İşte benim gerçekliğimin kelimeleri

Kelimeler kendi ruhlarına kavuşuyor ve bana minnettarlıkla, sevgiyle ve saygıyla bakıyor. Hep kullandığım ışıklı kelimelere dönüşerek gözlerimin önünde şekillenen gerçekliğimin başı olan kelimelerime bakıyor, ne anlattıklarını okuyorum… Bu yıllarda tam bir şiddet hükmü yükselmiş, iyimser ve gülümseyen herkesi yakmaya başlamışlardı. Evde bir kahkaha bile atamaz hale gelmiş, dünyanın karamsar topraklarında tek bir sevinç fidanı yetişmez olmuştu.

iste-benim-gercekligimin-kelimeler

Tüm bu çaresizlik ve hüzün içinde doğmuş olmanın verdiği utançla, hayata pembe gözlüklerle bakmamaya çalışmak çok zor. Hayatın ışıksız ve soluk, kurumuş dallarından oluşan ormanlarında yaşayan perilerin sönük ışıklarını her gördüğümde, etrafta dolanıp yardım için haykıran elfleri her duyduğumda, acı ve sefaletin kanlı pençesinden kurtulup şöyle bir silkinmeye çalışan büyücüleri ve onların titrek büyülerini her gördüğümde dünyanın bu sefalet içerisinde bu hayal dünyasının nasıl farkına varmadığını anlıyorum. Dünyamdaki pembe çiçeklerden birini alıp karamsar dünyanın eskiden uçsuz bucaksız olan topraklarına, arazilerine, ormanlarına getirmeyi, dikmeyi deniyorum. Ama her aldığım çiçek hayatın gerçekleri ile benim gerçeklerim arasındaki kalın duvarı yıkamadan soluyor.

Kendi gerçeklerimi seçerek dünyadan kopalı çok uzun zaman oluyor, öyle ki doğduğumdan beridir elflerin ve perilerin ormanlarında bir ağacım olduğunu hissediyorum sanki. Ejderhaların kanatları arasından uçup giderken, deniz yaratıklarıyla beraber denizlere dalarken, oturduğum yerden bambaşka dünyaların çiçeklerini koklarken, önümde duran ve solan dünyayı göremediğime yanıyorum. Kelimeler sadece kendi gerçeklerimde kalıyor, kalın duvarı yıkacak olan o cümleyi söylememe izin vermiyorlar. Dünyanın en büyük dağından atıyorum kendimi aşağıya sanki sonunda ve başında ne olduğunu bilmiyor, kimseye anlatamayacağım o hissi tatmak için hem can atıyor, hem de korkuyorum. Ne zalim bir ikilem!

Dünyanın gerçeklerini yöneten ölüm, beni esir almak için sanki can atıyor. Toprakları kurutup kan akıtırken gözlerimizden, benim ruhumdaki mutluluk diyarına ulaşmaya çabalıyor, karanlık gölgelerin arasından uzattığı kollarıyla beni yakalamak için her geçen yıl daha uzun bir adım atıyor. Kendi merak dünyamdan körelmiş, sağırlaşmış, dilsizleşmiş, sakatlanmış dünyaya geçmemi, ona itaat etmemi, artık soldurduğu hayal gücümün gerisindeki karanlık yerleri berraklığa vurup onun için ölüm yaratmamı istiyor.

Defterlerimdeki yazıları okumam engellenmişti. Onların örümcek ağlarından örülmüş iğrenç hapishanelerinden birinde soğuk yere oturmuş, parmaklıklı pencereden dışarı bakıyorum. Dışarıdan parlayan yeşilimsi sarı güneş neredeyse etrafı hiç aydınlatmadığından önümü körcesine görüyor, bana duyamadığım kelimeler bağıran perinin artık sönmüş ışığını yakalamaya çalışıyorum.

Gerçeklerimin savaştığı gerçekler, her geçen saniyede anlam kazanıyor, hissedebiliyorum, bir çocuk doğdu, bir gerçeğim gitti. Ejderhalarına binmiş savaşan mızraklı kahramanlarım bana acıyla bakıyor, bizi hayata geçir diye kükrüyordu. Sarı bukleler halindeki saçlarını savurup gözlerini sadece onu görecek şekilde körleştiren arkadaşım, bana bakıyordu. Yazmamı haykırıyor, kelimeleri bulmamı söylüyordu. Acı dolu haykırışları arasından kendi haykırışlarımı duymamaya çalışarak, yere yatıyorum. Gözlerim, benliğim, düşüncelerim, nefesim, kalbim, damarlarım… Varolan her şeyim kapanmış bir şekilde, tek tutabildiğim şey olan ruhumun uzaklaştırmamak için tutmaya çalıştığı, kaçan kelimelerin kontrolünü almaya çalıştığımın acıyla farkına vardığım zamandan ne kadar uzak olduğumu hissederek, kontrolü bırakmaya çalışıyor, ruhuma bırakmasını söylüyorum. Beni dinlemesi gerektiğini, ne kadar anlam dışı olsa da emirlerime uyması gerektiğini hisseden ruhum, kendi gözlerimle bana bakarak başını sallıyor, benim sahip olduğum eli açarak kelimeleri bırakıyor. Kelimeler kendi ruhlarına kavuşuyor ve bana minnettarlıkla, sevgiyle ve saygıyla bakıyor. Hep kullandığım ışıklı kelimelere dönüşerek gözlerimin önünde şekillenen gerçekliğimin başı olan kelimelerime bakıyor, ne anlattıklarını okuyorum…

