Ruh rengarenktir: Bedenimiz ışıldayan renklerle bezenmiş

Şimdi sizinle bir parçanızı tanımanız için küçük bir test yapalım. Gözlerinizi kapatın ve evinizde çocuğunuzun odasına doğru ilerlediğinizi imgeleyin. Olmasa bile çocuğunuz varmış gibi hayal edin.

Ruh rengarenktir: Bedenimiz ışıldayan renklerle bezenmiş

Şimdi çocuğunuzun odasına girin ve çocuğunuzun elinde pastel boyalarla duvarları boyadığını görün. Onu gördüğünüz anda ne yaparsınız?

Pastel boyayla duvarları boyayan çocuğunuza hemen müdahale eder misiniz, ona bağırır ve hemen boyaları mı alırsınız, yoksa yavaşça yaklaşıp bu yanlış deyip, bir bezle duvarı eski haline mi getirmeye çalışırsınız? Veya çocuğu serbest mi bırakırsınız?


Eğer çocuğa müdahale ediyorsanız üzgünüm, siz de sistemin bir parçası haline gelmişsiniz demektir, hem de toplumun büyük çoğunluğu gibi. Aynı işlemi geçtiğimiz aylarda devlet babanın adamları da yaptı, içindeki çocukla barışık olan olgun kimselerin rengârenk boyadıkları merdivenleri yıkayıp, eski gri haline getirdiler. Peki neden bu renklere olan müdahale?

Onların yaptıklarıyla çocuğumuza yaptığımızın bir farkı yok esasında.

Elbette çocuğu sorumsuz yetiştirelim demiyoruz ama kendi odasında, kendi yaşam alanında en azından bir duvarda, rengârenk bir dünya yaratmanın ve boyamasının ne sakıncası olabilir ki, bunun kime zararı var? Niye daha çocukken hayal dünyasını ve özgürlüğünü elinden alıyoruz, bunun arkasında bize dikte ettirilen fikir ne? Neden devlet bizim gibi renklere tahammül edemiyor… Bu soruyu anlamak çok da zor değil bunun için iş dünyasının “gri” takım elbiseli adamlarına bakabilirsiniz.

İş dünyasında renkler yoktur, takım elbiselerin hepsi bir örnek, kadın-erkek herkes gri siyah beyaz elbiselerle gri binalar, gri dosyalar ve renksiz koyu tonlu ofislerde iş yaparlar. Kapitalizmin ve para kazanma hırsının, gereksiz “ciddiyetinin” rengidir gri. Renklerin olması genel kanıya göre “ortamı ciddiyetsizleştirir”.

Halbuki doğadan daha ciddi bir oluşum var mıdır, binlerce yıllık?

Doğanın rengi salt gri değildir, ormanlarıyla yeşil, denizleriyle mavi, toprağıyla kahverengi-kızıl, kumlarıyla sarıdır, çiçekleriyle mordan, kırmızıya varan envai çeşitlerdir. Kısacası hayvan bitki ve her şeyiyle rengârenktir doğa. Aynı insan ruhu gibi…


Ruh rengarenktir: Bedenimiz ışıldayan renklerle bezenmiş

Ruh dediğimiz şey rengarenktir

İnsan ruhunu tek bir renge hapsedemezsiniz, gri siyah beyaza sıkıştırmak insanların çeşitliliğini kabul etmek değil, onları “tek çeşit” haline getirme arzusundan kaynaklanır ama bu tek çeşitlilik aynı zaman kişiliklerin de yitip gitmesidir. Örneğin iş başvurusuna gelen 100 insan da griler içinde ki takım elbiseleriyle gelirler bunlardan biri mavi fular taksa iş verenin aklında 99 gri adam değil (zira hepsi aynıdır), o mavi fular takan adam kalır (Mavi fularlı adam gibi veya kırmızı elbiseli kız örneğindeki gibi). Çünkü o kişi sıradanlıktan çıkmış, giysisine “ruhunu” yansıtmıştır. Ruh rengarenktir öyleyse.

Farklı duygular, farklı yönler, farklı bakış açıları ve farklı düşünce şekilleriyle bizi biz yapan şeyler tek renk değil, farklı renklerin muhteşem bir uyumunu içerir. Çünkü ruh ışıldayan renkleriyle bezemiştir bedenimizi… Eğer ikinci görüş denilen durugörü ile bir insana bakabilirseniz, aurasının rengarenk salınım yaptığını, çakralarının yeni renkle parıl parıl ışıldadığını ve karşınızda muhteşem bir renkli ışıklardan enerji dansı olduğunu görürdünüz.

Ruh rengarenktir: Bedenimiz ışıldayan renklerle bezenmiş

Peki ne yapabiliriz, griler içine hapsetmeden nasıl ruhumuzun ışığını, renklerini dış dünyamıza yansıtabiliriz?

Tabi ki çocuklarımızdan başlayarak işe başlayabiliriz. Öncelikle çocuğunuzun farklılıklarından dolayı onu yargılamayın, matematiği kötüyse belki edebiyatı iyidir, her konuda tek düze ve iyi olmak zorunda olmadığını fark edin. Eğer bir şeyleri yapamıyorsa, bu sorunları olduğu için değil, başka bir şeyi muhakkak daha iyi yapabildiği içindir.

“Aslında herkes dahidir. Ama siz kalkıp bir balığı ağaca tırmanma yeteneğine göre yargılarsanız, tüm hayatını aptal olduğuna inanarak geçirecektir.” Albert Einstein

Bırakın çocuklarınız renklerin dünyasına girsin, ruhlarındaki bilgeliği ve enginliği renklerin dilleriyle aktarsınlar. Hatta izin verin ruhunuz odanızı renklendirsin, grilere hapsetmeyin, renklerle bezeyin odalarınızı. Tek renkle hapsetmeyin, ofisinizi renklendirin, en önemlisi zihninizi renklendirin yani çeşitliliği kabul edin, bir kuşun yüzemeyeceğini, bir balığın uçamayacağını bir zürafanın ağaca tırmanamayacağını kabul edin, herkesi kendi doğasında ve çeşitliliğinde kabullenip sevin.


İşte o zaman çeşitlilik aynı doğanın engin renkleri gibi, hayatımızı güzelleştirecek ve renklendirecektir. Daha da önemlisi bu felsefeyle büyümüş olan çocuklarımız, farklıları daha da farklılaştırmayacak hepsini bir çeşitlilik olarak görüp birliği yaratacaklardır. Empati ve geniş açılı bir bakış açısıyla, ruhlarının renklerini Dünya’larına yansıtmayı öğrenecekler ve adım adım ışıldıyan bir Dünya yaratacaklardır.

Dekorasyon terapisi: ‘Ruh haline etki eden renkler’