Umut dolu yarınlara koşan umutsuz gençlik

Adı umutsuzluk oldu artık yarınların; umutsuz bekleyişlerle, gözlerdeki umutsuz bakışlarla anlayabiliyor musunuz günümüz gençliğinin getirildiği içler acısı durumu?

Umut dolu yarınlara koşan umutsuz gençlik

Umutsuz serüvenin başlangıcı

Genç olmadan önce; hayatı anlamak için zorlu mücadeleler vermeye başlamış, yeni başlayan okullarda yeni bilgiler öğrenmek için can atan ve hiç bitmeyen merakla sorular soran, hayal gücümüzün sınırlarını sonuna kadar zorlayarak bizlere özgü şeyler (diğerlerine göre “anlamsızlığı” ifade etse de bizim için bizi ifade eden) yaratan, oyun oynamaya bayılan ve oynarken de hayata dair birikimler yapmaya başlayan çocuktuk hepimiz.

Sonra çok gördüler bize bu yaşam şeklini, doğamızda var olan bu farklılıkları ve canlılıkları yok etmek için ellerinden geleni yapmaya başladılar, bozuk ve çarpık eğitim sitemiyle ve aslında bu yok ediş hiç bitmeden devam edecek olan umutsuzluk dolu bir serüvenin başlangıcıydı.

Kalıplar koydular önümüze, ezbercilik kolay geldi var olan yaratıcılığı geliştirmek yerine; basmakalıp yöntemler ve sözlerle o çocuk ruhlarımıza hitap etmeden, düşüncelerimizi sormadan birey olma özgürlüğümüzü elimizden aldılar; hayatta başka doğruların olamayacağını ve hayata farklı pencerelerden bakılamayacağını kafamıza vura vura öğrettiler.

Artık sorular sormuyor, merak etmiyor, sadece onların söylediklerini onların istediği gibi yapmayı öğreniyorduk ve sıradanlaşıyorduk

Sonra bu da yetmedi; hepimize yarış atı muamelesi yapıp, yarışmak için sınavlar koydular önümüze; koştuk koştuk… Geleceğimizi seçmek zorunda bırakıldık sınırlı saatlere sıkıştırılan sınav sonuçlarına göre, 17 – 18 yaşında önümüzdeki hayatı planlamaya zorlandık zorunluluklar ve seçimlerle birlikte.

Üniversite sanki tek çıkış kapısıymış gibi gösterildi hayatımızı devam ettirmek için ve zorlu uğraşlar sonucunda tercihlerin göz ardı edildiği bir sistem sonucunda okumak için üniversitelere girdik. Çıkışta ise özellikle bu ülkede üniversite mezunu olmanın iş bulmak demek olmadığı, gençlere yeterince iş istihdamı sağlanmadığı ve işsizliğin çığ gibi büyüyerek devam eden bir sorun olduğu gerçeği yüzümüze sert bir tokat gibi çarpıldı.

Evet, genç diyorlardı artık bize yaşanmamış çocukluğun ardından ve nedense hep eleştiri toplarına tutuyorlardı bizleri.; hem de bizleri bu hale getirenlerin kendileri olduğu gerçeğinden kaçarcasına. Çünkü yıllardır süre gelen siyasi propagandalar, dışa bağımlı ekonomi, eğitim vb. gibi sorunlar ve sorunlara getirilmeyen çözümlerle tekerrür etti yakın tarih.

Gençliğin bazı şanslı kesimiyse, önlerine ısrarla sürülen peşin ve kesin yargılara rağmen, okuyup araştırıp sorgulayarak; sürüden kendini sıyırmayı başardı ve çok yönlü bakarak hayata, hayatı yeniden evrensel doğrular ışığında keşfetmeye başladı. Yıllardır süre gelen “sistemin değişmezliği” fikri hafızasına kazıtılan bu kısır döngüye inatla, aslında değişimi kendinde başlatarak pek çok şeyi değiştirebileceğini fark etti bu kesim. Üstelik de bu kesimin sayısı azımsanamayacak kadar çok.

Gençlik bir topluma hayat veren ve toplumun en önemli kesimini oluşturur. Eski Yunanca’da “gen甓yeni” anlamına gelmektedir. Yani bir toplum ne kadar yeniliklere (yeni beyinlere, yeni girişimcilere, yeni yaşamlara) açık olursa; hem kendi gençliğine gereken değeri vererek onu yüceltmiş olur hem de kendisini geliştirerek çağdaş medeniyetlere doğru yol almış olur.

Bizler aydınlık meşalelerimizle ilerlerken, bizlere fırsatlar verilmese de fırsatları yaratarak anlatacağımız ve değiştireceğimiz çok şeyimiz var


Sürünün parçası haline getirmeye çalışan her bir unsura karşı diretip, aslında gençlerin boş işler peşinde koşmadığını ya da göstermeye çalıştıkları gibi duyarsız ve hiçbir şeyden anlamayan bir topluluk olmadığını; aksine, hem hayat mücadelesini büyük zorluklarla vermeye devam ederken hem de ülke sorunlarının yanı sıra, dünyanın sorunlarını da sorgulayan ve yeni çözüm arayışlarında bulunan, yeni fikirleri hayata geçirmek isteyen girişimci bir topluluk olduğunu insanlığa sergilemeliyiz.

Bunun için yapılması gereken, bizlere biçilmiş umutsuz yarınlara sessiz kalarak boyun eğmek değil; umut dolu bekleyişlerle, üstelik de her geçen gün sayılarımız artarak yol almak; koyduğumuz hedeflere doğru hiç hız kesmeden.

Olur da bu süreçte sizi yıldırmaya kalkarlarsa eğer; Ulu Önder’in yılmayan azmi ve bıraktığı kutsal armağanı   “Gençliğe Hitabe” sizlere örnek olsun. Onun da dediği gibi “Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.” Cumhuriyet’i bizlere emanet eden Önderimize en güzel karşılığı, onun bu emanetine var gücümüzle sahip çıkıp yücelterek göstermeliyiz.


Gençler: İdeal meslek tercihim yok; ne iş olsa yaparım