Ana Sayfa Psikoloji Yaşlanma korkusu kırışıklıklardan değil, değer kaybı endişesinden besleniyor

Yaşlanma korkusu kırışıklıklardan değil, değer kaybı endişesinden besleniyor

Yaşlanma korkusu çoğu zaman kırışıklıklardan değil, sevilmeme, değer görmeme ve kaybetme endişesinden besleniyor. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikoloğu Yasemin Yalçın, “Öz değerini yıllarca gençlik, fiziksel görünüm, başarı veya başkalarının onayı üzerine kurmuş kişilerde yaşlanma daha tehdit edici algılanabilir. Çünkü bu durumda yaşlanma yalnızca bedensel bir değişim değil, kişinin kimlik algısını da sarsan bir süreç haline gelir” diyor.

Aynada kendine bakan kadın; yaşlanma korkusu çoğu zaman değer kaybı endişesinden beslenir

Yaşlanma korkusu ne zaman sorun haline gelir?

Yalçın’a göre zaman zaman üzülmek, bedendeki değişimlerden endişe duymak ya da “zaman ne çabuk geçiyor” diye düşünmek son derece doğal: “Çünkü yaşlanmak, insana zamanın sınırlı olduğunu hatırlatır. Ancak bu kaygı, kişinin yaşamını yönetmeye başladığında psikolojik bir soruna dönüşebilir.”

“Sürekli aynaya bakmak, yeni oluşan bir çizgi ya da kırışıklık nedeniyle yoğun kaygı yaşamak, yaşını söylemekten kaçınmak, fotoğraf çektirmek istememek ya da genç görünmek için yaşamının büyük bölümünü estetik uygulamalar araştırarak geçirmek, artık yalnızca yaşlanmayı sevmemekten öte bir duruma işaret edebilir” diyen Yalçın, asıl sorgulanması gereken soruyu şöyle tarif ediyor: “Kişi gerçekten yaşlanmaktan mı korkuyor, yoksa yaşlandığında artık sevilmeyeceğine, beğenilmeyeceğine ya da değer görmeyeceğine mi inanıyor?”

Belirleyici olan yaş değil, yaşlanmaya yüklenen anlam

Yalçın’a göre insanlar yaşlanmanın kendisine değil, ona yükledikleri anlama tepki veriyor: “Bazıları için yaş almak; olgunlaşmak, deneyim kazanmak ve kendini daha iyi tanımak anlamına gelirken, bazıları için güzelliğin, çekiciliğin, üretkenliğin ya da toplumsal değerinin azalması demektir.”

Yaşlanma kaygısı ile ölüm kaygısı arasında güçlü bir ilişki bulunsa da Yalçın, yaşlanma korkusunu yalnızca ölüm korkusuna indirgemenin doğru olmadığını vurguluyor: “Çoğu zaman kişiyi kaygılandıran ölümün kendisi değil, ölümden önce yaşanacağı düşünülen kayıplardır.” Sağlığını ya da bağımsızlığını yitirme, fiziksel çekiciliğin azalması, eşi tarafından artık istenmeyeceğini düşünme ya da toplumda görünmez hale gelme inancı bu kayıpların başında geliyor.

Sosyal medya ve filtreler kaygıyı nasıl artırıyor?

Yalçın, idealize edilmiş güzellik standartlarını sürekli göz önünde tutan sosyal medyanın yaşlanma kaygısını artırabildiğine dikkat çekiyor: “Araştırmalar ve meta analizler, görünüm odaklı sosyal medya içeriklerinin beden memnuniyetini olumsuz etkilediğini gösteriyor. Eskiden insanlar kendilerini yalnızca çevrelerindeki sınırlı sayıdaki kişiyle kıyaslarken, bugün yüzlerce filtrelenmiş görüntüyle karşılaştırıyor. Üstelik artık yalnızca başkalarının değil, filtrelenmiş kendi görüntümüzün de etkisi altında kalıyoruz. Kırışıklıkları, gözenekleri ve cilt kusurlarını dijital olarak silmeye alışan kişiler, filtre kapandığında gerçek yüzlerini kusurlu algılamaya başlayabiliyor.” Filtrelerin estetik beklentilere etkisini sosyal medya filtreleri estetik beklentileri yanıltıyor yazımızda da ele almıştık.

Orta yaş, ebeveynler ve yaşam muhasebesi

Otuzlu ve kırklı yaşlarda yaşlanma hissinin belirginleşebildiğini söyleyen Yalçın’a göre ilk beyaz saçlar, kırışıklıklar ve metabolizmadaki değişimler zamanın geçişini somutlaştırıyor. Ancak bu dönemdeki kaygı yalnızca fiziksel değil: “Birçok kişi bu yaşlarda geçmişine dönüp hayatını değerlendirmeye başlar. ‘Hayal ettiğim yaşamı yaşayabildim mi?’, ‘Yanlış seçimler mi yaptım?’ gibi sorgulamalar yaşlanma kaygısına eşlik edebilir.”

Çocuk sahibi olmak ve ebeveynlerin yaşlandığını görmek de güçlü tetikleyiciler arasında. Yalçın, “Çocuklukta güçlü ve değişmez olarak algılanan anne ve babanın yaşlandığını görmek, yalnızca onların değil kişinin de yaşlandığını ve bir gün onları kaybedebileceğini hatırlatır. Bu nedenle yaşlanma kaygısının içinde çoğu zaman ayrılık ve kayıp korkusu da bulunur” diyor.

