İnsan olmak bir sanat

İnsan olarak dünyaya gözlerimizi açıyoruz da ‘insan olmayı’ öğrenmeye geldiğimizin ne kadar farkındayız?

İnsan olmak bir sanat

Yaşamın içinde olup da dünyada yaşanan olaylara,  insanların birbirleriyle didişmelerine, haklılıkla ilgili kavgalarına, kaygılarına şaşırmamak ne mümkün!

İnsan kendisi dışında her şeye ilgili, oysa ki kaçırdığı ‘kendisi’ farkına varsa… Başarı, kabul görme, öne çıkma, kendini ispatlama gayretleri kişiyi sadece kendi dışına itiyor.

Yaşıyorsanız gerçek manada; şu dünyada neler yaptığınıza, neyi seçtiğinize, nasıl yaptığınıza, nasıl yaşadığınıza bakın. Böylelikle kendinize ve hayata karşı sorumluluğunuzun da bilincine varırsınız. Tüm bu var olma çabalarınız bir zaman sonra göreceksiniz sadece ‘çaba’ olarak kalacak. Ya da çabalaya çabalaya çabalıyor olursunuz. Bir bataklığın içinde çırpındıkça dibe batmak gibidir bu hal. Hele bir de negatiften beslenmek gibi batağa düştüyseniz… Kendi kendinizi kurutursunuz gün be gün. Ve çevrenizdeki herkes, yaşadığınız eşyalardan, bahçenizdeki çiçeklere kadar pek çok şey etkilenir sizden.

Bu yüzden yaşama; sevginizi, güzelliğinizi, tüm pozitif etkinizi borçlusunuz. İnsan olmak böyle bir şeydir. Yaşama güzellikler getirmeye, birlikte eğlenerek ‘puzzle’ın parçalarını bulurken keyif almaya, sevmeye, paylaşmaya, kendimiz olanı bulmaya geldik.

Yaşamı ustalıkla yaşayan insan zaman içinde O’nun ahlakıyla donanır, her deneyimi yaşamın hazzından kendine bir tat koymak için birer fırsattır. Doğduğu günden ölümüne kadar insan öğrencidir, öğrenirken, paylaşır, paylaşırken öğrenir, öğrenirken öğretir. İşi, hayata güzellikler getirmektir. Diğer her şey bunun için vesiledir. Kocaman ve eşsiz bir yürekle tümü kucaklar. Toplum için, insan için toplum bilincinin dışında; özden gelen bir bilinçle yaşamı kucaklar. Hayatın deneyimleri onu ustalaştırır. Yine de usta; ‘ben oldum, tamamım’ bilincinden çok uzaklarda adım adım yaşam merdivenlerini tırmanandır. Birlikte pek çok kişiyi, kitleleri yanında taşımaktan bir an olsun bezmeden, her adımın hazzını birlikte yaşamanın güzelliğiyle her ortamı aydınlatandır. Egosunu kendi gelişimi ve toplumun gelişimi için kullanandır. Yaşamı bir sanat eseri haline getirmektir onun bütün işi…

Yaşam nasıl sanat eseri olur diyebilirsiniz?

Tanrı’nın yarattıklarına bakın, her biri bir sanat eseri doğaya, insana, hayvana, uzaya, yıldızlara, aya, güneşe, göğe, yeryüzüne…

sevgi-hayvanlar-indigodergisi

Tanrı insanı mucize bir sistemle donatmış. Hayvanı, uzayı, yeryüzünü, kısaca kainatı. Tüm bu mucizeye bakıp bir an farkına varmalı insan. Mucize bir sistemle yaratılın, sonra Tanrı’nın yarattıklarıyla savaşın, kan dökün, öldürün, kin duyun, sevgisiz aşksız yaşayın, bedeninize, kendinize ihanet edin. Sonra da ‘ben yaşadım’ deyin. Hem de ne için yaşadığınızı, yaşama neden geldiğinizi bile sorgulamadan. Her insan biricik, tek ve bunca özel iken…

Niçin yaşıyorsunuz sorgulayın, her gün, her an, her deneyiminizde. Yaşadığınız her olayı sizin gelişiminiz için birer kurgu senaryo olarak düşünebilir misiniz? Hem de tüm zorluklar içindeyken bile. Ve bu senaryo benim dışımda mı planlanıyor diye düşünün.

Siz insan olarak etkisiz misiniz peki?

İnsanın özgür seçim hakkı var. Siz neyi seçiyorsunuz?

