Susarak yarattığımız canavarlar

Ve Tanrı insanı yarattı. Diğer canlılara vermediği en müthiş özellikle: Akıl! İnsan, güdülerin yanında aklı bildi: Doğru ve yanlışı görmek için. Tanrı; bir kadın, bir de erkekten yarattı. İlahi denge kurulsun diye. Sonra insan bozdu ilahi adeleti; ötekileştirdi, yüceltti erkeği ve bir o kadar küçülttü kadını. Prangalar vurmaya çalıştı kadına. Prangaya vurulan kadın, erkekler doğurdu. Daha çok kadını prangalayacak erkekler üretti. Kendi ezilişini yetiştireceği güçlü erkeklerle kapatmaya çalıştı. Kısaca kendi celladını kendi doğurdu ve yine kendi yarattı. Sonra ne mi oldu?

Susarak yarattığımız canavarlar erkek kadın cinsel istismar çocuklar

Kadın ve erkek

Nefs ikiye ayrıldı: Kadın ve erkek olarak. Kadın kapadıkça kapadı, dizginledikçe dizginledi. Erkek; açtıkça açtı, hoyratlaştırdıkça hoyratlaştırdı. Ardından kırmızı ruj çekici, mini etek kışkırtıcı, dekolte davetkar oldu. Ama bir kez açılınca nefsi arkası geldi. Pantolon dardı, kapalı gizemli, o saatte dolaşanın zaten amacı belliydi. Erkek her şeyi yapmaya haklıydı. Sınır burada bitmedi_ zaten hiç bitmez ki_ Haberler düşmeye başladı hayvana tecavüz edenler, çocuğa tecavüz edenler…. Liste uzar gider ve bir haber düşer ajanslara: Gaziantep’te 9 aylık bebeğe tecavüz!

cinsel istismar

Şimdi soru şu: Kırmızı ruj nerede?

Açık kıyafet, derin yırtmaç, gizemli kapalı, dekolte? Doğru duydunuz 9 aylık bebek! Savaştan kaçan bir aile. Tarlada çalışan ve bebeği tecavüze uğrayan bir aile. Şimdi biri çıkıp cevap verebilir mi: O yerlere göklere sığdıramadığınız, o dinmek bilmeyen erkek nefsi nerede başlayıp nerede biter? Ya o muazzam erkekliğinizin sınırları?

El ele tutuşan çiftleri görünce “Ahlak elden gidiyor.” nidaları atan ahlak bekçileri nerede?9 aylık bir bebeğin neresi davetkar, kışkırtıcı yada cezbedici olabilir? Peki sizleri korkutmuyor mu bu durum? Yer gök inlemesi gerekirken insanların sessiz kalması “Vah vah, kötü olmuş.” diyerek başını çevirmesi, olan biten hiç bir şeyin yadırganmaması, her şeyin normalleştirilmesi yüreğinizi daraltmıyor mu?

Her geçen gün biraz daha çürümemiz sizinde burnunuz direğini sızlatmıyor mu? Son zamanlarda izlediğiniz haberlere dikkat ettiniz mi? Ya da esas soruyu sorarak başlayayım: Artık haber izliyor musunuz? Yoksa sizde “Aman ne yapalım, içimiz şişti.” diyerek Ayşe hanımla Ahmet beyin izdivacı sırasında ki entrikaları daha mı kıymetli buluyorsunuz? Üzgünüm gerçek hayat é…ve sırada ki gelin adayı geliyor eller havaya” diyecek kadar güzel değil!

Mesela tüm bunları yazarken ve de sorarken bir haber daha düştü ajanslara. Bir zatı muhterem der ki: ” Bu tür haberleri yayarak , düşmanı sevindirmeyelim.” Peki ne yapalım? Çekip üstünü kapatalım mı? Hiçbir şey olmamış gibi hayatımıza devam mı edelim? 9 aylıktı o bebek bir önce ki belki biraz daha büyük, bir sonraki belli değil!

Belki senin çocuğum belki yeğenin belki komşunun bebesi belki hiç tanımıyorsun ne fark eder ki? Ne değişir? Çocuklardan bahsediyoruz hatta ağzı süt kokan bebelerden! Bu ayıp yetmez mi bize? Şimdi daha namuslu görünmek adına üç maymunu mu oynayacağız? Çocuklar; geleceğimiz, yarınımız… Çocuklara sahip çıkalım. Çekip kirli ellerimizi üzerinden, Nazım Hikmet’in de dediği gibi Dünyayı çocuklara verelim.

Dünyayı verelim çocuklara

Dünyayı verelim çocuklara hiç değilse bir günlüğüne
allı pullu bir balon gibi verelim oynasınlar
oynasınlar türküler söyleyerek yıldızların arasında
dünyayı çocuklara verelim
kocaman bir elma gibi verelim sıcacık bir ekmek somunu gibi
hiç değilse bir günlüğüne doysunlar
bir günlük de olsa öğrensin dünya arkadaşlığı
çocuklar dünyayı alacak elimizden
ölümsüz ağaçlar dikecekler

Nazım Hikmet


Çocukların dünyayı aldığı günlere…

**

Çocuklar öldürülüyor ey insanlık!

Ümran beş yaşındasın savaşın ortasına doğdun

Minik Ümran ve savaşın utanç tablosu