Art arda estetik uygulamalar ve beden dismorfik bozukluğu

Yalçın’a göre görünümde hoşlanılmayan bir noktayı değiştirmek istemek tek başına psikolojik bir sorun değil; önemli olan işlemin kaygıyı gerçekten azaltıp azaltmadığı: “Kişi ‘burnumu yaptırırsam rahatlayacağım’ diye düşünüp operasyon sonrasında bu kez göz altı, çene, kırışıklık veya başka bölgelerle yoğun şekilde meşgul olmaya başlıyorsa, estetik artık özgür bir tercihten çok kaygıyı yönetme aracı haline gelmiş olabilir. Özellikle beden dismorfik bozukluğunda kişiler, başkalarının fark etmediği ya da çok az fark ettiği görünüm kusurlarıyla yoğun biçimde uğraşabilir.”

Sabah uyanır uyanmaz aynaya bakmak, fotoğrafları büyüterek kusur aramak, çevresindekilere sık sık “Çok yaşlı mı görünüyorum?” diye sormak ya da görünümü nedeniyle sosyal ortamlardan kaçınmak profesyonel değerlendirme gerektirebiliyor. Yalçın, yoğun yaşlanma korkusunun depresyon ve anksiyete belirtileriyle birlikte görülebileceğini, bazı kişilerde ise var olan genel anksiyetenin üzerine yerleşen bir tema haline gelebileceğini belirtiyor.

Psikolojik dayanıklılık: Değişen bedene rağmen kendilik değeri

“Yaşlanmayı sağlıklı şekilde kabul eden kişiler, yaşlanmayı sevdikleri için değil; hayatı yalnızca kayıplardan ibaret görmedikleri için bu süreci daha rahat yaşayabilirler” diyen Yalçın’a göre bu kişiler kimliklerini yalnızca gençlik ve dış görünüm üzerine kurmuyor; ilişkilerini sürdürüyor, üretmeye devam ediyor ve yeni roller üstlenebiliyor.

Yapay zeka destekli estetik teknolojileri ve dijital gençleştirme uygulamalarının da gelecekte bu kaygıyı artırabileceğini düşünen Yalçın, belirleyici olanın topluma verilen mesaj olacağını söylüyor: “Asıl önemli soru, ‘daha uzun ve sağlıklı yaşa’ mı denileceği, yoksa ‘asla yaşlanma’ anlayışının mı teşvik edileceğidir. Çünkü psikolojik açıdan bu iki yaklaşım arasında büyük fark vardır.”

Sık sorulan sorular

Yaşlanma korkusunun altında ne yatar?

Klinik Psikolog Yasemin Yalçın’a göre çoğu zaman kırışıklıklar değil, sevilmeme, değer görmeme ve kayıp yaşama endişesi.

Yaşlanma korkusu ne zaman uzman desteği gerektirir?

Kaygı günlük yaşamı yönetmeye başladığında; sürekli aynaya bakma, kusur arama, sosyal ortamlardan kaçınma ya da yoğun utanç gibi durumlarda profesyonel değerlendirme gerekebilir.

Sosyal medya yaşlanma kaygısını artırır mı?

Yalçın’a göre filtrelenmiş görüntülerle sürekli karşılaştırma, kişinin gerçek yüzünü kusurlu algılamasına yol açarak kaygıyı artırabiliyor.

Estetik uygulamalar yaşlanma kaygısını giderir mi?

Her zaman değil. İşlem sonrası kaygı başka bir bölgeye kayıyorsa, estetik özgür bir tercihten çok kaygıyı yönetme aracına dönüşmüş olabilir.

Kaynaklar

Estetik bağımlılığı nedir? Estetiğin bilinmeyen yüzü

Editor
İndigo Dergisi Editör – Haber Merkezi, 2005 yılından bu yana yayında olan bağımsız dijital medya kuruluşu İndigo Dergisi'nin (indigodergisi.com) haber ve güncel içerik ekibidir. İstanbul merkezli ekip, gündem, ekonomi, sağlık, bilim, teknoloji ve yaşam alanlarında araştırmaya dayalı haberler, açıklayıcı içerikler ve rehberler hazırlar. "Editör" imzasıyla bugüne kadar 26.500’ü aşkın içerik yayımlanmıştır. "Editör" imzası tek bir kişiyi değil, İndigo Dergisi Yazı İşleri bünyesinde çalışan editör ekibini temsil eder. Bu imzayla yayımlanan her içerik araştırma, yazım, doğrulama ve editoryal kontrol aşamalarından geçer ve ortak bir ekip çalışmasının ürünüdür. Ekip, Yönetici Editör ve yayın yönetimi altında çalışır. Editör – Haber Merkezi, okurun kararlarını doğrudan etkileyebilecek sağlık, beslenme ve finans konularında ek özen gösterir. Bu alanlardaki içerikler güncel bilimsel verilere ve resmi kaynaklara dayanır. İndigo Dergisi hiçbir siyasi parti, ideoloji, dini oluşum ya da çıkar grubuyla bağlantılı değildir. Editör Masası, Basın Konseyi'nin Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt eder. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi'ni ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'ni benimser. Irk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasi görüş, köken ya da ekonomik durum gözetmeksizin herkesin eşitliğini esas alır. Ayrımcı ve yanıltıcı içeriğe yer vermez. Köşe yazılarındaki görüşler yazarlarına aittir; Editör Masası habere ve bilgiye dayalı içeriklerden sorumludur.