Homo Novus: Bilincin dönüşümü

Kimi derin bir uykuda, kimi sonsuz bir yolculukta…

Derin uykundan uyandığında ve ilahi yolun sonsuzluğunda ilerlemeye başladığında, teninde yılan ısırığı kırbaçların acısını hissetsen de, yolundan dönemezsin. Çünkü sen evrensel birliği idrak etmiş, sevgi dolu, paylaşımcı, üst bilinç boyutunda düşünen ve davranan yeni insan türünün yani homo novus’un öncülüsündür…

Homo Novus: Bilincin dönüşümü

Her şey ne zaman başladı kesin olarak kimse bilemez. Sonsuzlukta bir yoldur ilerlediğimiz. İnsanoğlu kim bilir kaç kez var edildi ve sonra yok edildi. Bilinci düşürüldü, DNA’sıyla oynandı, uzun ömrü kısaldı, sağlıklı bedeni hastalıklarla boğuşur oldu. Evrenle, doğayla bağlantısını kopardı ve kopardıkça da hayatındaki sorunlar arttı.

Bilinci üst boyut realitelerine doğru evrimleşen ve hakikati idrak ederek uyanmaya başlayanlar için, “sevgide ayrılık yoktur”. Kainattaki tüm yaratılmışlar, tüm peygamberler, ırklar, canlılar birdir. Her şey yüce bir bütünlüğün parçasıdır ve her şey, el ele dönerek, kainatın müziğinde ahenkle dans etmektedir. Ne demiş İlhan İrem:

“Herşey dönüyor
Dünya dönüyor
Saat dönüyor
Şarkı dönüyor
 

Her şey dönüyor
Başım dönüyor
Gidip de dönmeyince
İnsan yalnız gülüyor

 İnanmazsanız bana
Bir bakınız uzaya
Gelirse tutuluyor
Ayla güneş hizaya 

Aydınlık bizim için
Ama karanlık da var
Boşuna mı dönüyor
Söylesene zamanlar…”

İlhan İrem

Homo-Novus-Evolution

Homo Novus evrimi

Dualiteyi kavradığımızda, bu durumun evrenimizdeki uyumu oluşturduğunu da fark ederiz. “Kozmik Akışlar” adını verdiğim şiirlerimden, “Yol”da bu durumu şöyle anlatıyorum:

“Ölüm oyundur dostum, ürkütmez beni,

Yılan bile masumdur, aydınlığı bilene…

Arayışın girdaplarında,

Kavradığın,

Sonsuzlukta her şeyin bir olduğudur…

Doğarken ölür,

Ölürken doğarsın,

Kötülük, iyiliği anlatmak içindir ,

İyilikte bile, bazen saklıdır kötülük,

Masum bir yüzün yanıltıcılığında,

En ürkütücü olan bazen en masumdur…

Unutma,

Bu yol aşkın yoludur

Ve aşkın bin yüzüyle yüzleşmeden

Bu yoldan çıkış yoktur…”

Ruhsallığın yollarında, aşkla ilerleyenlerin en büyük isteği, tasavvur edilen cennetlere değil, bizzat Yaradan’da “hiç” olacağı ve O’nda “hep”e ereceği, vuslat anına ulaşmaktır. Yunus’un, “Cennet cennet dedikleri birkaç köşkle birkaç huri/İsteyene ver onları/Bana seni gerek seni” ifadesinde olduğunca aşka yürüyenler cennete değil, Yaradan’a kavuşmayı bekler ve cennet ilahileri söylerken bile, Yaradan’dan, cennetin kapılarını değil, “aşk kapılarını”  açmasını diler. Çünkü bilir ki, o kapılar açıldığında işitilen her “Hu” aslında bir Dejavu’dur… Yaradan’la tekrar kavuşma halidir. O an divane olunur, bilmediği sularda yıkanır, görmediği uykulardan uyanır insan ve seyreyler arşı alemi…*

İşte bilincin dönüşümü de böyle başlar. Hayatın daha önce hiç bilmediğin sularında bulursun kendini. Dip yapar ama sonra çıkarsın. Batık geminin anforaları gibi yosun kaplamış bir halde beklemezsin. Yükselmek istersin tıpkı bir lotus gibi… Lotus  özel bir çiçektir. Peki, neden özel bir çiçektir bilir misin?

lotus

“O çamurda büyütür köklerini

Ama suyun üstünde başı dik,

Güzel ve evrene açılan taç çakra misali

Katmer katmer açar çiçeklerini.

