Türkiye gerçekleri ışığında eğitim sistemine bakış

Ülkemizde eğitim sistemini değerlendirmeye çalışmak, puslu bir yolda çevremizde gördüklerimizi anlatmaya çalışmaya benzer. Geniş zaman kullanıyorum. Çünkü ben kendimi bildim bileli en çok değişimin ve belirsizliğin olduğu konu eğitim. Yalnız bu değişimin dozu son dönemde o kadar arttı ki Türk Milli Eğitim Sistemi son 14 yılda gördüğü değişimi ancak Cumhuriyet döneminde görmüştür. O da rejim değişikliği ile birlikte.

Türkiye gerçekleri ışığında eğitim sistemine bakış

“Bir konuda değişim gerçekleştirmeden önce değişecek durumun aksayan yönleri tespit edilir. Sonra bu aksayan yönler ne tür bir değişimle çözülebilir? Yapılacak değişim ne tür sonuçlar doğurur? Avantajları ve dezavantajları ne olur?” gibi sorulara akıllarda çözüm aranırken, değişimin uygulanabilirliğinin de test edilmesi gerekir. Çünkü teori ile pratik her zaman örtüşmeyebilir. Hele söz konusu eğitimse…

Peki, bizde son yıllarda eğitim alanında yapılan değişimlerin mantığı nedir? “Hele bir yola çıkalım da gerisini yolda düşünürüz” mantığıyla yola çıkılır. Ve yolda çıkan aksaklıklar, aracı yürüyemez hale getirir. Sonra hep birlikte inip aracı iteriz. Yolun kenarına çekeriz. Alelacele yeni değişimler üretiriz. Ama yolun ortasında olduğumuz için yeni değişimlerin uygulanabilirliği yine yola çıkınca sınanacaktır. Aksaya tıksaya çıkılan yolda ilerlemeye çalışırız. Tabi ki Allah’a emanet…

Eğitim sisteminde değişim söz konusu ise bu değişim milyonlarca öğrenciyi ve öğretmeni ve tabi ki velileri, dahası ülkemizin geleceğini etkiler. O zaman atılacak her adım defalarca düşünülerek atılmalı. “Ben yaptım oldu” sorumsuzluğu ülkemizi adım adım geri götürür. Götürüyor. Götürecek…

Gelin; öğrencisi, öğretmeni, velisi ile eğitim sistemi bizi nasıl etkiliyor aklımız yettiğince değerlendirelim.

Sürekli değişen sınav sistemleri

Liselere ve üniversitelere giriş sınavları ve memurluk sınavları başta olmak üzere, sürekli değişen sınav sistemleri öğrencilerimizin, öğretmenlerimizin ve velilerimizin başını döndürüyor. Bu belirsizliğin içinde ne sınava hazırlanırken ne de tercih döneminde aklıselim yöntemler geliştirilemiyor. Kaygan bir zemin üzerinde dengede kalmaya çalışan öğrenciler asıl yürüyecekleri yola motive olamıyor.

Seçmeli olmayan seçmeli ders çelişkisi

Ortaokul ve liselerde zorunlu derslerin yanı sıra seçmeli ders alma zorunluluğu var. 20-30 tane seçmeli ders arasında okuma becerileri, astronomi ve uzay bilimleri, zeka oyunları gibi isim olarak günümüz çocuklarına hitap eden dersler var. Fakat ne bu dersleri verecek donanımlı öğretmen yetiştirilebiliyor ne de derslere uyumlu kitaplar basılıyor. Böylece adı öğrenciyi heyecanlandıran ders, içerik olarak tatmin etmiyor.

Seçmeli ders listesini heyecanla dolduran çocuklar, seçtikleri listenin içinde olmayan birçok dersi ya “çoğunluk oluşturulamadı” gerekçesiyle ya da öğretmen olmadığı gerekçesiyle mecburen, seçmedikleri halde okumak zorunda kalıyorlar. Bu durum öğretmenlerin sırtına da kambur oluşturuyor. Nasıl mı? “Astronomi ve Uzay bilimleri” dersinin bir öğretmeni yok. Milli Eğitimin böyle bir kadrosu yok. Bu yük kime kalıyor Fizik dersi öğretmenlerine. Kitap yok. Müfredat yok. “Sen bu dersi öğreteceksin” diyorlar. Önce öğretmen öğrenecek, sonra öğrencisine öğretecek. Seçmeli ders hangi branşa yakınsa ihale o branşın öğretmenine kalıyor. Ayrıca zaten tartışma konusu olan zorunlu din dersi yanı sıra “Hz. Muhammed’in Hayatı”, “Temel Dini Bilgiler”, “Kuran-ı Kerim” adı altında adı seçmeli zoraki dersleri dayatarak, din eğitimi adına kaş yapayım derken göz çıkartıyorlar.

Özel okullara teşvikle gelen adaletsizlik

Dershanelerin kapatılmasının ardından, özel okullara devlet desteği ile teşvik programı uygulanmaya başlandı. Ama yine “Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu?” dedirtecek hesapsız, dengeleri altüst eden, adaletsiz bir düzene çanak tutulmasına vesile olundu maalesef. Dershanelerin kaldırılmasında amaç, devlet okullarındaki eğitimin yeterli seviyede olacağına vatandaşı ikna etmek değil miydi? Böyle bir hamlenin ardından çocuğunu özel okula göndermek isteyen ailelere maddi destek vermek de neyin nesi? Bireysel çıkarlara harcanan bu paraları, devlet okullarında daha kaliteli eğitim vermek için, ulusal çıkarlar uğruna harcamak değil midir devlete yakışan? Atılan adımlarda halis niyet aramak gelmiyor artık benim içimden. Neresinden tutsak bir kesimin çıkarına çarpıyor elimiz kolumuz.

İrili ufaklı türeyen para kazanma eksenli özel okullar, devlet okullarından sürekli öğrenci transfer ederek eğitimimizi kan kaybına uğratıyor.  Sınav sisteminin değişeceği ve okul puanlarının çok daha fazla önem arz edeceği söylentisi, bolca performans notu dağıtan özel okullara yönelimi artırdı. Dershanelerin kaldırılmasıyla telaşa düşen veliler de bu belirsizlikte başka bir alternatif göremiyor ve varını yoğunu özel okullara yatırıyor. Bu durum da kocaman bir adaletsizlik yumağı oluşturup devlet okuluna giden çocuklarımızın yüzüne çarpıyor.

Bunlar bir veli olarak eğitimle ilgili aklıma gelen onlarca konu başlığından sadece birkaç tanesi. Dilim döndüğünce, aklım yettiğince paylaşmaya çalıştım. Sürçü lisan ettiysek affola. Üstlendiği sorumluluğun farkında, canla başla  çalışan eğitimcilerimizi tüm eleştirilerden tenzih ediyorum. Mesele sistem meselesi azizim.

Son söz; gönül, Köy Enstitülerini kuran, ileri görüşlü eğitim sistemini, bu zihniyetin yetiştirdiği idealist, kaliteli, vefakar öğretmenleri ve onların eseri olan nesilleri arıyor, özlüyor ve her şeye rağmen umut ediyor.

İlgili yazılar

Ergenlik dönemi eğitimcilerin desteğiyle kolaylaşabilir

Eğitim: Dahi Çocuk Yetiştirme Programı

Köy Enstitüleri’nin Kapatılması Türkiye Eğitim Sistemini Nasıl Etkiledi?