Erdoğan: Ahlaklı ve seviyeli siyaset yapma konusunda bunların hiçbiri AK Parti’nin eline su dökemez!

Erdoğan’dan muhalefete: Ahlaklı ve seviyeli siyaset yapma konusunda bunların hiçbiri AK Parti’nin eline su dökemez!

erdoğan

Video aşağıda – Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara’nın Kızılcahamam ilçesinde düzenlenen partisinin 30. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı’nda konuştu.

AKP’nin Türkiye için güven ve istikrar sloganıyla gerçekleştirdiği 30. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı’nda konuşan Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:


Ülkemizin son 20 yıldaki kazanımları her alanda hayatımızın ayrılmaz birer parçası haline geldiği için çoğunun altında kendi imzamızın olduğunu dahi unutmaya başladık. Hafıza İ beşer nisyan ile malüldür. Bunun için ülkemize kazandırdığımız eserleri milletimize verdiğimiz hizmetleri her seferde hatırlatmalıyız. Hükümete gelişimizin 20. yıl dönümünü idrak ettiğimiz bu dönemde bu muhasebeyi hep birlikte tekrar yapmamızın önemli olduğuna inanıyorum.

İktidarı devraldığımızda 76 olan Üniversite sayısı bugün 208’e çıktı. 70 bin olan akademik personel sayımız 185 bine 1.5 milyon olan üniversite öğrencisi sayımız 8,3 milyona çıktı.

Son dönemde devlet hastanelerindeki sağlık hizmetleri konusunda muayene randevularındaki gecikmeler başta olmak üzere sistemdeki kimi aksaklıklarla ilgili şikâyetler gelmeye başladı. Salgının bitmesiyle bu sorunları hemen gündemimize aldık süratle çözümünü sağlayacak adımları atıyoruz.

Merdiven altı adaletçiliğe son verdik.

Oluşturduğumuz güvenli bölgelere 500 binden fazla Suriyeli döndü.

Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı, Bahar Kalkanı ve Pençe-Kilit’le güney sınırımızda oluşturulmaya çalışılan terör koridorunu darmadağın ettik.

Ordumuzu içten içe çürütmek için her yola başvurdular, en son FETÖ ihanet çetesiyle emellerine ulaşmak istediler ama oyunu bozduk. TSK’yı her alanda dünyanın en modern orduları arasına katacak adımları attık.

“Hem güney sınırlarımızdaki güvenlik hattımızın eksikliklerini yeni harekatlarla tamamlayacak hem de karasıyla, deniziyle, havasıyla tüm kuvvetlerimizi her türlü göreve hazır hale getirecek çalışmaları titizlikle yürütüyoruz. Güvenlik endişelerini yeni harekatlarla gidereceğiz.

Gezi olaylarıyla başlayan ve ardı ardına devam eden ihanetlerin ülkemize kur faiz enflasyon şer üçgeni üzerinden ödettiği ağır bedeller olmasaydı bugün 1.5 trilyon doları bulan bir milli gelirle çok farklı bir yerde olacaktık.

