Ana Sayfa Araştırma Hızla düşen doğurganlık oranı: Türkiye için alarm zilleri çalıyor!

Hızla düşen doğurganlık oranı: Türkiye için alarm zilleri çalıyor!

türkiye doğurganlık

Dünya Doğurganlık Atlasında Türkiye’nin durumu vahim boyutlardadır. Bundan 10 yıl önce Türkiye’de 2.14 olan kadın başına ortalama doğum oranı TÜİK’in son açıklamasına göre 2023’te 1.51’e düşmüş bulunuyor. Bu rakam, nüfusun mevcut miktarını koruma eşiği olan kritik 2.1 değerinin çok altında…

Bu, ülkemizin demografik geleceği için alarm zillerinin çaldığını gösteriyor.

Dünya Doğurganlık Atlasından da görüleceği üzere bu oran, ABD ve bazı Avrupa ülkelerininkinden bile daha düşük düzeydedir.

Doğurganlık oranında, dolayısıyla nüfus artış hızındaki düşüş bu ivme ile devam ederse, yakında sokaklarda genç insanlardan daha fazla sayıda orta yaşlı ve yaşlı nüfusun dolaştığını göreceğiz.

Mevcut nüfus verilerinin ve geleceğe yönelik projeksiyonların* ne söylediğine bakalım:

2023 yılı nüfus verilerine göre;

– Ülkenin toplam nüfusu, 85 milyon 372 kişidir

– 15 yaş altı (genç) nüfus, toplam nüfusun %23,23’ünü oluşturmaktadır

– 15- 64 yaş arası çalışma çağındaki nüfus oranı, toplam nüfusun %66’sını oluşturmaktadır

– 65 yaş ve üstü nüfus, toplam nüfusun %10,2’sini oluşturmaktadır

– Nüfusun ortanca (medyan) yaşı 31,8’dir

2050’ye yönelik nüfus projeksiyonuna göre;

– Ülkenin toplam nüfusu, 88 milyon civarında olacaktır.

– 15 yaş altı genç nüfus oranının %15 civarına düşmesi,

– 15- 64 yaş arası çalışma çağındaki nüfus oranının %55- 60 arasında olması

– 65 yaş ve üstü yaşlı nüfusun oranının %21’e yükselmesi beklenmektedir

– Nüfusun ortanca (medyan) yaşının 41,1’e yükseleceği tahmin edilmektedir

Sonuç olarak 2023 nüfus verilerinden hareketle geleceğe yönelik projeksiyon yapıldığında, 2050 yılında;

– 65 yaş ve üstü yaşlı nüfusun oranı, 15 yaş ve altı genç nüfusun oranının yaklaşık 1.5 katına çıkacaktır

– Nüfusun ortanca değeri yaklaşık 10 yaş daha artacak ve ülkenin nüfusu “orta yaşlı” ve “yaşlı” bir karaktere bürünecektir

Daha da ötesi, tahminlere göre, mevcut düşük artış hızı devam ettiği takdirde 2070’in ortalarına gelindiğinde ülke nüfusu 70 milyonun altına düşecektir

Nüfusun yaşlanması ne demektir?

– Aile yapısının değişmesi,

– Yaşlı insanların kronik hastalıkların ve uzun süreli bakım ihtiyaçlarının artması,

– Aktif işgücünün, yani çalışma çağındaki nüfusun azalması,

– İşgücü arzındaki daralmaya bağlı olarak ekonomik büyümenin yavaşlaması,

– Ekonomide verimliliğin ve işgücü performansının azalması,

– Tüketim harcamalarının azalması ve ekonomik büyümenin yavaşlaması,

– Yaşlı nüfusun sağlık ve bakım hizmeti gibi ihtiyaçlarına bağlı kamu harcamalarının hızlı ve geniş ölçekte artması,

– Çalışma çağındaki nüfusun azalması nedeniyle vergi gelirlerinde düşüşe bağlı kamu bütçesine yük binmesi,

– Artan emeklilik ve sağlık hizmetleri gibi sosyal güvenlik harcamalarının mali sürdürülebilirliği tehdit etmesi,

– Artan emeklilik maaşı taleplerinin, emeklilik fonları üzerinde baskı oluşturması ve fonların sürdürülebilirliğini tehlikeye düşmesi,

– Emekli nüfusun tasarruf eğiliminin azalmasına bağlı olarak yatırımların azalması,

– Artan sosyal güvenlik harcamalarına ve azalan vergi gelirlerine bağlı olarak, devletin borçlanma ihtiyacının artması…

– Ülkenin kalkınma potansiyelinin ve rekabet gücünün azalması demektir.