Ve anlatır insana:

Yaşamın çamurlarına bulanmış olsan da,

Boy atarken, derin sularda soluksuz kalsan da

Korkma, ilerle yolunda…

Işığı hissettiğinde yapraklarında,

Sen de tıpkı benim gibi

Katmer katmer açacaksın çiçeklerini

Ve huzurla yüzeceksin

Hayat bulduğun sularda…”

Özlem Süyev

İşte tam da böyledir ilahi yolda ilerleyiş… En derin sulardan, çamurların arasından yol alırsın, kendini açarsın güzelliklere, sevgiye ve ışığa.  O Işıkta uyanır ilahi bilincin ve bir ses  kulağına fısıldar: “Günaydın” ve ardından devam eder:

Günaydın

Başkalarını değil, önce kendini bağışla.

Çünkü en fazla kırgın olduğun yine kendinsin.

Önce sen, yüreğinden sev kendini.

Sen sevilmeye değersin.

Çıkar bendeki tüm etiketleri,

Ne kaldı sana benden geri?

Sadece bir ışık varlık…

Düşün şimdi,

Sen benden farklı mısın,

Ben senden gayrı mıyım?

Sen tüm evrenle bir bütünsün…

Seni yolundan döndürmek isteyen,

Her ne varsa gönder hayatından.

Sana, en çok ihtiyacı olan yine sensin.

Sen gücünün merkezindesin…

Başka boyutlarda,

Farklı ritmlerde,

Aynı şarkıyı söylediğin

Özdeşlerin olsa da,

Unutma sen bu evrenin biriciğisin.

Senden başka, bir sen daha

Yaratılmadı bu evrende.

Sen değerlisin…

Evim, yuvam, saltanatım yok diye üzülme.

Hepimiz bu dünyada, konar geçer değil miyiz?

Fark edersen evren bizim gerçek yuvamız.

Sen nereye gidersen git güvendesin…

Özlem Süyev

Varılan noktada, iyi, kötü, güzel, çirkin yoktur…

Lusifer ve Mikail, yani şeytan ve baş melek bile uyum içindedir. Zaten derine inip baktığımızda, şeytan da bir melek değil midir?… Burada her şey  el ele dönerek ahenkle dans etmektedir.  Onları farklı gören, ayıran ise sadece bizim sınırlı bilincimizdir. Yaradan için tümü birdir. O, tüm yarattıklarını sevgi ve aşkla yaratmıştır. Bu nedenledir ki  bilincini ilahi şuura açanlar, sevgi evreninde kanat çırpan kelebekler gibi, Işığın aşkına doğru uçarlar.

Her yanı bağlayan, tutsak eden kozalar, yalnızca sürünerek ilerleyen, tırtıllar içindir. Uyanarak, kozasını yırtanlar için ise, tek bir yol vardır: kainatın o dev çiçeğine doğru, Işığın renk verdiği kanatlarıyla, uçmak…uçmak…uçmak…

Kanat çırparken görürsün ki, kainatta sonsuz kere sonsuz yaratılmış tür vardır. Dünyalılar dışındakilere uzaylı demek bile komik gelir. Dünya da zaten uzayda değil midir?…  Yaratılmış hiçbir şeyin, birbirinden ayrısı gayrısı yoktur. Ne dervişin, keşişten, ne uzaylının dünyalıdan, ne de devasa bir güneşin, bir nebulanın sıcak,  büyülü rengarenk güzelliğinde yaratılmakta olan, bir bebek yıldızdan…  Tüm yaradılış ahenkle bir birine ve “BİR” e hizmet etmektedir.

homo novus

Homo Novus düzeni

Nobel ödüllü Alman Fizikçi, Max Planck bu düzeni şöyle özetliyor:

“Pozitif bilimler tarafından doğanın dev yapısı hakkında bize öğretilen her şey, kesin bir düzenin hüküm sürdüğünü göstermektedir. Bu, insan zihninden bağımsız bir düzendir. Algılarımızla tanımlayabildiğimiz kadarıyla, bu düzen ancak amaçlı bir düzenleme sayesinde ortaya çıkmış olabilir. Dolayısıyla, evrenin bilinçli bir düzene sahip olduğuna dair açık kanıtlar vardır.”

Kainatı ve hatta kainatlar ötesi kainatları birbirine bağlı kılan Yüce Yaratıcı’nın, “Bir”lik yasası dünyevi bilince, mikro düzeyde  “B.İ.R” yani  Birleşik İnsanlık Realitesi olarak yansır. Bu realiteye ulaşmış bir bilinçte, daima bütünün hayrı esastır.  Yaptığın her eylemin, olumlu ya da olumsuz tavırların, tüm insanlığı bir şekilde etkilediğini bilirsin. Bu nedenle eylemlerini hep iyilik, güzellik ve sevgi üçgeniyle tamamlamaya özen gösterirsin.