PKK ile mücadelemizin de FETÖ’nün üzerine tavizsiz gidişimizin ve Cehape ve şürekasına karşı siyaset zemininde verdiğimiz sert mücadelenin de sebebi milletimize olan işte bu borcumuz ve sorumluluğumuzdur. Karşımıza çıkarılan aktörlerin birer aparat yürütülen kampanyaların birer proje olduğunu biliyor, asıl mücadeleyi bu aparatların yularını ellerinde tutanlara projelerin gerçek sahiplerine karşı veriyoruz. Biz başaramayacaksınız diye meydan okudukça ü-zerimize yeni araçlarla gelmeye devam edenlere diyoruz ki bu milletin son ferdi de toprağa düşmeden sinsi senaryolarınızı hayata geçiremeyeceksiniz. Biz İstiklal ve istikbal diyerek mücadele bayrağını yükselttikçe, ayağımıza taktıkları çelmeleri artıranlara diyoruz ki bu milletin son ferdi de şehit olmadan aziz vatanımızın tek karış toprağını kirletemeyeceksiniz. Biz büyük ve güçlü Türkiye diyerek hedeflerimize kilitlendikçe eşi benzeri görülmemiş bir kin ve nefretle üzerimize saldıranlara diyoruz ki son ferdi de nefesini tüketmeden bu milleti esir aşamayacaksınız. Türkiye’nin ekonomide geldiği yeri de yaşadığı kayıpları da işte bu perspektiften değerlendirmek gerekiyor. Anlayamadıkları bir gerçek var. Bu gerçek Türkiye’nin potansiyelinin ve gücünün kağıt üzerindeki ölçeklerin çok üzerinde olduğudur. Eğer biz kağıt üzerindeki hesaplara kalsaydık ne vesayetle mücadelemizi başarıya ulaştırabilirdik ne terörle mücadelemizi zaferle neticelendirebilirdik ne darbecileri bozguna uğratabilirdik ne de uluslararası ayak oyunlarıyla baş edebilirdik. Biz ülkemize inandığımız inancımızdan şüphe duymadığımız için Allah’a hamd olsun ayaktayız. Hani Komünistin komünistliği parayı buluncaya, ateistin ateistliği uçak sallanıncaya kadardır derler ya, aparatlarıyla ve ağababalarıyla bunların havası da milletin önüne çıkıncaya kadardır. Elbette ihtiyatı ve tedbiri elden bırakmadan biz kimin ne dediğine bakmadan kenedi işimizi yapacağız.

Birileri diyor ki Amerika’da bir ofis açsanız gerek yok şuanda zaten onlar buraya geliyor. Şu an itibariyle Türkiye sürekli kapısına gelinen ve bize de yok mu denilen ülke sayısı haline geldi .Sanayi ve teknolojide 142 yeni organize sanayi bölgesi 25 endüstri bölgesi, 87 teknopark kurarak üretim altyapımızı genişlettik. Milli uzay programımızı oluşturduk. Yerli otomobilimiz üretim aşamasına geçmek üzere inşallah yakında yollarda göreceğiz. Karadeniz’de toplam 540 milyar metreküp doğalgaz rezervi keşfettik.

Yıl başından itibaren TUSAŞ uçak üretim tesisini hizmete açtık. Konya-Karaman Hızlı Tren Hattını hizmete sunduk. Test eğitim ve istihbarat gemimiz Ufuk’un hizmete giriş törenine katıldık. Aydın Söke’deki ülkemizin en büyük kağıt fabrikasını hizmete açtık. Boğazlara taktığımız 4. gerdanlık olan 1915 Çanakkale Köprüsü’nü hizmete sunduk. Bu arada Tokat Havalimanı’nın hizmete açılış törenine katıldık.

Siyasetin cilvesi diyebileceğimiz bazı kişiler ve konularla da uğraşmak mecburiyetinde kalıyoruz. Türk siyasi tarihinin en ağır katlanması en zor cilvesi maalesef bize denk geldi .Bu talihsiz cilvenin adı Kılıçdaroğlu’dur. Gülüp geçsek gülünecek tarafı yok biz de çoğunlukla yok saymayı tercih ediyoruz. kendisini uzun süre yok saydığımızda da arsızlara özgü bir cesaretle yalanın iftiranın zırvanın dozunu sürekli yükseltiyor. Biz de mecburen bu zatı ara ara paçasından tutup aşağıya çekmek durumunda kalıyoruz. Yine böyle bir mecburiyetle karşı karşıyayız. Güya bizim geçtiğimiz salı günü ASK parti meclis grubu toplantımızda sorduğumuz sorulara cevap vermiş. Sonra da güya bize 10 soru sormuş. Bizim sorularımıza verdiği cevapların her satırında bu şahsın sinsiliği, kifayetsizliği buram buram tütmektedir.

Birinci sorum olan hiçbir ayrım yapmadan tüm terör örgütlerini lanetleyip lanetlemeyeceğine verdiği cevaptaki örgüt ilişkilerinden devletin terörle mücadele taktiklerine kadar tüm göndermeler Türkiye’yi birilerine gambazlayan hatta el altından müdahaleye çağıran alçakça tuzaklarla bezelidir.