Batılı gelişmiş ülkeler artış hızı azalan ve yaşlanan nüfuslarının sosyal ve ekonomik yapıları ve devlet bütçeleri üzerinde oluşturduğu yükü, ekonomilerinin verimlilikleri, ileri refah toplumu olmalarının sağladığı yüksek milli gelir ve geniş mali kaynaklarıyla aşabiliyorlar.

Oysa bizim açımızdan baktığımızda görünen durum, onlar kadar zengin olmadığımız ve hali hazırdaki negatif tablonun sürdürülemez olduğu gerçeğidir.

Sosyal güvenlik sisteminin hali hazırda bozulan aktüerya dengesi ve yetersiz finansal kaynakları, gelecekte çalışma çağındaki nüfusu azalırken yaşlı nüfusu artan bir Türkiye için daha da yetersiz hale gelecektir.

2022 sonunda her emekli başına düşen çalışan sayısı, 2.01 iken, EYT uygulamasının da etkisiyle 2023 yılında bu sayı tarihi dip seviyesi olan 1.67’ye düşmüştür. Nüfusun hızla yaşlanması olgusu ve kimsenin vazgeçmek istemediği erken emeklilik sistemi nedeniyle söz konusu katsayının 2050 yılında 1.5’in de çok altına düşeceği tahmin edilmekte ve sonuçta ülkenin mali kaynaklarının bu yükü kaldıramayacağı açıkça görülmektedir.

Özetle;

Doğurganlık oranındaki düşüşün durdurulamaması sonucu nüfusun azalması, toplum ve ekonomi üzerinde kaldırılamayacak bir yük oluşturur. Bu da ülkemiz açısından karanlık bir geleceğe işaret etmektedir

Artık bu konuda;

– Devlet yaygın bilinçlendirme ve teşvik politikalarını devreye sokarak bu olumsuz gidişi durdurmak üzere gerekli önlemleri almalı,

– Tüm toplum kesimleri ve bireyler, üzerlerine düşeni vakit geçirmeden ve ciddiyetle yerine getirmelidir.

Kaynak

Anne destek paketi: 1 yıllık doğum izni, kreş ve kira yardımı

Editor
İndigo Dergisi Editör – Haber Merkezi, 2005 yılından bu yana yayında olan bağımsız dijital medya kuruluşu İndigo Dergisi'nin (indigodergisi.com) haber ve güncel içerik ekibidir. İstanbul merkezli ekip, gündem, ekonomi, sağlık, bilim, teknoloji ve yaşam alanlarında araştırmaya dayalı haberler, açıklayıcı içerikler ve rehberler hazırlar. "Editör" imzasıyla bugüne kadar 26.500’ü aşkın içerik yayımlanmıştır. "Editör" imzası tek bir kişiyi değil, İndigo Dergisi Yazı İşleri bünyesinde çalışan editör ekibini temsil eder. Bu imzayla yayımlanan her içerik araştırma, yazım, doğrulama ve editoryal kontrol aşamalarından geçer ve ortak bir ekip çalışmasının ürünüdür. Ekip, Yönetici Editör ve yayın yönetimi altında çalışır. Editör – Haber Merkezi, okurun kararlarını doğrudan etkileyebilecek sağlık, beslenme ve finans konularında ek özen gösterir. Bu alanlardaki içerikler güncel bilimsel verilere ve resmi kaynaklara dayanır. İndigo Dergisi hiçbir siyasi parti, ideoloji, dini oluşum ya da çıkar grubuyla bağlantılı değildir. Editör Masası, Basın Konseyi'nin Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt eder. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi'ni ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'ni benimser. Irk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasi görüş, köken ya da ekonomik durum gözetmeksizin herkesin eşitliğini esas alır. Ayrımcı ve yanıltıcı içeriğe yer vermez. Köşe yazılarındaki görüşler yazarlarına aittir; Editör Masası habere ve bilgiye dayalı içeriklerden sorumludur.