Dünyada olagelenleri, acımasız sığ bilinçli yaklaşımları gördüğün de ise, en acı verici anları yaşarsın. Yılan ısırığı kırbaçların acısını hissedersin en derinlerde… İçin acır insan kardeşlerin için. Onlara yapılan her haksızlık, her acımasızlık, her zulüm aslında, Birleşik İnsanlık Realitesi’nin bir parçası olan, tüm insanlara ve sana da yapılmış olmaktadır. İşte bunu idrak ettiğin anda, acımasız ve sahte olan her şeye karşı haykırırsın ve çığlığın yankılanır senden sana…

homo novus 3

“Tören” isimli eserinde şöyle diyor İlhan İrem:  

“Elinde billur küre dünya tahtında

Şölenler, heyecanlar veda kervanında

Havariler yakarır hak aşığına

Yokluk asılı kalır dünya tahtında

Yani günlerden bir gün arındığın da

Tüylerden kanatlardan soyunduğun da

Gözlerin mangalarla oyulduğun da

Belki gülerim belki gülmem sorulduğun da

Bunları kim yaşadı ? Yaşayıp da anladı

Varlığının en kadim sırlarında

Zahiri aynalarda ahirin tohumları

Kıyamete koşuyor gayyumun yolcuları…

Çığlığım yankılansa çarpıp da benden bana

Havariler yakarır duyulduğunda

Boş bedenleri alır, yıkayıp temizlerler

Sagularla süsleyip yunaklara dizerler

Aklanıp saflanınca o masum bedenleri

Ağıtlarla saklayıp, törenlerde giyerler.”

İlhan İrem

Dahi bir devlet adamı ve çok üstün özelliklere sahip bir asker olmasının yanı sıra ilahi bilgeliğe ve ileriyi gören sezgi yeteneğine de sahip olan, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk ise, yolu ve yolcuyu şöyle tarif ediyor: ” Yolunda yürüyen bir yolcunun yalnızca ufku görmesi yetmez.  Ufkun ötesini de görmesi ve bilmesi gerekir. Zararlı sonuçları olabilecek süreçlerde gevşek davranmak ve gardınızı düşürmek felakete davetiye çıkarmaktır. Yaşamda her şeye ve herkese hak ettiği şekilde yaklaşmak gerekir, özellikle de riskli ve tehlikeli süreçlerde.”

homo novus portre

Bu tehlikeli durumlarda, cesur, onurlu bir yüreğe sahip “mistik bir savaşçı” olduğunu da anlarsın. Naif bir görüntüde algılansan da, güçlü bir savaşçının cesur yüreğiyle, gerektiğinde savaşarak yol alırsın. Yeri geldiğinde de sürüngen, sığ bilinçleri, dipteki karanlıklarına tutsak etmeyi de çok iyi başarırsın. Bilirsin ki: gücünü Yüce Yaratıcı’nın inancından ve sevgisinden alanının, yani dostu Allah olanın haddini bilmez kuldan korkusu olmaz…

Bu, zorlu bir yoldur.

Kimi zaman yanar ayakların bastığın toprakların ısınmış, yanmış kavrulmuşluğundan; bazen, ardından fırlatılan haset, kıskançlık, iftira, yalan toplarının ateşi yalar geçer tenini, acı dolu bir iz bırakarak; gün gelir dostların bile arkadan bıçaklar; hiç ummadığın bir anda, sevgilim dediğin kor ateşten demirle dağlar yüreğini…


Canın yansa da, geride bıraktığın sevdiklerin için üzülsen de, bu yoldan dönüş yoktur. Derin uykusundan uyanamayanların arasından yükselerek, Işığın renklerini taşıyan varlığınla, ruhunun eşsiz güzelliğine sarılarak ilerlersin.  Yüce Yaratıcı’nın sevgisine sığınarak kanat açarsın sonsuzluğa ve yükseldiğinde görürsün ki,  sen yeni bir insan türünün ilk izlerini bırakmışsındır dünyada…

“Kimi Derin  Bir Uykuda, Kimi Sonsuz Bir Yolculukta”- İlhan İrem’in “Yaşlılık Penceresi” isimli şarkı sözünden alınmıştır.

*İlhan İrem, “Hu” ve “Aşk Kapıları”eserlerinden alıntılardır.


İlhan İrem: Dördüncü Perde Açılıyor (Özel röportaj)