Çoğunuzun; ‘yaşam öyle kolay mı, bunca zorluk, bunca mücadele, yaşamda kalma savaşında biz bunları mı düşüneceğiz, ya da bütün bunları düşünecek hal mi kalıyor?’ Dediğinizi duyar gibiyim. Zaten tam da bu sözünü ettiğim;’ Yaşamı mağaralarda, tepede bir yerlerde inzivada yaşamak size en az deneyimi sunar. Yaşamın tam da içinde, tüm zorluklar içindeyken bile siz neyi seçiyorsunuz, nasıl yaşıyorsunuz bu çok önemli değil mi?

insan-ermiş-farkında insan-sanat-indigodergisi

Verin, ne olabilirse… Bazen bir parça ekmek, bir fazla kazak, bir tabak yemek, biraz olanak, bir bakış, bir tatlı gülüş size ne kaybettirir? Verin ki devinim başlasın, yaşamınızın yaşamlara bir nebze katkısı olsun. Siz ne verebiliyorsanız yaşam da size onu verir. Evren böyle çalışır. Dileyin, herhangi bir dilek… Dileğinizi evrene salıverin ve sonra isteyin. Sadece istemekle de kalmayın, niyet edin. Evren niyetle işler. Niyet ettiniz ve bekliyorsunuz. Beklemeyin, kalkın ayağa, harekete geçin, çalışın. Ve sonra teslim olun.

Teslimiyet; istemek, niyet, boşluk ve sonsuz güven, her şeyin en yüksek hayrına olduğuna imandır. Ve boşluktan niyetiniz size akis yapar. Hiçbir şey uzayda kaybolmaz. Her şey sahibini bulur. Sevgileriniz de. Sevgisizlikleriniz de…

Sevmekten korkuyor bazıları. Niye korkuyorsunuz sevmekten?

Sizi üzecek, aldatacak, alt edecek diye mi? Öyle olsa ne olur? Tüm bu korkularınız size korktuklarınızı da getirecektir. Evren böyle işliyor. ‘Ne ekerseniz, onu biçersiniz!’ boşuna söylememiş bu sizleri atalarımız; yaşadığı deneyimler sonrası birer vasiyet olarak bırakmış insana. Bizlere bırakılan bu mirasları kulaklarımıza sadece küpe etmekle kalmayıp, yaşama geçirelim. Gerçek sevgileri getirelim yaşama ve tohumlarını ekelim bu topraklara. Hoşgörü, ahlak, adalet, zerafet, letafet, güzel gönüllerin tohumlarını ekelim yaşama. Bir insana dokunabilmiş olsak bile.

Yalnız kalmaktan korkan insanlar tanıyorum. Yalnız kalamıyor. Mutlaka birileri olacak, yalnız kalmayacak. Yalnızlığın mucizevi iyileştiriciliğinin farkında değil. Tıpkı bedenimizin gece bizler uyurken şifalandığı gibi, yalnızlık da bize şifadır. İnsan yalnız kalmalı, durup düşünmeli. Vehim benlik ya da zihin değil sözünü ettiğim düşünme. Tefekkür hali… Ve sonra birden içinizden dua taşar. Kendiliğinden gelir. Siz düşünürsünüz, istersiniz ve cevap gelir. Yalnızken gelir en çok da. Bazen de birileri dokunur omzumuza, kişiliğimize, ruhumuza; insanlar bize hediyelerini böyle verir. Biz o an bilmeyiz, kapılmışızdır yaşamın akışına, farkına varmayız. Ta ki bir gün…

Gülümseyin her güne…

gulumsemek-indigodergisiSabah uyanın, asık suratla açmayın gözünüzü yaşama. Güneş size kararıyor mu sabah? Tüm ihtişamıyla orada görevinde. Siz niye olmayasınız? Gülümseyin. Şifadır bu. Yaşama gülümseyin, sabaha gülümseyin, eşinize, çocuğunuza, iş arkadaşınıza, dolmuş şöförüne, size sürekli kızıp duran patronunuza. Gülümseyin. Gülümsemenin iyileştirici, şifa veren etkisini yaşayın, yaşatın. Çok mu zor? Hiç de zor değil. Sizi üzen oğlunuza gülümseyin, ya da kapıştığınız eşinize gülümseyin. Bir süre sonra onun da size başka baktığını, gülümsemeye başladığını, dudaklarından gülümsemenin taştığını göreceksiniz. Çünkü siz bu şifayı yayansınız…

Birisi sizi kırdı, niçin kırıldığınıza bakın. Kırılıyorsanız birine, bu sizinle ilgilidir.

