Sinema Sevgisi ‘Emek’ İster

Bu kenti oluşturan insanların çoğunluğu, tek sosyal olayın AVM’ lere gitmek olduğunu artık benimsemiştir. 68 ve 70 kuşağının üzerinden tanklar geçirilip, yaratılan yitik insanların yerini, günümüzde tüketmeye programlanmış robotlar almıştır. Kısa sürede tüket ve unut. Giyimi tüket. Yiyeceği tüket. Kültürü tüket. Aşkı tüket. Kısa süreli sevişmelerin sonucunda, tatmin olmamış gerginliği ruhunda taşı ve tüken…

emek-sinemasi

Sinema ve film kültürü: Nostaljik Emek

Daha önce defalarca okuyup, hatim ettiğimiz Teksas- Tom Miks çizgi romanlarını sinemanın kapısında satıp, bilet parasını denkleştirdikten sonra, üç filmin devamlı oynatıldığı büyülü dünyaya adımımızı atardık. Wang Yo’ lu karatenin ardından, bol kovalamacılı aksiyon ve maneviyatçı ‘ Türk Lokumu’ ile sonlanırdı üçleme. Seyirciye, ışın tabancası el feneriyle yer göstericiliği de yapan, zorba ‘ Alaska- Frigocu’ ile mülayim ‘ Makinist’ in amansız rekabet alanıydı aynı zamanda sinema salonu. Paranız yoksa ‘ Alaska- Frigocu’ için bir hiçtiniz, devamlı oynatılan filmlerin karanlık dünyasına fırlatır atardı sizi ve asla bedava rehberlik yapmazdı; canı istediğinde, film bitmeden fenerini makinistin odasına tutar, ettiği tehditle ışıkları yaktırırdı, salt daha fazla kazanç uğruna büyüyü bozardı, hiçbir karateciden, korsandan korkmazdı. Elektrik kesintisinden veya teknik arızadan dolayı film koparsa, seyircinin tüm öfkesi ıslıklarla, küfürlerle makiniste yönelirdi, o bir bilge sabrıyla tepki vermeden büyüyü tekrar canlandırırdı. Bizler, kur- an kurslarından çıktığımız mevsimlerde, ‘ Yedi Denizin Korsanı’ ya da yer çekimi yasalarını zorlayan, uçan kahramanların saflığında yaşama merhaba diyorduk.

Masalın en güzel bölümü olan o yıllarda, mini etekleriyle güzel kadınlar dolaşırdı kentin sokaklarında; yapılması ve ulaşılması gereken bir amaçtı, sevgilerini aşklarını kazanmak. Yılmaz Güney, Cüneyt Arkın, Serdar Gökhan abilerimiz, Filiz Akın, Hülya Koçyiğit, Türkan Şoray ablalarımız için, Erol Taşı’ ı, Önder Somer’ i, Kuzey Vargın’ ı altederlerdi ve bu sadece aşkın adıydı. Daha sonraları beyaz perdeye, Behçet Nacar, Kazım Kartal gibi kahramanlarımız çıktı; yumruklarını konuşturdukları kadar sevişmesini de biliyorlardı; Zerrin Egeliler, Feri Cansel, Arzu Okay ablalarımız değil, hayali sevgililerimizdi artık, büyülü bakışlarının yanı sıra vücutlarıyla da düşlerimizi süslüyorlardı.

Sonra bir Eylül ayında, Alaska- Frigocular, makinisti öldürdü ve film uzun süre oynamamak üzere koptu.

Beyoğlu Emek Sineması, uygarlığa atılan ilk adım

Kadıköy’ den şehir hatları vapuru ile Karaköy’ e geçtik bir sabah, okulu kırmış, kaçmıştık. İstanbul’ un ilk metrosunu kullanarak Cadde- i Kebir’ e ayak bastık; araç yoğunluğu, insanların kalabalıklığı ve ışıltılı dükkanlarıyla, önümüze yeni bir gezegen gibi uzanmıştı. Yürüyerek cadde boyunca, adını sıkça duyduğumuz bir tapınağa gider gibiydik: Beyoğlu Emek Sineması, uygarlığa atılan ilk adım.

emek_7990

Yeşilçam Sokak’ta Melek’ten Emek’e

İsmini, perdenin iki yanında yer alan ‘ Art Nouveau’ tarzı heykellerinden alarak, 1924 yılında Beyoğlu Yeşilçam Sokak’ ta ‘ Melek Sineması’ adıyla açıldı. 1884′ te Mimar Alexandre Vallaury tarafından inşa edilen ve ilk kez ‘ İstanbul Avcılar Kulübü’ olarak açılan bina, 1909′ da ‘ Yeni Sirk’ ondan sonra da ‘ Paten Pisti’ gibi amaçlarla kullanılmıştır. 1940′ lı yıllarda Varlık Vergisi’ nin çıkartılmasıyla bina Belediye tarafından satın alınmış, 1957 yılında ‘ Emekli Sandığına’ ihale edilmiş, salon yenilenilerek ‘ Emek Sineması’ adını almıştır. 1958′ de yeni adıyla açılan Emek Sineması’ nda gösterilen ilk film, başrollerini Gina Lollobrigida ve Vittorio Gassman’ ın oynadıkları ‘ Dünyanın En Güzel Kadını’ olmuştur. Bisiklet Hırsızları, Bazıları Sıcak Sever, Batı Yakasının Hikayesi, Günaha Son Çağrı gibi filmlerle rotasını belirleyen sinema, İstanbul Film Festivali’ ne ve Film Ekimi etkinliklerine de ev sahipliği yapmıştır.