Yeni bir dünyanın, yeni bir ruhun yaşadığı kapının anahtar deliğinden tuhaf bir korkuyla, endişeyle bakarak diğer ruhun bana dönmesini diliyor, sonunda ölümü yenerek dünyanın hükmünü, gücünü, zaten varlığın özü olan mutluluğa teslim etmek için bir güç vermesini uman şeyler mırıldanıyorum. Kelimelerin sıcacık kollarında, mutluluğun ve sevginin ışıl ışıl ve koruyucu gözetmenliğinde ruhun kapıyı araladığını memnuniyetle karışık bir mutlulukla görüyor, yeni dünyama adım atıyorum. Gerçeklerimin yarattığı kumsalları, rüzgarları, yağmurları, kahkahaları damarlarımda akan kandan nasıl eminsem o kadar büyük bir eminlikle kabul ediyorum.

Beni kapattıkları hücreden gülümseyerek pencereden dışarı bakmak için doğrulup ayağa kalktığımda güneşin sanki eğlenircesine tekrar renklendiğini görüyorum. Aslında gerçekten renklenmediğini biliyor, yine de pencereden sızdırabildiği kadar sızdırdığı sıcaklığıyla beni tekrardan ısıttığını hissediyorum.

Dünyadaki gerçekler değişiyor…

Dünya yeni bir hükmedenin hükmü altına giriyor…

Kan tekrar ılık bir şekilde damarlarda atıyor…

Hücrenin kapısı açıldıktan ve ben dışarı çıkıp sahte gerçeklerin sahte dünyasının köle sakinleri önüne çıkarıldığımda aklımdan bunların geçtiğini biliyorum. İnsanların kalbinin ne kadar yalancılıkla attığının sıcak ve kurnaz gerçeğinin beynimi süslemesine izin verdiğimin yakıcı acısını hissederken bir yandan da güneşin sıcaklığını hissediyor, perilerin ve elflerin şarkısını duyuyor, yüzümdeki gülümsemeyi genişletiyordum. Sahne korkum var, biliyorum, ama insanlara gülücük yayarken korkunun soğuk kılıcını boynunda hissetmenin ne gereği var ki?

…Ve şimdi, herkes benim getirdiğim gerçekliğin önünde mutlu bir şekilde bakarken, ben tekrardan ölümün karşısına gelmiş, her şeyi tüm gerçekliğiyle dinleyen yüzüne bakıyorum. Daha çok küçüğüm. Tüm bunları yaşarken hissettiklerim tarifi bulunmayan bir duygu… Dünyanın tüm varlığını ve benliğini kabullenmiş, hayatın köleleri olan, benliklerinde büyük oldukları yazsa da aslında benden bile küçük olduklarını bilmeyen bu ruhların derinliğine inip kendi gerçeklerimin güzelliğinin derecesini test etmenin zorluğuyla yüz yüze gelmiş olmanın doğurduğu umutsuzluk hissi…

Tüm bunlar anlatmakla bitmeyecek şeyler. Bunları hissetmek için sadece sessiz bir yerde oturup benliğimi dinledim, dünyamda bir gün geçirdim ve dünyayı değiştirdim…

Dünyanın kirli topraklarını parıldayan ormanlara dönüştürmek zor bir iş… Ama benliğimde en büyük yardımcım olan hayal gücü hala yanımda, değil mi? Ölene kadar beni bırakmamasını umduğum hayal gücümle her şeyi başarabilirim…

Sadece bunu kabullenmek için kendimi kapatmam gerekir…

Her şeyin sonunda…

Sonun uzaklaşmayan kelimesini ağzıma aldığımda…

Her şeyin yok olmamasına rağmen benim için bittiğini söylediğimde…

Geri kalan tek şey…

Ben ve…

Sahip olduklarım…


Olur…

İnanç Gerçekliktir

Gerçeklik ve ilişkiler: Biz kendi izlerimizi süren ruhlarız!