İkinci sorum olan Türkiye’nin PKK ve YPG’ye karşı yürüttüğü sınır ötesi harekatlarını destekleyip desteklemediklerine, yabancı postal gibi yapılan işlerle uzaktan yakından ilgisi olmayan bir iğrençliği karıştırarak kirli zihnindeki hezeyanları bir kez daha sergilemiştir.

Üçüncü sorum olan Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliği tartışmalarında devletinin izlediği politikaların yanında olup olmadığına ilişkin verdiği cevap sadece bu mücadele karşımızdaki olanları sevdirecek bayağılıktadır.

Dördüncü sorum olan Türkiye’nin Akdeniz ve Ege’de yürüttüğü mücadelede kimin safında olduğu hususuna verdiği cevapla ülkesinin değil Rumların ve onları üzerine salanların yanında yer aldığını tekrar göstermiştir.

Beşinci sorum olan dünyanın küresel krizin ekonomik boyunun ülkemize etkilerine karşı sürdürdüğümüz mücadeleye destek verip vermediği ne olup bitenlerden hiçbir şey anlamadığı için Türkiye’nin başındaki felaketin kendisi olduğunu gösterecek basitlikte bir cevap vermiştir.

Altıncı sorum olan yalanı ve iftirayı bir kenara bırakıp bırakmayacağına, tam da kendi karakter fukarası tarzına yakışır şekilde aynı yalanları ve iftiraları tekrarlayarak cevap vermiştir.

Yedinci sorum olan siyasi stratejilerini yabancı ülke temsilcilerine hatırlatmak hazırlatmak ve oyalanmaktan vaz geçip geçmeyeceğine yine bu mahfillerin telkin ettiği şekilde inkarla cevap vermiştir.

Sekizinci sorum olan bu toprakların tüm değerleri birikimleri ve kazanımlarıyla asil bir evladı gibi hareket edip etmeyeceğine, asil değil sefil bir şahsiyet olduğunu göstererek cevap vermiştir.

Dokuzuncu sorum olan partisi içindeki her türden terör örgütü destekçisini, hırsızı, tacizciyi istismarcıyı tasfiye etmeyi düşünüp düşünmediğine, tüm bu rezilliklere üstünü örterek ortak olduğunu ikrar ederek cevap vermiştir.

Onuncu sorum olan yüreği yetiş 2023’te cumhurbaşkanı olup olmayacağına ise sonunda zaten belli olan seçim tarihinin açıklanması bahanesiyle yüreksizliğini, çapsızlığını iradesinin ve ipinin başkalarının elinde tutulduğunu bir kez daha göstererek cevap vermiştir.

Seçim tarihi belli bizden yeni bir seçim tarihi istiyor. Sen şimdiden Haziran 2023’e hazırlan. Sen kendin sıkıysa aday oluyor musun olmuyor musun bunu açıkla. Soru diye papağan misali tekrarlayıp durduğu zırvalar ise onun sadece yalancılığını ve çapsızlığını değil aynı zamanda ülkesinin ve milletinin çıkarlarını savunacak kalibrede bir devlet adamı olamayacağını göstermiştir.

Merkez Bankası’nın 128 Milyar dolarlık rezervi meselesini tüm kalemleriyle üstelik bunların yaptığı gibi yalan yanlış rakamlarla da değil en doğru en açık haliyle kamuoyuyla defalarca paylaştık. Buna rağmen hala aynı nakaratı sanki altında başka bir şey varmış gibi tekrarlayan bu zatın idraksizliği kendisinin ve partisinin sorunudur. Biz attığı iftiranın hesabını hukuk önünde soruyoruz ve soracağız. Bunun da altından kalkamayacak .Bunu da kısa zamanda göreceksiniz.

Ülkemize sığınmış mazlumlara karşı yürüttüğü kin ve nefret siyasetini bu zatın bozuk karakterine veriyoruz. bu zatın devlet yönetimindeki tek referansı genel müdürlüğünü yaptığı SSK’yı batırmasından ibrettir. Bay Kemal biz senin SSK’yı nasıl batırdığını çok iyi biliriz.

Bu ülkeyi organize suç örgütleri belasından kurtarmış bir hükümete ve onun kadrolarına bühtan edenlerin mafya bozuntuların hezeyanlarından medet umacak kadar alçaldıklarını unutmadık. Bu alçaklığın hesabı da hukuk önünde kendisinden sorulmaktadır. Şu ana kadar 250 milyon kazandık. Bu 250 milyonu da Bay Kemal adına iki tane vakfa veriyoruz. İnşallah Bay Kemal’in bir hayrı buraya dokunmuş olacak.

