Evet biz hainiz ben de bir at sineğiyim!

“Ben Tanrı tarafından bu devlete gönderilmiş bir at sineğiyim. Ve bu devlet, koca cüssesi nedeniyle yavaş hareket edebilen ve canlanması gereken bir attır. Ben de Tanrı’nın bu devlete musallat ettiği bir at sineği gibi bütün gün boyunca her yerde sizi uyandırıyorum, hareketlendiriyorum, azarlıyorum ve ikna ediyorum. Ve eğer Tanrı sizi düşünerek bir at sineği daha göndermezse, hayatınızın geri kalanını uyuyarak geçirirsiniz.” (Sokrates’in Savunması, Platon)

Yaptığınız tüm kötülüklere karşı çıktığımız, sesimizi çıkardığımız için'hain' kabul edileceksek, evet o halde biz hainiz!..

Ölümünün üzerinden asırlar geçti. Onu idam ettiren Melitos ve Anytos’tu. Ama tarih Sokrates‘i yazmıştı. Tarih asla güçlüyü değil, iyileri yazar bunu unutmamak gerek! Sokrates mahkeme karşısında yaptığı savunmayla yıllar yılı konuşuldu. Feyiz alındı ve o zamandan bu zamana kök saldı. O merak ettiklerine bir cevap aradı. Sordu, sorguladı; insanı, yaşamı, devletini. Ve onun gibi her devirde  rastlanılmayacak  aydınlar  gelmesine  rağmen, tarih tekerrür etti yobaz nesiller, bozuk mahkemeler tarafından. Onlarının canlarını aldık, katlettik, dışladık. Ama fikirlerine kurşun işlemedi ve onlar halen bile dimağlarımızda, kalplerimizde yaşamaya devam ediyor.

Bu tekerrürden nasibini alan toplumumuz, yakın zamanda geçirilmese de biline ki; torunlarımız ülkede dolaşan şaklabanların hayrete düşüren riyakarlıklarını tarihe geçirecektir. Ortada bariz olan, ismi lazım değil hebennekaların ve temsilcilerin gündemden de geçmişten de ne idüğü belirli olduklarının çoktandır farkındayız.

Ve farkında olunmasına rağmen görmedim, duymadım, bilmiyorumlara devam edip suçlarına da çirkin işlerine de ortağız. Tarih bizi de unutmayacaktır bu da biline!

Asırlar öncesinden bir zat ki; 70 yaşında olmasına rağmen bu adamın sergilediği duruşu sergileyemiyorsak; Doğruyu ve iyiliği savunamıyorsak gelecekte torunlarımız tarafından asırlarca unutamayacakları, bizlerin de geriye baktığımızda bu durum karşısında utanacağımız bir miras bırakmış olacağız kendilerine. “Ne olursa olsun doğruyu savunan, ne pahasına olursa olsun erdemli olmanın çizgisinden ayrılmayan ve bir şey bildiğini sananların bilgisizliklerini daima yüzlerine çarpacağız. Küçük adımlarla büyük şeyler başaran insanlar olacağız!” demek isterdim…

Fakat bu, ister size samimi gelsin isterse gelmesin. Bir şeyleri değiştireceğimize inanıyorsak, küçük şeylerle büyük kitlesel dönüşümler elde etmek istiyorsak, kendi kütlemizi de unutmamak gerek.

Sokrates şu an yaşasaydı yine idam edilir. Nazım yine hapiste olup vatan haini sayılır, Sabahattin Ali yine katledilir, Aziz Nesin tekrardan yakılmaya teşebbüs edilirdi. Bu insanlara ve halen günümüzde sayısız haksızlıklara maruz kalan ve bunları onlara reva görenler kadar biz de suçluyuz. Tarihin yazdığı ama bizim unutup, bilgeliklerinden birer feyz alamadığımız bu insanları ve bırakmış oldukları mirasları unutmayalım. Destanımızda yalnız onların ve ışık tuttuklarının maceraları olacak. Asırda onlar yendi onlar yenildi. ‘Çok sözler edildi onlara dair. Ve onlar için, zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyleri yoktur denildi.’ Ve onlar da zincirleri bir bir yok etti!

Biz hainiz! Neden mi?

Yobaz sürünüze katılmadığımız için, koyunlarınız olmadığımız ve farklı düşündüğümüz, gerektiğinde karşı çıktığımız, yalan yandaş haberlerinize kanmadığımız, çaldıklarınızı ifşa ettiğimiz, dini kullanıp bunu lanetlediğimiz, tereyağından kıl çeker gibi can aldığınız için. Çocukları katlettiğiniz, masum bedenlerini istismar edip olayın üstünü kapattığınız, din kisvesi altında düşünmeyen bir toplum ürettiğiniz, sizlere karşı çıktığımız için; hain kabul edileceksek evet o zaman biz hainiz.


Ve üzülerek belirtiyorum tüm yaptıklarınızla haklısınız. Bizi öldürmeye de sömürmeye de hakkınız var. Çünkü o hakkı size biz tanıdık. Üstüne üstlük buna rağmen yerimizde sayıyoruz. Ellerimizde telefonlarımız, tabletlerimiz, içi boş kafalarımız bir öyle bir böyle vicdanlarımızla dünyayı değiştirmenin peşindeyiz. Sizleri nasıl utandıracağımızı bile bilmezken, henüz bizler karanlık içerisindeyken sizleri adam etmenin ve devrimden bahsetmenin cehaleti içerisindeyiz. İçimizde en iyi problemi çözeni doktor yaptık, içinde insan sevgisi var mı diye bakmadık. Kalbinde adalet duygusu var mı diye sormadık en iyi ezber yapan avukatlara. Ve egolarımız dimağlarımızın ödeyemeyeceği çekler yazdı bundan dolayı. Okumayıp fikir üretiyoruz. Çalışmayıp başarı bekliyoruz. Farklı düşünenleri toplumdan dışlıyoruz. Irkına göre ölen insanları sahiplenip,üzülüyor. ‘Ötekilerin’ bedenlerini, ruhlarını ezilmeye ezdirmeye terk ediyoruz. Ölümlerine seviniyoruz, ölüme seviniyoruz! Vicdanımız yalnızca gündeme düşen ölüm haberleri olduğunda sızlıyor ve iki tweet atıp rahatlıyor.

Sorun arkadaşlar, sormaktan çekinmeyin. Sorgulamaktan korkmayın dininizi, devletinizi, ailenizi ve kendinizi.

Savunun dostlar iyiliği, erdemi savunun. Hak yemeyin yedirtmeyin bir kere. Bir umut olacaksa, dünya yeni bir atılım kazanacaksa; sizler her duygunuza bir biçim her düşünüze birer gerçeklik kazandırdığınızda gerçekleşecektir bu. Ne duyumsayacağınıza ne düşüneceğinizi bir muhasebe edin. ‘Yalnızca kutsal şeyler dokunmaya değerdir.’ O zaman önce kendi kalbinize dokunun.

Bizler devrim istiyorsak çarpık düzene, çarpık zeka sahibi güçlere önce o devrimi kendi içimizde kendimiz başlatmalıyız.

Güç sahiplerinin bulaşıcı hastalıklarından kendimizi korumalıyız ve eğer onlara göre ‘ vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan’ biz hainiz kabul ediyoruz. Unutmasınlar; yaptıklarını bir kefene koysunlar önce; bizden aldıkları, çaldıkları var. Göz ardı edilen haklarımız ve bizden sakladıkları var. Birileri hainliğe devam ediyor hala!


Bu yazının bir yüreği bir amacı var; benim de öyle

İnsan oğluyuz Ağaoğlu değil…