamlandı mı? Maalesef hayır. Her hafta PCR testi istemek önlem değil, dahası sürdürülebilir de değil. 12 yaş ve altı daha aşılanmaya başlamadı bile. Öğretmenlerin %20’si aşısız. 3.dozu yaptıran öğretmen sayısı ise muhtemelen %50’lere yakın düzeyde. Bu durumda nasıl oluyor da, tüm önlemler alınmış oluyor?

Okul açmak, tıpkı kapatmamak gibi siyasi iradenin seçmen ile ilgili tercihinden kaynaklanıyor. Bunu hepimiz biliyoruz. Tıpkı normalleşmeye geçme zorunluluğunun dayattığı tercih gibi. Her gün 300 kişi ölüyor ama ekonomi öyle kötü ki, bu ölümler ile yaşamayı tercih etmek zorundayız. Okulların açılma kararı da böyle. Siyasi irade açılacak dedi, açılıyor.


Bunları yazarken okulların açılmasına karşı bir tavır izlenimi edinilecektir mutlaka. Ama öyle değil. Çocukların heba edilmesine karşı bir tavırdır bu. Lafta değil, özde gerçek önlemler alınsın ve pandemi koşullarında eğitim stratejisinin koşulları oluşturulsun ve okullar öyle açılsın istiyoruz. Hepsi bu… Yeni virüs varyantlarına karşı aşıların dahi koruyuculuğu tam olarak bilinmezken. Asla istemeyeceğimiz çocuk ölümleri gerçekleşmeye başlarsa ne yapacağız? Verileri mi gizleyeceğiz? Gerçekten ne yapacağız?

Kira davaları patlama yaptı: Ev sahipleri daha yüksek kira için mahkemeye koştu!