Doğadaki Son Çocuklar Ubuntu Dedi

Geziye damgasını vuran mizah, Nasreddin Hoca’nın torunları olduğumuzu hepimize bir kez daha hatırlatırken, dijital Y’erlilerin teknolojiden çok iyi anlamalarının yanı sıra yürekli ve sanatçı olduklarını anladık.

Şems’in dediği gibi “Hayatta her şey olabilirsin; ancak mühim olan hayatın içinde ‘insan’ olabilmektir.” sözünü anımsadık.

ubuntu

“Gergefinde gülümseyen karanfil bir bütündü, biliyorduk.
Bir orman bir bütündü, bir deniz,
Bir leopar benekleriyle, bir balık kılçıklarıyla, iri gözleriyle, solungaçlarıyla
Bir sokak, bir alan, bir kent,
Bir oda lambasıyla, rafıyla, ipliğiyle bir iğne, dalıp çıkışıyla kumaş…
Ama biz dağınık kaldık.
Sevgimizle, sevgisizliğimizle.
Mutluluğumuzla, mutsuzluğumuzla.
Özlemlerimizle, yitikliğimizle…
Ve bir ağaçla başladı her şey.”

Edip Cansever, “Yüzme Havuzu” şiirinin bir bölümünde böyle diyordu ve sanki bir biçimde kitaplarda anlatılan “Hayat Ağacı”ndan söz ediyordu.

Şimdi, “Gezi” ile birlikte çok kısa bir süre önce bu topraklarda başlayan ‘’dönüşümü’’ izliyoruz hep birlikte. Tüm bunlar olurken, geçmişten günümüze baktığımızda, dönüşümün ilk ve en önemli noktası olarak bir anlamda Anadolu’nun yorganı olan “korku”yu görüyoruz karşımızda. Ve şimdi “dönüşüm”le birlikte Anadolu’nun yorganının “sevgi” olduğunu hissediyoruz. İnsanlar, kendi derinlerindeki, içlerindeki korkuyla yüzleşerek, cesaretlerinin bir kez daha farkına varıyor. Korkuyla yüzleşip, o duvar yavaş yavaş ve inançla yıkılınca, hayattaki en büyük, en birleştirici güç “sevgi” uyanıyor. O ki, halkımızı bir arada tutan yegâne maya…

“Gezi’de aslında ne oldu?”

Gezi eylemleri milyonlarca insanın içindeki doğa sevgisi ile birlikte duyguyu ve şuuru harekete geçirdi. Eylemlerin belki de en etkili biçimde ortaya koyduğu gerçek buydu: Bir halkın duygusu uyandı. Dönüşümün işaretlerine kulak verirsek görüyor ve biliyoruz ki artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.

Çünkü yine biliyoruz ki; bir şey değişir, her şey değişir.

[quote]Pek çoğumuz “Gezi”de çok şeyin farkına vardık. Kalbiyle bağlantısını kaybetmiş, yüreği mühürlü, şiddetli bir iletişim anlayışıyla çevrelendiğimizin, takım ruhunun, akran öğrenmesinin ne denli etkili bir öğrenme yöntemi olduğunun, gerçek özgürlüğe aklın dışına çıkarak varılacağının ve binlerce özgür gencimizin olduğunu anladık.[/quote]

Geziye damgasını vuran mizah, Nasreddin Hoca’nın torunları olduğumuzu hepimize bir kez daha hatırlatırken, dijital Y’erlilerin teknolojiden çok iyi anlamalarının yanı sıra yürekli ve sanatçı olduklarını anladık.

Şems’in dediği gibi “Hayatta her şey olabilirsin; ancak mühim olan hayatın içinde ‘insan’ olabilmektir.” sözünü anımsadık.

Ve bir kez daha, çoktandır içinde yaşadığımız, sanatın ve yüreğin hüküm sürdüğü bu çağda okulların “İnsan olma sanatı”na odaklanmalarının, yenilikçi dünya okullarının eğitim programlarını; algı yönetimi, itibar yönetimi ve kriz yönetimini de kapsayacak biçimde yeniden tasarlamalarının ne denli önemli olduğunu hatırladık. Deyim yerindeyse gökten yağmur yerine bilginin yağdığı bu çağda, okullarda öğrencilere bilgiye ulaşmadan öte, ulaşılan bilgiyi ayırt etme becerisi verilmesinin bir kez daha ayrımına vardık.

