Eşzamanlılık nedir? Nasıl yaşanır?

Eşzamanlılık, kişilerin istek ve arzularının aynı anda gerçekleşmesi ve birleşmesi diye de ifade edilebilir. Örneğin İki ayrı olayın birbirleriyle bağlantılı bir biçimde aynı anda gerçekleşmesi olarak yaşanır ve yaşanan rastlantısal oluşumlar değildir.

Eşzamanlılık nedir? Nasıl yaşanır?

Eşzamanlılık faktörü

Yaşamımız bir dizi deneyimle geçmekte ve her birimiz kendimizi deneyimlemekteyiz. Kimi zaman bu deneyimlerle kendimiz arasında bir bağ oluşturabilirken kimi zaman da yaşadıklarımızın niye başımıza geldiği sorusunu sorar dururuz. Çoğumuz da sorunun cevabını dışarıda ararız. Bizden bağımsız ve bizim kontrolümüz altında olmayan bir şeyler olmakta ve biz olan’a müdahale edememekteyiz.  Şüphesiz olan olmuştur ve bizim artık olan’a müdahale etmemiz söz konusu değildir.  Ancak eğer hepimiz kendimizden ve yaşamımızdan sorumluysak bu bir anlamda yaşam deneyimlerimizden de sorumluyuz anlamına gelmektedir. Yani olan her neyse benimle bir ilişkisi var demektir.

Bizler, her birimiz tamamlanmak ve bütünlenmek üzere yaşamımızda bir dizi deneyime çekiliriz. Yaşadıklarımız ister maddi olsun isterse manevi hepsi bizim arzu ve isteklerimizden oluşmaktadır. Bir anlamda biz ne istersek o olmaktadır. Biz düşüncelerimizle oluşturduğumuz her şeyiz. Bunun bazen farkında oluruz ve bunu mucize olarak adlandırırız bazen de farkında olmadan yaşar geçeriz.  Yaşam deneyimlerimiz arzu ve isteklerimizin bir bileşkesidir.  Bilinçli veya bilinçsiz istek ve taleplerimizi bir şekilde dile getiririz. Gidilecek yer ihtiyaçsızlık noktası olmakla beraber gerçekte öz değerimizin bu olduğunun farkında olmadığımız için olanların kendimizle ilişkisini bir türlü kuramayız.

Deneyimler kimi zaman acı verir kimi zaman mutluluk yaşatır. Acıyı deneyimlediğimizde bunun da bizim ihtiyacımız olduğunu ve ruhumuzun tekamülü için acıya da ihtiyacımız olduğunu bilinçli olarak asla bilmeyiz. Kabul de etmeyiz. Öyle ya insan neden acıyı deneyimlemek istesin ki? Yaşadığımız mutluluk anları ise bizi ya özel yapar ya da şanslı. Mutluluk doğal hakkımızken bize verilmiş bir anlık nimet olarak algılar ve onu kaybetmemek adına çırpınır dururuz. Özetle dualitik, ikilikçi düşünce algısı içindeyken yaşadığımız deneyimlerin bizimle ilişkisini kuramayız. Dış dünyada tezahür edenlerin bizim iç dünyamızın talep ve ihtiyaçları olduğunun farkında bile olamayız. Bu durum bizi yaşamla mücadele etmeye, yaşama karşı direnmeye, kabulsüzlüklere ve kendimizle çatışma yaşamaya zorlar.

Oysaki bizler enerji varlıklarıyız ve düşüncelerimizde enerjilerden oluşmakta. Enerjinin manyetik bir alanı vardır ve bu alan çekim yasasına tabidir. Düşüncelerimiz, arzu ve isteklerimiz birer enerji olarak ifade bulduğunda bir de çekim alanı oluşturmakta ve yaşadığımız deneyimler çekim yasası gereği ihtiyaçlarımıza karşılık olarak oluşmakta. Evrende her şey içeriksiz olarak var olmakta. Ne düşündüğümüz ve ne istediğimizle ve onların gerçekleşmesiyle ilgili bir karar mekanizması bulunmamakta ve her şey otomatik olarak gerçekleşmekte. Yani bizim dışımızda bizim için oluşturulan bir sistem yok. Sistemi bizler düşünce istek ve arzularımızla kendimiz oluşturmaktayız.  Durum böyle ise ne düşündüğümüz ve ne istediğimiz çok önem kazanıyor. Her şey içeriksiz gerçekleşiyorsa, o halde acı deneyimi ile alakalı korku ve endişe duygularını içimizde barındırmamız ve onları ifade etmemiz bir anlamda onlarla ilgili bir deneyimi yaşayacağımız anlamına gelmektedir. Halk arasında kullanılan “Korktuğumuz başımıza gelir ”  gibi deyimler de bu durumu desteklemektedir. Bir anlamda biz düşüncelerimizle dünyayı oluşturmaktayız.

Bu bakış açısıyla baktığımızda başımıza gelen olayların aslında sorumlusunun kendimiz olduğu gerçeği apaçık ortadadır. Yani ne düşünüyorsak, ne hissediyorsak o bizim ihtiyaç ve arzularımız olmakta ve biz onları talep ettiğimiz müddetçe de gerçek olmaktadır. Deneyimimizin iyisi ya da kötüsü yoktur. Evrende her şey içeriksiz çalışmaktaysa oluşumda iyi ya da kötü, güzel ya da çirkin, acı veya mutluluk kavramları kavram olarak bir şey ifade etmemektedir. Ne düşünürsek, ne arzu edersek o gerçekleşmektedir.

Bazen halk arasında  “çok istediğim halde olmuyor” söylemlerini duyarız. Bunun temel nedeni istek ve arzularımızın yer, zaman ve bilinç düzleminde bir araya gelememesinden kaynaklanmaktadır ki biz bunu ” eş zamanlılık ” olarak ifade edebiliriz. Diğer bir deyişle eşzamanlılık kişilerin istek ve arzularının aynı anda gerçekleşmesi ve birleşmesi diye de ifade edebiliriz. Örneğin ben arabama park yeri arayışındayken park alanına geldiğimde aynı anda bir aracın çıkması gibi. Aynı anda hem benim hem de onun isteği gerçekleşmiş olmaktadır. Ben park etmeyi hedeflerken o da parktan ayrılmayı hedeflemiştir mekanda İşte bu bir eşzamanlılık olup rastlantısal oluşumlar değildir. İsteklerimizin içinde var olacak diğer insanların da isteklerinin aynı zaman denk gelmesi demektir.  Bizler evrende hep bir arada ve bütün olarak yaşamaktayız. Her birimizin bir diğeriyle görünen ya da görünmeyen bağları mevcuttur. Evrendeki denge yasası gereği her birimizin ihtiyaçları, arzu ve istekleri bir diğerininki kadar önemlidir ve her biri gerçekleşmek üzere potansiyel olarak beklemektedir. İsteklerimizin içinde ilişkide olacağımız diğer insanların da isteklerinin aynı zamana denk gelmesi gerekir ki denge korunabilsin. İşte bu istek ve arzuların birbirimizle bağlantılı olarak gerçekleşmesi için her bir kişinin kendi hizmetine karşılık gelecek yer, zaman ve bilinç düzleminde buluşması demektir. Eğer bu süreç tamamlanmamışsa isteklerimiz gerçekleşmez. Bir de arzularımızın gerçekleşme sürecinde inançlarımız devrededir. İsteklerimizin gerçekleşme süresinde olacağına dair inancımızı kaybedersek te olma potansiyelini yitirmiş oluruz.