Ümran beş yaşındasın savaşın ortasına doğdun

Ümran beş yaşındasın. Annen seni bir savaşın ortasına doğurdu. Hem kendini hem de seni yaşatmayı başardı. Büyüdün ve şuan 5 yaşındasın. Çocukluk algın dünya standartlarından oldukça farklı. Sokaklarında koşamadığın, oyun oynayamadığın bir ülken var. Belki şımarmayı, nazlanmayı, gülmeyi bilmiyorsun. Ama ağlamayı bildiğine eminim. 5 yaşındasın. Bomba ve silah seslerini benden çok daha iyi biliyorsun. Savaşı, cinayeti, korkuyu, açlığı ve kanın ne kadar sıcak olduğunu da öyle.

Ümran beş yaşındasın savaşın ortasına doğdun
Fotoğraf: Anadolu Ajansı

Ümran beş yaşındasın bombardımandan kurtuldun betonların arasından çıkarıldın

5 yaşındasın. Giderek yükselen bir ses duydun önce. Sonra aniden kulakların kapandı. Hemen ardından da gözlerin. Aslında gözlerin kapanmadı ama koca ev üzerine çökmüş. Öylece kalıyorsun. Ne sesin çıkıyor ne de kıpırdayabiliyorsun. Belki dakikalarca bekledin orada. Sonra birileri gelip çıkardı seni oradan ve senin hala sesin çıkmıyor. Her zaman kapısından çıktığın evin betonları arasından çıkarıldın.

Kimsenin sokağa çıkamadığı ülkende binlercesi toplanmış çevrene sana bakıyor. Flaşlar patlıyor falan… Umrunda mı? Sonra bir ambulansın koltuğuna oturtuyorlar seni. Yaran sıcacık kanıyor. Belki kaşınıyor. Elini uzatıyorsun başına; acıyor. Dokunamayıp çekiyorsun elini başından. Eline bakıyorsun, kan. Koltuğa silmeye çalıyorsun elini; acıyor…

Ve ben o an ne yapmak istiyorum biliyor musun? Savaşmak. Belki büyüdüğünde senin de isteyeceğin gibi. Hiç çaresiz hissetmiyorum kendimi. Aramızda mesafeler, engeller, korkular mı var? Hiç umrumda değil.

Az biraz inançlı olmaya başladığım şu günlerde O’na  dönüp bakıyorum. Diyor ki; nerede zulme uğrayan biri varsa yardımına git. Hiç ayırt etmeden, tereddüt etmeden, korkmadan git. Ve zulmü yok edene kadar gerekirse savaş. Ölene kadar ve yaşatana kadar savaş. Bunları düşünürken nerede savaşacağımı şaşırıyorum inan. Yemen, Bağdat, Musul, Kabil, Gazze… Nereye koşayım? Kariyer planları yapmak, siyaset tartışmak, muhabbet etmek… Şu an bunları buraya yazmak bile o kadar anlamsız geliyor ki senin yaran kanarken.


Ne işimiz var huzurlu evlerimizde senin canın yanarken? Bilmiyorum. Nasıl hakettik bu huzuru ve sen nasıl mahkum oldun böyle bir cezaya inan bilmiyorum. İnanmıyorsak da insanlık onurumuz için orada olmalıydık.

İnan çok fazlayız ama senden çok daha fazla korkuyoruz. Umarım büyüme şansın olur ve seninle bir hal çaresine bakarız tüm bunların.


Hande Kader için adalet: Ses ver kampanyası

Minik Ümran ve savaşın utanç tablosu

Organize kaçış planı