Şehrinizi Öpeyim Ben Gidiyorum

‘Doğduğumuz andan ölene kadar hayatımız sürekli bir yolculuktur. Manzara değişir, insanlar değişir, ihtiyaçlar değişir ama tren hep ileri gider. Hayat bir trendir, tren istasyonu değil.’ – Paulo Coelho

sehrinizi...

Şehrinizi Öpeyim Ben Gidiyorum

Henüz 25 yaşındayım ve yaşadığım şehri 5 kere değiştirdim. Şu an elimde maddi manevi imkanlar olsa, bir saniye düşünmez yine değiştiririm. Havasını soluduğum şehirlerde hep bir şey eksik çünkü. Tatlarında hep bir kusur var. Hayal ediyorum bazen; mutfağa gidip 81 vilayeti harmanlasam, aşüre kıvamına getirene dek karıştırsam; bahçeli Amerikan evlerinden ithal etsem birkaç tane, araba geçmeyen caddeler, insan geçmeyen kaldırımlar yapsam; sonra nadasa bıraksam karışımı; üzerine sevdiklerimi ve beni sevmekte ısrarlı olan herkesi serpsem; bolca hayvan da olsa baharat tadında, ne harika olurdu.

Ama olmuyor. Birini seçmek zorundayım ve 81 vilayetin her biri birbirinden beter.

Mersin’de 5 yılım geçti, kışı özledim; Ankara’da 3 yılım geçti, yazı özledim. Denizli’de, Eskişehir’de karmakarışık yıllarım, ergenliğim geçti, yalnızlığı özledim. Şimdi Konya’ya taşındım, ailemi özledim.

Türklerin arasında azınlık olmayı, Kürtlerin arasında çoğunluk olmayı özledim.

Sevgilimin yanında bekarlığı; parklarda yapayalnız yürürken ya da düz duvara tırmanırken sevgilimi özledim.

Müzik dinlerken sessizliği, sessizlikte müzik dinlemeyi özledim.

Hep bir şeyleri özledim ben. En çok da ölümün nasıl bir yolculuk olduğunu bilmeyi özledim. Sanki ana rahmine düşmeden saniyeler önce biliyormuşum da kıçıma yediğim ilk şaplakla unutmuşum gibi.

Anladım ki hepsi bir arada imkansız. Bırakın usta bir aşçı olmayı, tanrı olsanız bile mümkün değil.

Çünkü insanların özgür iradelerine tanrı bile müdahale edemez.

Sevdiğiniz kadını resmi nikahla yanınıza alabilirsiniz ama beraber büyüdüğünüz memur kardeşlerinizi mahallenize atayamazsınız. Haydi diyelim özgür iradelerine sızdınız, KPSS’ye hükmedemezsiniz.

Sizin varoluş nedeniniz olan ebeveynlerinizle bile aynı muhitte yaşayabilmek, çoğu zaman ekmek değil, ballı bademdir.

yolculukkkkSizi koşulsuz seven insanlar, sanki ant içmişler gibi, asla bir araya gelmezler. Hafızanızı zorlayın, sevdiklerinizin tam kadro yanınızda bulunduğu bir anınız yoktur. Bazıları mütemadiyen devamsızlık hakkını kullanmıştır. Bazılarınınsa birbirlerini tanıdıkları bile meçhuldür.

Sevdiğiniz mevsimler, meslekler, evler, parklar, kafeler, manzaralar, kültürel yapıtlar aynı çerçeveye girmemek için ellerinden geleni yaparlar. Yaşadığınız şehir asla hayalinizdeki gibi değildir; eksik bir yapbozdan, yamalı bir bohçadan, delik deşik kaldırımlardan hallicedir. Trafiksiz İstanbul’un, eğlenceli Çankırı’nın, gece hayatı olan Konya’nın, dindar İzmir’in, komünist Ankara’nın, milliyetçi Tunceli’nin, antimilitarist Hakkari’nin ya da hümanist Kobani’nin hayalini kurarsınız mesela.

Hayalden öteye gidemez hiçbiri.

Ve çoğu zaman, korkunç bir yola çıkma arzusu duyar; bu arzunuzu tatmin edemedikçe öfkelenir; aşina olduğunuz tüm çerçevelerden, sevdiğiniz insanlar da dahil, nefret etmeye başlarsınız.

Kimselere haber vermeden bilinmeyene doğru yola çıkma arzunuzun nedeni tam olarak budur. ‘Şehrinizi öpeyim, ben gidiyorum’ diye haykırmak istemenizin çıkış noktası budur.

Hepsinden mütevellit, ben bu fotoğrafı çok severim. Arabam yok; kullanmayı dahi bilmem ama yine de severim.

Muhtemelen hiçbir zaman telefonumu kapatıp, bilinmeyene doğru yola çıkamayacağım ama yine de severim.

Dünyanın en pahalı benzini bizdedir, yine de severim.

Ben yaşadığım şehirleri değil, yolculukları severim. Çünkü şehirler hayallerimi öldürür, yolculuklar ise yeni hayaller doğurur bana. İyi yolculuklar dilerim ama, sadece yolculuktan feyz alanlara.