O, rolünü oynadı, siz bu oyunda ne öğrendiniz ona bakın. Takıldığınız şey, onun olumsuzlukları olmamalı, bu onun olumsuzlukları ve hiç biri sizinle ilgili değil. Onları çözmek ve anlayıp, öğrenmek, dönüştürmek onun işi. Siz kendinize verin ilginizi. Hangi noktanıza bastı ve siz kırıldınız? Sizin dönüştürmeniz gereken budur.

Birine öfke mi duyuyorsunuz? Size zarar mı vermek istiyor?

Sizin üzerinize düşen; öfke anınızda nefsinizi görmek. Bazen göremeyebiliyoruz ancak oyun böyle kurgulanıyor. Bu olayı size nefsinizi öğretecek bir deneyim olarak görün. Tabii ki gereken neyse yapın, uzaklaşın, gerekli mercilere başvurun, ancak ona aynı tepkiyle, kötülükle karşılık vermeyin. O zaman oyun tekrarlanır ve tekrar tekrar size farklı senaryolar üzerinden geri gelir. Ta ki siz bir gün nefsinizi görüp, terbiye edene kadar. O farkındalık noktası için yaşanmış olduğunu okuduğum çok sevdiğim bir hikaye var:

Hz Ali bir gün savaşta hasmını yere düşürür ve hasmının elindeki kılıç da yere düşmüştür, savunmasız kalır. Hasmı, üzerine doğru eğilen Hz. Ali’ye doğru tükürür. Bir an çok sinirlenen Hz. Ali; bir hamle yaparak kılıcını havaya kaldıracakken bir anda eli havada kalır. Ve bir anlık gafletten uyanarak kılıcını indirir. Çok şaşıran hasmı sorar; ‘Ya Ali tam da boynuma kılıcı vuracağın anda niye durdun boynuma kılıcını vurmadın?’ der.

Hz. Ali; Allah aşkı için savaşırken; eğer senin boynuna kılıcımı indirsem ve seni böyle öldürsem nefsime hizmet etmiş olacaktım.’ Diye cevap verir.  İşte böyle güzel bir hikayeden alınacak kısas; nefsinize mi yoksa Allah’ın yarattığı bir varlığa mı düşmanlık edeceksiniz, bunu sorun kendinize…

Dokunun yaşama. Güzellikle dokunun yaşamınızdaki her şeye. Farkındalıkla…

Bir ağaca sarılın bazen, bazen bir hayvanı okşayın, resmini çizin, bir çocukla oynayın. Masumiyetini görün. Siz de çocuktunuz, hatırlayın. Sevdiklerinize hediyeler alın, mutlu olun, mutlu edin kendinizi. Şımartın bazen de. Yüzünüze ufacık bir meyveden maskeler hazırlayın. Sürün yüzünüze, şımartın kendinizi, gidip aynaya bakıp eğlenin yine kendinizle. Aynadaki siz de sizinle eğlensin. Kendinizden uzaklaşmayın yeter ki. Resim yapın, günlük tutun, hiç kimse okumayacak olsa da bir öykü yazın, müzik dinleyin, dans edin. Televizyon tuzağından sakının kendinizi. Çok beğendiğiniz bir programı izlemenin zevkine varın. Bazen de bir kitabın sayfaları arasında gezinin. Bir film izlerken kendinizi görün, kendiniz olmayanı veya… Yaşam böyle de yaşanabilir. Hem de her anı farkında ve uyanık.

Deniz kıyısına, bazen bir kıra, ormana, göl kenarına gidin…


Doğayla iç içe olun. Size sunulan güzellikler için şükredin. Şükredecek ne çok şeyiniz olduğunu düşünün. Bir tek kirpiğinizi bile oynatabildiğiniz için ne kadar şanslı olduğunuzun farkına varın. Engelli insanların yaşam azmini, sevincini düşünün. Yaşı ilerlemiş bir insanın içindeki yaşam arzusuna şahitlik edin. Sarılın affedin kendinizi ve sevdiklerinizi. Şifalansın sizinle birlikte tüm yaşam. Yüreğinizde açan güller olsun sadece. Sanki bugün son gününüzmüşçesine yaşayın ve donatın o günü…

Yaşamda yağmur ormanları, dik yamaçlar, ulu dağlar, denizler, okyanuslar, çağlayanlar var; bataklıklar, kurak topraklar, çöller de var. Evet tüm bu farklılıklar, yaşamın içinde var. Siz ne olmak, nasıl yaşamak istiyorsunuz, seçiminizi yapın.

İnsan olmak bir sanat! Bir sanat eseri düşünün, muhteşem. Siz de yaşamınızı bir sanat eseri haline getirebilme gücüne ve farkındalığına sahipsiniz. Bu gücü kullanın ve bu sanatı kendiniz için kullanın öncelikle…


Koşulsuzca Sevebilmek