Bütün dünyanın ülkemizin ilkeli duruşunu takdir ettiği Kaşıkçı meselesini dahi bize saldırı malzemesi yapan bu zat onursuz ithamının hesabını hukuk önünde vermektedir. Kendi kendine SADAT diye bir öcü uydurup bizim şirketin kurucusuyla evinde konuştuğumuzu söyleyecek kadar hayal alemine dalmış bu zata ne desek fayda etmeyeceğini biliyorum. Her gün altı da üstü de boş yalanlarla insanları tehdit ederek haysiyet cellatlığına soyunan birisinin bizi toplumsal çatışma çıkarmaya çalışmakla itham etmesi trajikomik bir çırpınıştır. Ben SADAT’ın kusucusuyla evlerinde bir görüşme gerçekleştirmedim. Böyle bir görüşmem yok bay Kemal sen yalancısın. Sen cambazsın .SADAT’IN kurucusu denilen tuğgeneralle göreve getirdikten sonra benimle çalıştığı süre içerisinde cumhurbaşkanlığı külliyesinde görüşmelerim var ama evinde herhangi bir görüşmem söz konusu olmamıştır. Hem NATO’ya sahip çıkıp hem de bunun gereklerinin tam tersi beyanlarda bulunmak şark kurnazlığı değilse ahmaklığın dik alasıdır.

Altılı masa kimi seçerse o aday olacakmış. E altılı masa da bunu bu kadar uzatmasın. Kararını ne zaman verecekse versin. Altılı masanın altında olanlar da varsa onlar da meydana çıksın. Herhalde artık bu yıl içerisinde bu açıklamayı yapacaklardır.


Türkiye son 10 yıldır yakın tarihimizin en kritik dönemeçlerinden geçmiştir. ülkemiz ekonomik sosyal siyasal bakımdan farklı yöntemler kullanılarak kuşatılmak istenmiştir. Milli iradeyi alt etmeyi hedefleyen bu dönemin işaret fişeği 7 Şubat MİT krizi ile çakılmıştır, ardından da Gezi olayları gelmiştir. Siz hala meseleyi anlamadınız mı diyen elebaşlarının da ikrar ettiği gibi gezi olaylarının ne ağaçla ne çevreyle ilgisi vardır .Şimdi buradan ben Bay Kemal’e ve CEHAPE’ye sesleniyorum Beşiktaş Çırağan Caddesinde o canım çınar ağaçlarının kesilerek orada çok farklı bir katliamın yapılmasını acaba gözü var görmüyor muydu? Peki bu konuda acaba ne yaptı? Çevreciler bu ağaçları kökünden kesenleri acaba hiç dillerine doladılar mı? Yok. Biz milyonlarca ağaç fidan diktik. Hala dikiyoruz. Şimdi Atatürk Millet Bahçesi’ne de Bay Kemal dikiyoruz. Bak alışacaksın bunlara ama senin çevreyle mevreyle alakan yok. İnşallah göre göre bunlara da alışırsın. Gezi olayları ağaç ve çevre kılıf altında Türk demokrasisine kurulmuş bir pusu, sokak terörü üzerinden milletin iradesini gasp etme girişimi azgın azınlığın sessiz çoğunluğu sindirme teşebbüsüdür. Bu olaylar Türkiye’nin IMF defterinin tamamen kapattığı tarihi günlerde doğrudan ekonomik bağımsızlığımızı hedef alan mandacı bir eylem İstanbul’un duvarlarının zulüm 1453’te başladı yazılarıyla kirletildiği Bizans heveslisi bir girişimdir. Bay Kemal bunları siz yaptınız. Zulüm 1453te başladı bu ifadelerin arkasında sen varsın sen! Sen bunların başında Beşiktaş’tan kalktın Taksim Meydanı’na kadar yürüdün.

İYİ Parti’den Erdoğan’ın ‘sürtük’ ifadesine suç duyurusu: Cumhurbaşkanlığı yeminini ihlal etti