Yıllardır eğitimlerimde “Zamane çocuklarını yargılamayın, kategorize etmeyin, küçümsemeyin, sadece anlayın.” demekten hiç yorulmadım. “Dalga geçme, ders çalış.” diye büyütülen zamane çocuklarının “Gezi”de müthiş yaratıcı zekâlarıyla ortaya koydukları tepki hepimizi şaşırttı. Gerçek “dönüşüm”ün, ancak bakış açısının değişmesiyle mümkün olabileceğini gördük tüm gerçekliğiyle… Gençlerin değişen bakış açısıyla heyecanlandık, umutlandık. Zamane çocuklarının korkusuzlukları ve cesaretleri ile ezber bozmasını hayranlık ve şaşkınlıkla izledik. Bu nedenle “Gezi” sürecini “zamane çocukları”nı anlama gayretine girişilmiş olması yönünden önemsiyorum. Onların, ülkemizin dönüşümüne katkılarının büyük olacağını çok daha iyi biliyoruz artık.

“Elâlem ne der?”

Öte yandan insanların kendileriyle ya da başkalarıyla aralarında bir “köprü” kurmak yerine, itinayla ördükleri “Elâlem ne der?” duvarının yıkılmasına bir nebze de olsa katkı sağladığı için önemsiyorum “Gezi” ruhunu.

“Gezi”den nasibini alan bir diğer unsur da ülkemizin yazılı ve görsel medya araçları oldu. “Gezi” ruhu; bir oyuncunun değil, bir ülkenin “Tükenmişlik Sendromu” yaşadığını haber yapmaya cesareti olmayan medyanın da sonuydu. Bu noktada gözler sosyal medyaya çevrildi. Sosyal medya, “Gezi” olayları sırasında bağımsız haber alma özgürlüğünün sembolü oldu adeta.

“Hangi ajansta?”

Olayların yoğun biçimde yaşandığı günlerden birinde, otobüste yolculuk yaptığım sırada yanımdaki koltukta oturan 70 yaşlarındaki yol arkadaşım beyefendi, cep telefonuma baktığımı görünce sordu:
“Evladım ajansta ne yazıyor?”

Sorusuna, ben de soruyla karşılık verdim:
“Hangi ajansta?”

Ve işte eskilerin “radyoyu/televizyonu aç da haberleri dinleyelim/izleyelim” dediği günlerden nereye geldiğimizi anlatan o yanıt:
“Gençlerin cepten izlediği…”

Y Kuşağı: Ubuntu yaptık

Yazımı ve kısaca özetlemeye çalıştığım “Gezi” izlenimlerimi bir başka anekdotla tamamlamak istiyorum:

Afrika’da çalışan bir antropolog bir kabilenin çocuklarına, birlikte oynayacakları bir oyun önerdi ve onlara şunu söyledi:
‘’Ben karşıdaki ağacın altına bir sepet meyve koyacağım, siz de şuradaki çizgide sıralanacaksınız ve yarışın başlaması için benim işaretimi bekleyeceksiniz. Ağacın altına ilk hanginiz ulaşırsa, sepetteki ödülü o kazanacak, tüm meyveleri o yiyecek.’’

Antropolog çocukların başlama çizgisinde sıralanmalarının ardından “Başla” işaretini verdi. O anda bütün çocuklar elele tutuştular, elele koştular, ağacın altına hep birlikte vardılar ve sepetteki meyveleri birlikte yemeye başladılar. Antropolog şaşırmıştı. Onlara, neden böyle yaptıklarını sordu.

Çocuklar “Ubuntu yaptık.” dediler.

ubuntu yapmak


Antropolog, ubuntu sözcüğünü ilk kez duyuyordu. Ne anlama geldiğini sordu çocuklara.
Çocukların yanıtı şöyleydi:
“Birbirimizle yarışa girseydik, yarışı yalnızca birimiz kazanmış, beşimiz kaybetmiş olacaktık. Beş arkadaşımız mutsuz olduğunda yarışı kazanan bir kişinin ödül olarak meyveyi mutlulukla yemesi mümkün değildi. Bu yüzden ubuntu yaptık, yarışta hepimiz birinci olduk, ödülü hepimiz kazandık ve meyveleri hepimiz yedik.

[quote]Kısacası Ubuntu, “Hepimiz biriz. Ben, biz olduğumuz zaman ‘ben’im” demekti.[/quote]

Ubuntu, tam da yaşadığımız zamanı anlatıyor aslında. “Gezi” ruhunun bu anlayışta saklı olduğunu yüreğiyle yaşayanlar görecektir. İşte bu topraklarda, bu zamanlarda yaşanan ve “Gezi ruhu”nun aranan dış mihrakı kanımca budur.