Vandalizm’ in çıkış noktası 1789 Fransız İhtilalinde Henri Gregoire isimli din adamının Cumhuriyetçi ordunun zalimce davranışlarını, Roma’ yı yağmalayan Slav kökenli Vandallar’a benzetmesiyle oluşmuştur. Roma İmparatorluğu döneminde uygulanan ‘ Hatıraların Lanetlenmesi’ geleneği ile sevilmeyen veya istenmeyen biri öldüğünde, O’ na ait anıtlar yıkılır, kayıtları silinirdi. Hristiyanlığın kabulünden sonra, Roma’ da çoğu heykeller tahrip edilmiş ya da alınlarına haç işareti kazınmıştır. Eski Mısır’ da Rahipler gücü ellerine geçirdiklerinde, kendilerini öteleyen Firavunların mezarlarını tahrip etmişlerdir. Naziler tarafından Yahudi sembolleri, Taliban tarafından devrilen Buda heykelleri Vandalizm ile anılmıştır.

Alkazar, Fitaş, Dünya, Yeni Melek, As, Konak, Site, Gazi, Kent…sorgusuz, sualsiz infaz edilen kurban isimleri, eski dostlar gibi anımsanıyor şimdi; sırada ‘ Emek Sineması’ var. İKVS’ nin ( İstanbul Kültür Sanat Vakfı) Emek Sineması ile ilgili ‘ Süre verin proje üretelim’ açıklamasında bulunması ve yaklaşık beş bin kişinin yıkımı protesto etmesinden sonra, yapıyı Emekli Sandığından ( SGK) yirmi beş yıllığına kiralayan inşaat firmasının yetkilisi yaptığı açıklamada; Koruma Kurulu tarafından onaylanan eldeki proje, Emek Sinemasının taşınmasını öngörüyor, hazırladıkları projeyi böyle bir gelenek olmadığından kamuoyuna açıklamadıklarını, AVM yapmayacaklarını, ama kurulacak Kompleksde ticari ünitelerin olacağını, Emek Sineması’nı, yapacakları binanın üst katına taşıyacakları beyanında bulunmuştur.

400_130611401451655340bd015

Emek AVM’si

Tarihi salondaki her bir parça numaralandırılarak üst kata taşındığında, adı ‘ Emek’ bile olsa aynı Sinema salonu mu olacak? Tarihin çöplüğüne gitmeyi göze alarak, sonunda kazananın ‘ Değişim’ olacağını söyleyenlere verilebilecek tek yanıt vardır, bunun adı ‘ Vandalizm’ dir. Sinema salonlarını, parklarını, meydanlarını, İstanbul’unu sevenlere, Heybeli’de mehtaba çıktıklarını, fötr şapka takıp, tek çizgi ütülü pantolon giyip, ‘ Fransız’ özentisi hareketlerle Cadde- Kebir’in dinazorları ya da eski solculuğunun artık prim yapmadığını ve bundan dolayı da kentini korumaya soyunmuşlara ‘ Anarşist’ de diyebilirler. Emek Sinemasının içinde bulunduğu yapı, SGK’ nın mülkü, teşhis, tedavi ve ilaçlarımızı karşılayan kurumun; kendi sistemini düzeltebilmek için, elindeki gayrimenkulleri satışa çıkartmış, elde edilen kazançla özel hastane ve üniversitelere borcunu ödeyecekmiş. Sağlık Hizmetleri aksadığında protesto ettiğimiz kurumu dolaylı olarak Emek Sineması Yıkımına karşı çıkarak, başka bir tarzda protesto ediyormuşuz. SGK’ nın tek çözümü elindeki tarihi yapıları yağmalatmak mı?


Bu kenti oluşturan insanların çoğunluğu, tek sosyal olayın AVM’ lere gitmek olduğunu artık benimsemiştir. 68 ve 70 kuşağının üzerinden tanklar geçirilip, yaratılan yitik insanların yerini, günümüzde tüketmeye programlanmış robotlar almıştır. Kısa sürede tüket ve unut. Giyimi tüket. Yiyeceği tüket. Kültürü tüket. Aşkı tüket. Kısa süreli sevişmelerin sonucunda, tatmin olmamış gerginliği ruhunda taşı ve tüken. Kentin tabularının yıkılmasına seyirci kalınmasının, tepkisizliğin oluşturulmasının nedeni, üretime katılamayan ve tüketimden payını alamayan insanların, yarının ütopyasında sıranın kendine gelme düşüdür; bundan dolayı parasal gücü olanlarla kendini özdeşleştirip, pasife etmiştir.

Kentin kalelerinden biri daha düştü. Emek Sineması, Cercle d’ Orient’in üst katına taşındığında, bu salonda konser vermiş olan, Maurice Chevalier’in, Jacqueline François’in, Barış Manço’nun, Moğollar’ın melodileriyle kurulan hayaller, alkışlar ya da sevgiliyi ilk öpüşte mi taşınacak? Seyrettiğimiz onca filmde, içimizdeki aşklar, sevdiğimiz oyuncuların bakışları, duyduğumuz ilk replik de hissettiğimiz isyanda mı taşınacak?

Yıkılan Emek Sineması’ nın duvarları değil, en masum, en saf yıllarımızın anıları.