Hayal gücü, yaratıcılık ve arzu: Acemi Dalgıç

Hayal gücü, yaratıcılık ve arzunun hiç eksik olmadığı oyun oynamak diye adlandırdığımız şeyi şimdi de yapabilmek isterdim. Sahi çocuk olmayı ne zaman bırakmıştım ben. Ne zamandan beri böyle oyunlar oynamıyorum.

Hayal gücü, yaratıcılık ve arzu: Acemi Dalgıç

Yüzmeyi ne zaman öğrenmiştim acaba. 6 yaşındayken öğrenmeye başlamıştım diyebilirim. O günü çok net hatırlıyorum. Çok sıcak bir gündü. Plaj insanlarla dolup taşmıştı. Güneşlenenler, top oynayanlar, kumdan kale yapanlar ve tabi kendini kuma gömmesi için yardım isteyenler.

Benim için en büyük zevk sahilde kumla oynamaktı.

Önce dalgaların ancak ulaşabildiği bir yere oturur sonra kalemi inşa etmeye başlardım. Denizin bütün gücünü arkasına almış dalgalara dayanan bir kale yapmaktı bütün amacım. Kale büyüdükçe denize yaklaşır ve dalgaların şiddetine daha çok maruz kalırdı. Dış duvarlar için daha çok çaba, daha çok kuma ihtiyaç vardı. Hızlı olmam gerekirdi.

Bitmek bilmeyen dalgalar hiç vazgeçmez sürekli kalemin duvarlarını yıkmak için gelirler ve her seferinde duvardan bir parçayı beraberinde götürürlerdi. Kale komutanı artık denize olan uzaklığın azaldığını ve büyük tehlike içinde olduklarının farkına varmış, durmadan emirler yağdırmaktaydı. Emirler kesin ve netti. Kale asla düşmeyecekti. Avuçlarımla getirdiğim kumlarla desteklenen duvar artık dayanıyordu.

Ama sürekli tetikte olmak, desteği kesmemek gerekiyordu. Aslına bakarsanız kazanıyorduk. Kaleden zafer çığlıkları yükseliyordu. Birden bu seslerin arasına karışan babamın sözlerini duydum ve ne yazık ki beni çağırıyordu. Mecbur kaleyi terk ettim. Giderken bir an dönüp arkama baktım ve yıkılan dış duvardan içeri sızan düşmanın kaleyi ele geçirmek üzere olduğunu gördüm. Yapılacak bir şey kalmamıştı artık.

O zamanlar oynadığım bu oyunu hatırlamak, bana çocukluk yıllarının harika yıllar olduğunu düşündürdü. Hayal gücü, yaratıcılık ve arzunun hiç eksik olmadığı oyun oynamak diye adlandırdığımız şeyi şimdi de yapabilmek isterdim. Sahi çocuk olmayı ne zaman bırakmıştım ben. Ne zamandan beri böyle oyunlar oynamıyorum. En son ne zaman zihnim kendini özgür hissetti. Peki ne oldu hayallerime. Neden hayal etmiyorum sınırlar koymadan.

Yüzmeyi öğrendiğim o güne tekrar gidersek, babamın beni çağırıp, ‘ Hadi oğlum sana yüzmeyi öğreteceğim.’ dediğini duyabiliriz. Babamın o günkü sözleri hala aklımda: ‘ Hadi oğlum ! Yüz yüz ! Kollarını gösterdiğim gibi çırp. Kulaç at. Çok güzel gidiyorsun.’  Babamın çabaları işe yaramıştı aslında. Biraz da olsa öğrenmiştim yüzmeyi. Ama ne kadar çok su yutmuştum o gün. Eve gittiğimizde karın ağrısından ağlamıştım. Sonra da kusmuştum.

Tatildeyken sahilde sürekli şnorkelle gezen bir çocuk takılmıştı gözüme. Farkında olmadan fotoğraf  karelerime konuk olan bu çocuk götürmüştü beni geçmişe. Şnorkeli suyun altını hiç görmemiş, ‘Acemi dalgıç’ diye isimlendirdiğim bu çocukla hiç tanışmamış olsam da, onun da tıpkı bir zamanlar benim olduğum gibi bir oyunun içinde olduğunu ve dalgalarla savaştığını biliyorum.

fethiye

 

 

 

 

  Fotoğraflar: Tolga Hurhun

 

Fotoğraflar, Fethiye/Ölü Deniz’de çekilmiştir.

Çektiğim fotoğraflarla buluşma noktanız ! : Tolga Hurhun Photography